
SAYFA 317
(106)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدَ الْاٰبِدٖینَ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Bu def‘a nûrun lüzûmlu zamanında santrali Hulûsî-i Sânî, tâm bir Abdülmecîd, Sabrî’nin birinci muhâtabı, Hulûsî’nin Kars’a gitmesini yazıyor. Ben o kardeşimizin nûrun bir ma‘nevî kumandanı olarak ehemmiyetli cebhelere bir dest-i hikmet tarafından çok yerlere gönderildiğini görüyordum. Şimdi en ehemmiyetli cebhe gittiği yerdir.
Sabrî yazdığı Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı ona göndermek istiyor. Siz münâsib görseniz, Hulûsî’yle muhâbereden sonra o da lüzûm görse, hem ihtiyât etmek şartıyla gönderirsiniz. Benim tarafımdan ona çok selâmla dâimâ onu nûr hizmetinde biliyorum. Birinci safta muhâtablardandır. Abdülmecîd’in oğlu Nihâd dahi orada askerdir işittim. Sabrî’nin mektûbuyla beraber Gökdere Mustafa’nın bir mektûbu var. Risâle-i Nûr’a tâm alâkadâr ve çalıştığını yazıyor.
Hem küçük Tenekeci Mehmed nâmında birisinin hayırlı bir rüyası var. İkisine de selâm ederim. Mustafa’yı tebrîk eder, o Mehmed’e hayırdır İnşâallâh derim.
SAYFA 318
Nazîf bana gönderilecek olan Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı hangi vâsıta ile göndereyim der. Siz ona yazın ki, size göndersin. Siz de bana gönderiniz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Umûmunuza birer birer selâm ve selâmetlerinize duâ edip duâlarınızın te’sîrini her vakit gören kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
(107)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk, Hâlis Kardeşlerim,
Lillâhi’l-hamd duânızın berekâtıyla zehirli hastalığın tehlikesi geçti. Gerçi çok sıkıntı veriyor. Fakat hem duânız, hem mektûblarınız tâm bir tiryâk ve mükemmel bir merhem oluyor. Verdiği sürûr o sıkıntıları hiçe indiriyor. Bu def‘a nûr gül fabrikasının en eski erkânlarından olan Kâtib Osmân’ın hakîkî üstâd-ı olan Risâle-i Nûr şahs-ı ma‘nevîsine hitâben ve ara sıra bu bîçâre kardeşini içine aldığı bu mektûbunu Lâhika’ya ve Sikke-i Gaybiye’ye geçirdik. Ve size de sûretini gönderdik. Hem fevkalâde sadâkatiyle ve gayretiyle İnebolu’yu bir küçük Isparta hükmüne getirmeye ehemmiyetli bir vesîle olan Ahmed Nazîf’in mektûbu bizi çok mesrûr eyledi.
SAYFA 319
Orada hem Risâle-i Nûr’un, hem Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nın fütûhâtı ve terakkîsi ileri gittiğini bildiriyor. O mektûbun ehemmiyetli parçasını orada sarsılmayan sebâtkâr kardeşlerimizin nâmına Lâhikaya kaydettik. Size de sûretini gönderdik. Hem Kâtib Osmân’ın ve Sabrî’nin ve Feyzî’nin yeni fıkraları buradaki şâkirdleri şevke getirdiklerinden, biri Mustafâ, biri Ceylan buranın talebeleri nâmına iki kasîdecik yazdılar. Size de gönderdik.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Umûm kardeşlerime selâm ve duâ ve istid‘â eden Saîdü’n-Nûrsî
Kâtib Osmân’ın Mektûbudur.
Bu mektûbda muhâtab Risâle-i Nûr’un şâkirdlerinin şahs-ı ma‘nevîsi olarak kabûl ettim. Yoksa ehemmiyetsiz şahsım i‘tibâriyle haddim değil
Saîdü’n-Nûrsî
(108)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Ey semâvât ve arzın halîfesinin sevgilisi Ve ey Nebiyy-i Zîşân Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretlerinin vekîli Ve ey Hazret-i Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın dellâlı
SAYFA 320
Ve ey Risâle-i Nûr’un tercümanı Ve ey Sahâbe-i güzîn efendilerimizin yârânı Ve ey bütün ehl-i îmân ve İslâm’a yardımcı Ve ey bütün emvât-ı müslimînin rûhlarına duâcı Ve ey Cemâlullâh’ı müşâhede edip fânî dünyanın başka hüsünlerine perestiş etmeyen
Ve ey Cennetü’l-Firdevs niʻmetlerini görüp dünyanın niʻmetlerine aldanmayan Ve ey bâkî ve nûrânî bir âlemi seyredip fânî ve dağdağalı fırtınalı zulmetli elemli firâklı dünya âlemine hiç ehemmiyet vermeyen Ve ey şu fânî dünyada açlıktan ölmeyecek kadar bir rızık ve soğuktan müteessir olmayacak kadar bir elbiseden başka bir şeye tenezzül etmeyen
Ve ey bütün ömrünü ehl-i îmân ve İslâm’ın dünya ve âhirette selâmetleri için Risâle-i Nûr’a fedâ eden Ve ey şu Âlem-i İslâm diyârı olan Anadolu’muzu şu dağdağalı fırtınalı zamanda mübârek duâsı ile ve yazdığı mübârek eserleri olan Risâle-i Nûr ile bir Sefîne-i Nûh gibi semâvî ve arzî âfâttan izn-i İlâhî ve himmet-i Peygamberî ile kurtaran çok mübârek, çok sevgili, çok kıymetdâr, çok hamiyetli, çok merhametli, çok şefkatli Üstâdım efendim hazretleri
İrsâl buyurmuş olduğunuz vasiyetnâmeniz, biz âciz, kusûrlu, günâhkâr talebenizin gözlerini kanlı yaşlar ile doldurarak ağlattı. Ve el’ân gece
SAYFA 321
gündüz ağlamaktayım. Ve bu vasiyetnâmeniz, kalbimize bir mufârakat ateşi saçtı ki, artık bu ateş kalbimizde kıyâmete kadar sönmeyip yanacaktır. Ve Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn bu dünyada pek çok kusur ve günâhlarımız olduğu hâlde, Risâle-i Nûr gibi pek büyük eserleri elimize vererek siz mübârek Üstâdımıza talebe yaptığına hadsiz şükürler ederek, başta Hazret-i Kur’ân-ı Azîmüş-şân ile Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafâ Sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizi ve Risâle-i Nûr’u şefâatçi yaparak, âhirette de umûm kardeşlerimiz ile birlikte Nebiyy-i Zîşân Efendimiz Hazretlerinin mübârek Livâü’l-Hamd Sancak-ı Şerîfi altında toplanmaklığımızı Cenâb-ı Hakk’tan temennî ve niyâz ederim.
Ve Cenâb-ı Hakk, ömrünüze lütfundan ve kereminden daha pek çok seneler ilâve ederek, Kur’ân’ın nûrundan yeryüzüne daha bir çok nûrlar saçmanızı ihsân buyursun. Âmîn Âmîn Âmîn.
Ve biz âciz kusûrlu talebelerinizde olan hakkınızı helâl etmenizi gözyaşlarımızla temennî ederek mübârek el ve eteklerinizden öperim efendimiz hazretleri.
Dâimâ hasret ve müfârakat ateşiyle kalbi yanan
Kusûrlu talebeniz Kâtib Osmân
SAYFA 322
[Ahmed Nazîf’in Bir Fıkrasıdır]
(109)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Çok Azîz, çok Kıymetli, Müşfik, Üstâdım Efendim Hazretleri,
Nûr havzasının lemaât ve şuââtından himmet ve duâlarınızla dâimâ ve peyderpey feyz almaktayız. Ve emr-i Üstâdânelerini inkıtâ‘sız bizlere ulaştıran nûr fabrikası mübârek kahramânlarına şükrânlarımızla minnetdârlığımızı arzederiz. Başta Üstâdımız olarak Cenâb-ı Hakk cümlesinden ebediyen râzı olsun. Âmîn.
Sevgili Üstâdım, muhîtimizde Risâle-i Nûr’un intişâr ve inkişâfı gün geçtikçe artmaktadır. Bilhassa son günlerde tab‘ işinin geri kalması ile bu kudsî hizmetin talebelerin kalemlerine tahsîs buyurulması gibi çok yüksek ve çok mübârek ve hem çok feyizli hem çok sümbüller vermesi, hem maddî terakkiyât ve Medrese-i Nûriyedeki tahsîlini ikmâl gibi dünyevî ve uhrevî menfaâtli bu kudsî ve mübârek hizmetin îfâ ve ikmâli için kalemlere sarılarak hummâlı bir fa‘âliyetle şevk ve aşk ve sürûrlarla Asâ-yı Mûsâ as Mecmûası’nın yazılmasına ve birer nüsha Üstâdlarına hediye etmek şerefini kazanmak için, talebeleriniz yekdiğerleriyle
SAYFA 323
âdetâ rekābetli müsâbakalar derecesinde çalışılmakta olduğunu gördükçe, dünyalar kadar sevinç ve sürûrla müferrah ve mes‘ûd oluyoruz. Ve bu uğurda, yani Risâle-i Nûr’un terakkî ve teâlîsi ve inkişâf ve intişârı yolundaki herhangi bir husûsî ve umûmî ve yakînî rekābetlerden iftihârla zevk ve haz duymaktayım. Cenâb-ı Hakk’ın inâyetiyle ihsânâtına hadsiz ve nihâyetsiz şükürler olsun ki, lâyık olmadığım hâlde günâhlarla mülevves bu âdî şahsımın böyle mübârek ve kudsî hizmet-i nûriye-i îmâniyeyi; ma‘nevî kazanç sevdâ ve aşkına ma‘tûf rekābetin şirket-i ma‘neviye sırrıyla muhîtimizde intişâr ve yerleşmesine bir vâsıta olunmaklığım gibi nihâyetsiz ve hudûdsuz ihsânât-ı İlâhiyeye mazhariyeti gibi, yolunda bulunduğumuz bu mübârek ve kudsî hizmetin nûrlu âleminde son nefesime kadar istihdâm olunmaklığımı niyâz ediyorum.
Hâşâ, hiç bir kardeşimi kıskanmak değil, belki takdîrler ve takdîsler ve tebrîklerle teşcî‘ ve teşvîk ediyorum. Cenâb-ı Hakk hayırlı muvaffakiyetler ve Üstâdımızın kudsî duâlarına mazhar eylesin. Âmîn.
Kıymetli Üstâdım, Bu havâlîde de bazı gizli desîseler, hileler, Nûrculardan halkı uzaklaştırmak siyâseti ta‘kîb edildiği maalesef devam etmekte ise de, talebeler arasında herhangi bir bâtıl te’sîre kapılarak za‘fa düşecek veya bu mübârek hizmetten çekilecek hiç bir arkadaş yoktur Ve olamaz.
SAYFA 324
Nûrun hakîkî lezzetini tatmış olan kardeşlerimiz, tâm ve sarsılmaz îmâna mâliktirler. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz ve nihâyetsiz hamd-ü senâlar olsun ki, siz sevgili Üstâdımız ve mübârek nûr fabrikası başımızda ve kudsî ve elmas kılınçlı Risâle-i Nûrumuz elimizde bulundukça, İnşâallâh hiç bir zındıka, mülhid ve ehl-i bid‘anın ve fırka-i dâllenin şuûrsuz, câmid, kör kuvvetlerinin şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da te’sîrsiz olacağı gibi, dâimâ mağlûb ve makhûrla, zelîlâne ric‘atları olacak değil îmânımıza, ihlâsımıza zarar veya zaaf, belki bir عُرْوَةُ الْوُثْقٰی ve bir حَبْلُ اللّٰهِ sırrıyla çok muhkem ve kopmaz bir zincirle o mübârek râbıtalarımızı takviye etmektedir. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی
Ey Yüce Üstâdım ve büyük rehberim, tab‘ın adem-i muvaffakiyeti ile, teessürü ile zedelenen kalplerimizi tedâvi ve nûrla techîz ve tezyîn eden Asâ-yı Mûsâ as Mecmûası üzerinde el ve makine ile eski ve yeni hurûfâtla liyâkatsiz matbaacılara mukābil, liyâkatli talebelerin elleriyle yazılması emrinin ne kadar şefkatli ve menfaâtli ve merhametli bulunduğunu mecmûanın yazı hizmeti ilerledikçe artan şevk ve gayretlerimizden anlaşılmaktadır
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Günâhkâr ve çok kusûrlu ve dâimâ afv ile
duâlarınıza muhtâç Hizmetkârınız Ahmed Nazîf Çelebi
Bu kelimeyi Üstâdımız yazmış.
SAYFA 325
(Emirdağı Risâle-i Nûr talebeleri nâmına Mustafâ’nın fıkrasıdır)
(110)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Muhterem ve Mübârek Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Nûr deryasından almış olduğum bir zerre feyzî bildirmek için şu kusûrlu yazılarımı huzûr-u âlîlerine sunuyorum. Kusurlarıyla kabûlünü ricâ eder, mübârek el ve ayaklarınızdan hürmet ve hasretle öperim.
Hoş geldin bizlere sen zulmetleri yıkan nûr,
Safâ geldin bizleri candan seven yüce nûr.
Aşkınla ağlamıştık senelerden beri biz,
Nûrunla gülüyoruz işte bugün yine biz.
Bu zamanda bizler hep dalâlete dalmıştık,
Zulmetlerin içinde hemen de bunalmıştık.
Yetiştin imdâdımıza Hakk’a şükürler olsun,
Nûr bahrine dalanların kalpleri nûrla dolsun.
Mübârek Üstâdımızın ömrü çok uzun olsun,
Kurtardı biz âcizleri Hakk ondan râzı olsun.
SAYFA 326
Zulmetleri hep yıktın nûr saçtın ülkemize,
Bunu iyi biliriz Hakkın lütfudur bize.
Kaleminle yüce Nûr, zulmet kabrini kazdın,
Kaleminle yine sen kalplere îmân yazdın.
Hak kitabınla nûr, sen bütün dünyayı gezdin,
Kararan kalplere sen kaleminle nûr yazdın.
Kendin gelmezden evvel nûrun geldi bizlere,
Gösterdin nûrunu sen bizdeki bu gözlere.
Bizler bugün nûrunla yaşıyoruz dünyada,
Yine yarın nûrunla yaşayacağız ukbâda.
Sen bize Hakk’tan gelen, hakîkati söyleyen,
Kötülükleri yıkan, iyiliği bildiren.
Hakkın nûrlu kitabından çıkan büyük bir nûrsun,
Dinsizleri, fâsıkları yakan yüce bir nûrsun.
Vesveseli kalplere îmân veren bir nûrsun,
Seninle meşgūl olan kalpler hakîkati görsün.
Sana sû’-i niyetle uzanan el kırılsın,
Sana sû’-i niyetle söz atan dil bozulsun.
SAYFA 327
Bunu yazan ben değilim, yazdıran sensin ey nûr,
Verdin nûrunu bize, söyleyen sensin ey nûr,
Nûrunu görmeyen kör göz varsa senin yüce nûr,
Açsın gözünü de alsın nûrundan ey yüce nûr.
Mücrim olarak geldim kapına ben yüce nûr,
Şu kemter Mustafâ’nın hâlini bir sen de gör.
Senin kapına lâyık bir hademe değildir,
Fakat gelmiş kapına onu sen artık güldür.
Emirdağı Risâle-i Nûr talebeleri nâmına
Çok kusûrlu âciz Mustafâ
(Emirdağı Çalışkanlar nâmına Ceylan’ın fıkrasıdır)
(111)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Nûrsun gezmek isteriz nûr bölgesinde,
Derdlere dermândır Risâletü’n-Nûr.
SAYFA 328
Cehennemden muhâfaza nûr gölgesinde,
Ateşlerden emândır Risâletü’n-Nûr.
Altıncı Söz’ün aldı fiil-i sıfâtı,
Bizi çok ağlatacak nûrun vefâtı.
Risâletü’n-Nûr kaldırmıştır bütün şübehâtı,
Ey münkire tokat Risâletü’n-Nûr.
Güldür yüzünü, açılsın hava,
Sensin ey nûr, derdlere devâ.
Biz derdli kuluz, sun bize şifâ,
Ey derdlere dermân Risâletü’n-Nûr.
Âciz hakîr geldik senin kapına,
Can vermeye hazırız nûrun yoluna.
Sen imdâd eyle bu hakîr kuluna,
Ey bîçâreye meded Risâletü’n-Nûr.
Kur’ân senin üstâdın, sen Kur’ân’ın tefsîri,
Sensin azîz Üstâdım bu nûrun müfessiri.
Risâlende çözmüşsün binler mechûl esrârı,
Ey tılsımları halleden Risâletü’n-Nûr.
SAYFA 329
Şüpheler sokulamaz, hiç giremez vesvese,
Yüksek sesle ders veriyor hakîkati herkese.
Perdeyi kaldırsa da yüzünü bir gösterse,
Görünür bir nûr-u ekber Risâletü’n-Nûr.
Azîz, Sevgili, Mübârek Üstâdım Efendim,
Diğer hâs kardeşlerimin nûrun hakkında yazdığı yazılardan aldığım bir ilhâmla bu âciz tembel talebeniz bu kadar yazabildi. Kabûlünü ricâ eder, el ve ayaklarınızdan öperim efendim hazretleri.
Çalışkanlar nâmına çok kusûrlu talebeniz Ceylan
(112)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ مَا تَكْتُبُونَ وَتَقْرَؤُونَ فٖی خِدْمَةِ الْقُرْاٰنِ وَالْاٖیمَانِ
Çok Azîz, Tâm Sıddîk Kardeşlerim,
Bu def‘aki dört beş mektûblarınıza husûsî birer mektûbla cevâb vermeye şimdiki hâlim müsâade etmediği için kusura bakmayınız. Kısa bir mektûbla iktifâ ediyorum.
SAYFA 330
Evvelen: Husrev Kardeşim Sizi bu derece müteessir edeceğini bilse idim, zehirli hastalığımı ve vasiyetnâmemi yazmayacaktım. Mâdem inâyet-i İlâhiye ve himâyet-i Rabbâniye devam ediyor. Ve mâdem bu çok azâblı hayattan saâdetli ve bâkî bir hayâta geçmek ta‘ziye değil, belki tebrîke lâyıktır. Ve mâdem te’lîf vazîfesi neşir vazîfesine yerini bırakmış. Ve neşirde binler genç Saîd’ler, Husrev’ler, Abdurrahmânlar çalışıyorlar. Ve mâdem Risâle-i Nûr’un dâimî ve bâkî olan şahs-ı ma‘nevîsi bu bîçâre, âciz, fânî Saîd’den yüz derece ziyâde şâkirdlerine üstâdlık edebilir. Elbette sizin elîm ve hazîn teessürâtınız yerine, tesellîler ve bana sabrı tavsiye ve duâlar ile tahammüle yardım etmek ve beni ta‘zîb eden münâfıkları cehenneme ve gadab-ı İlâhiye havâle etmekle kalben istirâhat etmek gerektir.
Sâniyen: Kardeşim Re’fet, senin Kur’ân’a kuvvetli hizmetin ve nûrlara ehemmiyetli alâka ve irtibâtın, çoklara bir hüsn-ü misâl ve sebeb-i teşvîk olduğunu kat‘î biliyoruz. Husûsen bu def‘a Mu‘cizât-ı Ahmediye asm tashîhinde, yedi çocuğun bahsine, yedi yaşında iken Melîha’nın gelip merâkla dinlemesiyle, tâ o zaman bu çocuk Kur’ân’a ve Risâle-i Nûr’a tâm bir şâkird olacağını bildim. Ve Şükrü Efendi’nin vefât eden yedi sekiz yaşında Hayrunnisâ nâmındaki kızı dahi, Melîha gibi nazar-ı dikkati celbetmiş idi. Şimdi onun bedeline, hemşîresi vazîfesini görmeye başlamış. İnşâallâh öteki iki arkadaşları da onlar gibi hem Kur’ân’a, hem nûrlara