EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLD

385

Sâye-i âlînizde talebeleriniz kalemlerinden hânedânımız ve isimlerimizi duyunca, görünce, lâyık olmadığımız bu şerefi şu âciz şahsımıza münâsib görmediğimiz gibi, cevab da yazmaya cesâret edemiyoruz. Mâdem nûr dâhîsisiniz, bizleri akrabalığa kabûl eden babamızsınız, mektûblarında bizleri hâtırla satırlara yazanlara yerimize siz muhterem Üstâdımız cevâbda bulunmanızı ricâ eder, el ve ayaklarınızı öperek zât-ı nûrânîniz için hangi virdleri okursak şifâ ve makbûl olacağını bildirmenizi istirhâm ederiz efendimiz hazretleri.

Pür-kusûr, çok günâhkâr, Çalışkanlardan Hasan Köleniz

(Sabrî kardeşimizin bu samîmî mektûbundaki garîp ve zarîf duâsına nûrun hâs şâkirdlerini şefâatçi yapması güzeldir. Lâhika’ya girsin.)

(131)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Mürşidim Efendim Hazretleri,

Benim gibi âciz ve günâhkâr kemter bir mahlûka göndermiş olduğunuz kıymetli mektûbunuzu aldım. Derecesiz memnûn oldum. Cenâb-ı Allâh, nasıl ki bu dünyada bu mel‘anet

386

akıntısının şerrinden bizleri kurtarmak için siz gibi büyük bir Üstâdımızın himâyesine vermişse, âhirette de yine cümle Risâle-i Nûr talebelerini Risâle-i Nûr hürmetine, bizi Peygamber Efendimizin Livâü’l-Hamd sancağı altında ve sizin himâyeniz altında bir araya cem‘eylesin. Âmîn Âmîn. بِحُرْمَةِ الْقُرْاٰنِ وَاَسْرَارِهٖ وَاَنْوَارِهٖ وَبِحُرْمَةِ سَیِّدِ الْمُرْسَلٖینَ

وَبِحُرْمَةِ bin dört yüz seneden beri dünyayı ışıklandıran Nûr-u Kur’ânı ortadan kaldırmak maksadıyla bu azîz vatanın yavrularını küfr-ü mutlaka çevirmek isteyen karanlığa karşı bizleri kurtarıp nûr yoluna çeviren Risâle-i Nûr’un ilk teşkîlâtı; وَبِحُرْمَةِ Allâh rızâsı için dünyada bir kardeşlik-i uhreviyeyi te’mîn maksadıyla başka bir dünyevî gāyesi olmayarak فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ altı ay Eskişehir Hapishânesi’nde yatanların; وَبِحُرْمَةِ Denizli Hapishânesi’nde Risâle-i Nûr kahramanı ve Denizli Hapishânesi’nin ve kabristânının şehîdi, dünyada Risâle-i Nûr uğruna canını fedâ ederek ve âhirette de Risâle-i Nûr talebelerinin derecelerini müjdelemek için ve onlara şefâat etmek için Risâle-i Nûr uğruna canını fedâ eden Hâfız Alî’nin rh وَبِحُرْمَةِ Denizli Hapishânesi’nde ve Denizli vilâyetinde Medrese-i Nûriyeyi vücûda getiren ve bîgünâh; ve hiç bir cürme mâlik olmadığı hâlde sırf Allâh rızâsı için dokuz ay yatanların; ve Hasan Feyzî gibi Risâle-i Nûr’un sırlarına vâkıf olan kardeşimizi kazananların; وَبِحُرْمَةِ Âyetü’l-Kübrâ’yı Asâ-yı Mûsâ

387

nâmını veren, nasıl ki Asâ-yı Mûsâ, evvelki Firavun’un bütün tılsımlarını ve sihirlerini zîr u zeber etmişse, şimdiki Firavun’un da bütün dinsizliğini, mürtedliğini öylece zîr u zeber etmeye sebebiyet vermek için Asâ-yı Mûsâ’nın Mecmûası’nın tab‘ olmasında fevkalâde başarı gösteren talebelerin ve basılmasına sebep olan Tâhirî kardeşimizin; وَبِحُرْمَةِ Üstâdımızın âşığı olan dâimâ âlimâne Risâle-i Nûr talebelerini cûş u hurûşa getiren ve dâimâ Lâhika’ya geçen Halîl İbrâhîm kardeşimizin; وَبِحُرْمَةِ Risâle-i Nûr teşkîlât-ı esâsiyesinden bu güne kadar büyük Üstâdımızın Risâle-i Nûr’un deryasından fışkıran feyzini alıp bütün talebelere günü gününe yetiştiren ve bu yüzden bütün talebelerin daha ziyâde nûra çalışmasına sebebiyet veren ve canını ve malını ve gençliğini bu yolda fedâ eden azîz ve sıddîk kardeşimiz Husrev’in; وَبِحُرْمَةِ Risâle-i Nûr başlangıcından bugüne kadar fevkalâde Üstâdımızın hizmetinde bulunan ve Risâle-i Nûr uğrunda iki sefer hapse giren ve Lâhika-i Nûriye’de ismi yazılan azîz sıddîk kardeşimizden Re’fet ve Rüşdü’nün; وَبِحُرْمَةِ aslı Sinoplu olup tedâvi için İstanbul’a gelip, İstanbul doktorlarının tavsiyesiyle Aydın’a gelen ve Aydın’da bir tüccâr dükkânına girmesiyle masanın üstünde duran bir Risâle-i Nûr’u okur okumaz derhâl ma‘nevî kuvvetli bir şifâ görmesiyle, benim için çâre-i necât Risâle-i Nûr’a hizmettir diyerek derhâl Isparta’ya giderek ve bu risâlelerin sâhibi olan Üstâdımızı

388

hiç görmediği hâlde, Eskişehir Mahkemesi hakkında gāyet ma‘nîdâr, gāyet kıymetdâr bir müdâfaanâme yazan ve bugüne kadar da bütün hayât-ı dünyeviyesini Risâle-i Nûr uğruna fedâ ederek elyevm çalışmakta olan kardeşimiz Hasan Âtıf’ın;

وَبِحُرْمَةِ sekiz sene Kastamonu’da Üstâdımız hazretlerine hizmet eden Kastamonu talebelerinin; وَبِحُرْمَةِ İnebolu kardeşlerimizin; وَبِحُرْمَةِ Emirdağı’nda Üstâdımıza candan yardım eden vefâkâr kardeşlerimizin; وَبِحُرْمَةِ daha isimlerini bilmediğimiz bütün talebe kardeşlerimizin ve bundan sonra daha ne kadar gelecek talebe varsa, nasıl ki Risâle-i Nûr sonra çıkacak olan Mehdî-i Resûl’e baktığı sırrını ifşâ etmiş ise, Şeyh Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin bir risâlesinde, 309’da doğan çocukların Mehdî-i Resûl’ü göreceklerini haber veriyor. İnşâallâh biz Risâle-i Nûr ordusu, bu ordu-yu nûriye, sonra gelecek Mehdî-i Resûl’ün askeriyiz. Ve onun için fedâ-yı cân etmeye hazırlanıyoruz. Üstâdım efendim hazretleri.

Benim gibi tahsîl ve terbiyesi hiç olmayan sizin ve Risâle-i Nûr’un feyzî sâyesinde bugün okur yazar olduk. Biz âcizler böyle yazılar ile sizi meşgūl ve râhatsız ediyoruz. Bu husûstaki kusurumuzun affını dilerim. Burada başta Vehbî Hoca olmak üzere umûm hocalar bilmukābele selâm ile arz-ı hürmet ederler. Ve bütün talebeler el ve ayaklarınızdan öper, duânızı bekleriz efendim.

Çok günâhkâr köleniz Mehmed Sabrî

389

(Baba oğul Mehmed Çalışkan, Keçel Geylan’ın bir küçücük fıkralarıdır)

(132)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ الْقُرْاٰنِ

Çok Azîz, çok Kıymetdâr, çok Mübârek, çok Müşfik Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Evvelâ istifsâr-ı hâtırla mübârek el ve ayaklarınızdan öperiz. On dördüncü asrın emsâlsiz zulüm ve zulümâtına karşı çıkan Risâle-i Nûr ve siz sevgili Üstâdımız, bugün artık Lillâhi’l-hamd muvaffak olmuştur. Yirmi seneden beri Hurûf-u Kur’âniyenin sönmesi için vurulan darbeler tamâmen akîm kalmıştır. Bugün artık nûrunuz sâyesinde, tekrar Kur’ân okumak için mahallelerde kadınlar ve erkekler tarafından okutulmaya başlamış, bir çok kadın erkek, genç ihtiyâr, çoluk çocuk vardır. Fakat bununla beraber yüreklerimizi yakan birşey varsa, o da siz sevgili Üstâdımızın dâr-ı bekāya bizleri bu zulmetli dünyada bırakıp da gitmeniz olacaktır. Yine kalplerimiz ağlayarak Hasan Feyzî ağabeyimizin söylediği şu mısrâ‘ları tekrârlıyoruz çekilip nûr-u hidâyet yine zindan olacak, yine firkat, yine hasret, yine hüsrân olacak bu mısrâ‘ın ma‘nâsını düşündük.

390

Âhirzamanın bir Rahmeten-li’l-âlemîni olan Risâle-i Nûr’un müellifi siz sevgili Üstâdımız dâr-ı bekāya teşrîf ettikten ve nûr güneşi çekildikten sonra, biz gibi körler nasıl yolumuzu göreceğiz diye hâtırıma geldi. Fakat yine Hasan Feyzî Efendi kardeşimizin cesed ve beden kınından çıkan rûh kılıncı bütün kuvvetiyle fa‘âliyete geçecektir cümleleri bizi biraz teselli edebildi. Mübârek Üstâdımız efendimiz, yine kalbimiz ağlıyor. Nûr çekildikten sonra ne olur bizim hâlimiz diye hazînâne düşünüyoruz. Bu husûsta duâlarınızı çok ricâ eder. Ve duâ defterinden silinmememizi yüksek şefkatinizden yalvarırız. Ve yine hizmet-i mübârekenize Ceylan’ın gitmesi için lâzım gelen ma‘nevî işlerin görülmesini dileriz.

Çok kusûrlu ve âciz ve günâhkâr talebeleriniz Mehmed Çalışkan, Keçel Geylan Ceylan

Lâhikaya geçsin 133

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Pek Muhterem Üstâdım,

Âh, mübârek Üstâdım, Emirdağı’nda iki cihân serveri Resûl-ü Ekrem’in bir vârisiyle ve Kur’ân-ı Azîm’in muazzez nûruyla karşılaştığıma halk edici Rahmân’a hesabsız şükürler olsun. Yalnız lâyık olan hürmeti îfâ edemediğimizden affımızı dilenirken,

391

bütün arkadaşlar da birlikte bu uğurda canlarımızı kurban etmeye hazırız. Geçende rüyada doğacak çocuğun adını Saîd konmasını emretmişsiniz, müsâadeniz var mı? Sûikaste cür’et gösteren gürûh-u nâriyenin Allâh her birisinin belâsını versin. Zehirin dâhil-i beden olduğunu hissedince âcizin bildiği tedbîr, bir okkaya yakın tuzlu ılık su; veya beş on aded yumurta akı içmeli, kustursun. Arkasından yani kayettikten sonra, müshil için Hint yağı almalı. Gerçi panzehiriniz Mâşâallâh, Bârekallâh, bunlara ihtiyâç bırakmıyor.

Yakından bütün hizmetinizi yapmaya ve el ve ayaklarınızı hürmetle öpmeye meftûn duânıza müştâk ve muhtâç âciz zavâllı talebeniz Emirdağlı Hayrî

(134)

Lâhikaya girsin

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Sevgili Üstâdım,

Cenâb-ı Hakk’a yüz binler şükür olsun ki, her yerde nasıl ki Risâle-i Nûr kerâmetini göstermiş ise, burada da büyük bir câmi‘in hem hatîbi, hem de imamı olan Hâfız Mehmed, iki seneden beri herhangi bir işte ve yazıda eli titriyordu. Risâle-i Nûr’u yazmasıyla elinin titremesi derhâl durmuş. Evimize geldi. Ve bizi

392

müjdeledi. Ve bir de Mollâ Fethullâh kardeşimizin yazmış olduğu İhlâs risâlelerinden birisini siz Üstâdımıza takdîm ediyoruz. Kabûlünü ricâ ederiz.

Ilgın’da genç birisi eski yazı ile hiç alâkası yok, yalnız ibtidâî tahsîli görmüş. Mehmed Abdulmetîn isminde sizinle bir sefer evvelce görüşmüş olan Nebî isminde bir kardeşimiz, o genci bize getirdi. Birinci olarak bu iki kardeşlere yalnız Risâle-i Nûr’dan Siracü’l-Gāfilîn’i verdik. Bu genç Abdülmetîn ismindeki kardeşimiz, Siracü’l-Gāfilîn’den yeni hurûfla birkaç nüsha yazarak ve onun feyzinden doğan birkaç satırlık şiirini beraber siz Üstâdımıza gönderilmesi için bize göndermiş. Biz de bunu siz büyük Üstâdımıza gönderiyoruz. Abdulmetîn’in Gençlik Rehberi hakkındaki şiirini buraya yazıyoruz.

1

Sensin bize bu fânîde doğru yolu gösteren

Sensin bütün gençlere o ilhâmı veren

Seni okuyan kimsenin kalbine girer kerem

Sen şifâsın derdlere ey Sirâcü’l-Gāfilîn.

2

Cehâletten ayrılmak onu okumak demektir

Okudukça okumak ayrı bir zevk demektir

Seni okuyan kimse eğri yoldan çevrilir

Doğru yolun önderi ey Sirâcü’l-Gāfilîn.

393

3

Seni yazan ellerin ben de olsam türâbı

Görsem bir kez cemâlin şu fânîden geçmeden

Rabbim nasip eylesin şu kısa bir zamanda

Sensin bize yardımcı ey Sirâcü’l-Gāfilîn.

4

Ebedî dünyasını mes‘ûd eder okuyan

Bîçâredir ne yazık okuyup da tutmayan

Gāfilliğin sonu gelmez gireceğiz hep yere

Al ilhâmı Kur’ân’dan gelmesin cismin yere.

5

Kulun Mehmed derdini ancak böyle söyledi

Derdlerine şifâlar senden taleb eyledi

Gamı gitmez bu fânîde hiç kimsenin bir zaman

Ebedîde rahmet eyle yoksa hâlimiz yaman.

Çok muhterem huzûra Siracü’l-Gāfilîn’den aldığım ilhâm üzere âcizâne yazdığım birkaç beytin kabûlünü ricâ eder, ellerinizden hürmetle öperim efendim.

Duânıza muhtâc kardeşiniz Mehmed Abdulmetîn

394

(135)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Çok Mübârek Üstâdım Efendim,

Bendeniz âciz, burada Risâle-i Nûr’un Çalışkanları ağabeylerimin meziyetleriyle iftihâr etmekteyim. Cenâb-ı Hakk sizin ve Risâle-i Nûr’un hürmetine bu husûsta maksadıma muvaffak eyler İnşâallâh. Benim nûra karşı hadsiz ebedî hürmetimi îzâh etmeye liyâkatim olmadığı için, çok hatâlarım uzun yazmaktan vazgeçirdi. Çalışkanların nûrun hürmetine asker olmaklığımla beraber, kısmen âcizâne Risâle-i Nûr vazîfemi elimden geldiği kadar îfâ etmeye çalışan çok kusûrlu bîçâre âciz talebeniz binler selâm ve binler hürmetlerimi sunar, mübârek el ve ayaklarınızdan öperim efendim hazretleri

Günâhkâr âciz talebeniz Mehmed Eşref

(136)

Lâhika’ya girsin

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Medâr-ı hayrettir ki, ben bugün niyet ettim ki, Zekâî’yi soracağım ne hâldedir diye, Husrev’e yazacaktım. Birden onun bu fıkrası elime verildi. Niyetim cevâbını aldı.

395

Azîz Üstâdıma;

1

Sabî iken âşikârdı hak yolunun râhîsi

Olacakmış en sonunda nûr-u âsârın dâhîsi

Öpmüş alnından rüyada hak dininin bânîsi

Bu sırdan hasımdı ona zındıkların âdîsi.

2

ezelden ufuklara, semâlara, a‘lâya

Âşık idin sürüklendin menfâlara, hücrâya

Hikmet-i Hakk zindanlara Hakk emrini îfâya

Girmiş idin sandı hasmın mahkûm olur i‘dâma.

3

Her çileye şükredip, hem cefâlara katlanan

Her hasmına acıyarak yol gösterip ağlayan

Ehl-i îmân yarasına tiryâkları bağlayan

Sendin Üstâd hem hayatı fânîlere satmayan.

4

Emr-i Hakk’ı lâyıkıyla bilâ-pervâ yazdın sen

Hak yolunda kaleminle mezârını kazdın sen

Gam-ı cihânî içinde iken bize nûrlar saçtın sen

Binler îmân ehlinin de duâsını aldın sen.

396

5

Fânî dedin, geçer dedin, mihnetleri zevk ettin

Zâlim zındık hepsi sana zulmetti de şükrettin

Alçak eller on tecrübe zehirledi hazmettin

Cevşen-i behâ iksîriyle te’sîrini def‘ettin.

6

Lâkin şimdi şu son günler, şu acılı zamanda

İftihârla vazîfe son, işin bitti ma‘nâda

Bir vasiyetnâmenizle karşılaştık bir anda

Hazân oldu bir cihân alevlendi bu canda.

7

Şâkirdlerin rûhu hasta bu acılı haberden

Yaş yerine kan akıtıyor gözlerinden kederden

Zekâî’nin derdli başı bu cihân-ı elemden

Sana bedel kurban gitsin söz al Üstâd ecelden.

8

Her risâlen bir üstâddır, Üstâd olur nûr-u sözler

Gavs-ı a‘zam, İmâm-ı Alî, seni gözünde gözler

Her şâkird ve ehl-i îmân bunu kalbinden özler

Defterinde okunsun bu îmân veren hak sözler.

9

Hasmın gönlüne düğüm, siz müsterih, biz ölgün

Vasiyetin hükmüne münkādız bizler her gün

397

Vazîfende kazandın ki âşikâr oldu bugün

Hakk’tan da umarız ecelden en şânlı bir düğün.

10

Dûr olmamak dünya gibi ukbâda dileğimiz

Bizi gönder, bizi gözet, günâhkâr her birimiz

Âşikârken nihân olmak zâhirî elemimiz

Bizi bekle azîz Üstâd, bîçâredir hepimiz.

11

Her an günâhkâr Zekâî her an emrine münkād

Ölüme müştâk olduk irşâdınla azîz Üstâd.

Risâle-i Nûr’un kusûrlu hâdimi Zekâî

[137]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ بِعَدَدِ حُرُوفِ مَا كَتَبْتُمْ وَتَكْتُبُونَ مِنَ الرَّسَٓائِلِ النُّورِیَّةِ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدَ الْاٰبِدٖینَ اٰمٖینَ

Azîz, Sıddîk, Fa‘âl Kardeşlerim, bu Dehşetli asırda Mükemmel Tesellîlerim ve Vârislerim,

Sizin fevkalâde sa‘y ve gayretiniz, Isparta ve civârını bir geniş Medresetü’z-Zehrâ’ya ve bir Câmiü’l-Ezher’e çevirdiğine bir delîl de, bu defʻa matbaacıları da hayrette

398

bırakan yazdıklarınız, Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’ndan yirmiden ziyâde mükemmel tevâfuklu nüshalarını bu yarım ümmî kardeşinize göndermenizdir. Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn sizlere ve yazanlara ve yardım edenlere her bir harfine mukābil bin rahmet eylesin. Ve binler meyve-i cennet ihsân etsin. Ve yüzer hasenât defter-i a‘mâlinizde yazdırsın. Âmîn Âmîn Âmîn

Ben onlara baktım, kalbime geldi ki: Bu kahramanların şimdi de bir mükâfâtları yok mu?

Birden ihtâr edildi ki: Onlar bu mecmûayı yazmakla, feylesofları susturan, îmâna getiren kuvvetli bir ders-i îmânîyi en evvel kendi kendine tâm okuyorlar, ma‘nevî bir hazîne kazanıyorlar. Hem onların nüshaları, pek çokların îmânlarını kurtaracaklar veya îmâna gelecekler. Bir hadîste vardır ki: Bir tek adam seninle îmâna gelse, sahrâ dolusu kırmızı koyundan daha hayırlıdır. Hem onlar bu mübârek kalemleriyle, eski zamanda İslâmiyet’in büyük mücâhid kahramanlarının kılınçlarının kudsî hizmetlerini görüyorlar. Elbette istikbâl, onları ve Nûrcuları çok alkışlayacak.

Sâniyen: Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nın başında, bu gelen ve çizgi ile işâret edilen fıkra yazılsa münâsibdir. İsteyen, bu mektûbun başındaki kısmını da beraber yazabilir.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç