EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLD

306

[103]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Sizin bu def‘a müteaddid mektûblarınıza, râhatsızlık mecbûriyetiyle, bir tek mektûbla iktifâ ediyorum.

Evvelen: Risâle-i Nûr’un kahramanı Husrev, benim bedelime ölmek ve benim yerimde hasta olmak samîmî ve ciddî istiyor. Ben de derim: Te’lîf zamanı değil, şimdi neşir zamanıdır. Senin yazın, benim yazımdan ne derece ziyâde ve neşre fâideli ise, hayâtın dahi hizmet-i nûriyede benim bu azâblı hayatımdan o derece fâidelidir. Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnûniyetle verirdim.

Sâniyen: Şehîd merhûm Hâfız Alî’nin tâm bir vârisi Hasan Feyzî’nin, Denizli hesabına ve o civârda ciddî kardeşlerimizin nâmına yazdığı parlak kasîde ve dördüncü şehnâmesi ve orada dahi şâkirdlerin fa‘âliyetle nûra çalışmaları, benim zehirli, şiddetli hastalığıma bir merhem oldu. Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn’e hadsiz şükür olsun ki, Denizli’yi ikinci bir Isparta ve büyük bir İslâmköy’ü yapıyor.

Evet, hâkim âdil ve Muharrem ve Feyzî ve Hâfız Mustafâ, bir iki senede, yirmi

307

sene kadar hizmet-i nûriyeyi yaptılar. Nûrun şâkirdlerini ebede kadar minnetdâr eylediler. Cenâb-ı Hakk onlardan ve beraberlerinde nûra hizmet edenlerden ebeden râzı olsun, âmîn

Sâlisen: Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından ve Barlalı Marangoz Mustafa Çavuş ve Hâfız Mehmed’in tâm vârisi Marangoz Ahmed’in Medrese-i Nûriye nâmına pek samîmî ve hazîn ta‘ziyenâmesi, beni sürûrla ağlattırdı. Ben de derim: Mâdem o mübârek medresede küçük ve büyük çok Saîd’ler var; ihtiyâr, âciz, vazîfesi bitmiş bir Saîd noksân olsa, ehemmiyeti yok. Hayat-ı bâkiyede mâdem beraberiz, bir muvakkat müfârakat olsa da, sizi müteessir etmesin.

Râbian: Hâkim Âdil’den sonra en ziyâde hakîkî adâlete çalışıp Risâle-i Nûr’un serbestiyetine hizmet eden M, H, R, M en hâs şâkirdler içinde ve benim öz kardeşim ve birinci talebem Mollâ Mehmed ismiyle onun nâmı, duâlarımda ve ma‘nevî kazançlarımda beraberdirler.

Hâmisen: Bu saatte Konyalı Sabrî de Halîl İbrâhîm ve Hasan Feyzî tarzında vasiyetnâmem münâsebetiyle kısa fakat güzel bir kasîde yazmış, Üstâdına çok ziyâde kıymet vermiş. Kendi hüsn-ü zannının parlak âyînesinde, bu bîçâre kardeşine fevkalâde ehemmiyet vermiş. Ve oranın âlimleri pek ciddî nûra çalışmalarını yazıyor.

308

Ben de derim: O Üstâd dediği ve çok kıymet verdiği şahıs ise, Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsi olabilir. Ben de onun nâmına kabûl ettim, Lâhika’ya geçirdim. Hem size de bir sûretini gönderdim.

Merâk etmeyiniz, hastalığım gittikçe hafifleşiyor. Ispartalı Mustafa nâmında bir kardeşimizin samîmî, fakat garîb bir mektûbu, Husrev’in mektûbu içinde vardı. Bu zât hangi Mustafâ’dır, bilemedim. Ona da çok selâm ederim. Acîb rüyası hayırdır, şimdi ta‘bîr edemem.

Umûm kardeş ve hemşîrelerimize birer birer selâm ve duâ ederiz ve makbûl duâlarını isteriz. Hasan Feyzî’nin güzel kasîdesini, bazı kelimeleri ilâve ile Lâhika’ya geçirdik ve size de gönderdik

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

(104)

Konyalı Sabrî’nin Fıkrasıdır.

Sabrî’nin Üstâd dediği benim şahsım değil, belki Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsidir. Ve o ma‘nâ ile kabûl ederim.

1

Gönüllerimizin nûru, sensin azîz Üstâdımız.

Müslümanlığın sürûru, sensin azîz Üstâdımız.

309

2

Her güçlüğe göğüs geren, sevgisini Hakka veren,

Bize nûr yolu gösteren, sensin azîz Üstâdımız.

3

Çalışıp yıllardan beri, ışıklattınız her yeri,

Bu nûrlu yolun rehberi, sensin azîz Üstâdımız.

4

Uzağız şöhretten şândan, bu aşka bağlıyız candan,

Bize her yolda kumandan, sensin azîz Üstâdımız.

5

Adın zikrolur her yerde, varlığın ilaçtır her derde,

Şu münâfıklara perde, sensin azîz Üstâdımız.

6

Mü’minlere temel taşı, îmânların arkadaşı,

Risâle-i Nûr’un başı, sensin azîz Üstâdımız.

7

Sevgin yanar içimizde, yürürüz açtığın izde,

Bu aşkı yerleştiren bizde sensin azîz Üstâdımız.

8

Canlarımız olsun fedâ, Risâle-i Nûr uğruna,

Ya gāzîyiz, ya şühedâ, Risâle-i Nûr uğruna.

9

Gönlümüz aşk ile vurur, alnımız oldukça nûr,

Akıp giden sular durur, Risâle-i Nûr uğruna.

10

Biz her hayâlden geçmişiz, nûr şerbetini içmişiz,

Ma‘nevî cihâd açmışız, Risâle-i Nûr uğruna.

310

11

Pîrimizin nûrumuzun Yâ Rabb, ömrü olsun uzun,

Bizleri eyleme mahzûn, Risâle-i Nûr uğruna.

12

Gönül ayrılır mı haktan, nûr bekliyoruz şafaktan,

Kurtar bizi ağlamaktan, Risâle-i Nûr uğruna.

13

Daha çok yaşasın Üstâd, kalbimizde budur murad,

Bizi gamdan eyle âzâd, Risâle-i Nûr uğruna.

14

Yâ Rabb bizleri ağlatma, derd-i hicrânla çağlatma,

Yüreklerimizi dâğlatma, Risâle-i Nûr uğruna.

Çok kusûrlu, duânıza muhtâç Talebeniz Sabrî

Hasan Feyzî’nin Manzûme Fıkralarıdır.

[105]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖینَ

Âyetinin verâset-i Ahmediye asm cihetinde, ma‘nâ-yı işârî noktasında, bu asırda o Rahmeten-li’l-âlemîn’in bir âyînesi ve hakîkat-i Kur’âniyenin bir hakîkî tefsîri olan Risâle-i Nûr, o küllî rahmetin bir cilvesi ve bir numûnesi olmasından, hakîkat-i Muhammediyenin asm

311

bir kısım evsâf-ı ma‘nâ-yı mecâzî ile cüz’î bir vârisine verilebilir diye, bu parlak kasîdeye ilişmedim. Yalnız hakîkat-i Ahmediye asm ile âyînesinin farkına işareten bazı kelimeler ilâve edildi

Saîdü’n-Nûrsî

1

Huzûr bulur bugün seninle âlem

Ey bu asırda rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

Sürûr bulur bugün seninle âdem

Ey bir rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

2

Bu hasta gönüller çoktan perişan

Varsa sende eğer Lokmân’dan nişân

Bir şifâ sun, gel ey mahbûb-u zîşân

Ey cilve-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

3

Gelmez mi sonu bu uzun hecânın?

Geçmez mi gamı bu yaslı gecenin?

Zârî arttı, sabrı bitti nicenin

Ey cilve-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

4

Fahr-i Âlem arştan bu yere indi

Şâh-ı velâyet gelip düldüle bindi

Zülfikār bugün artık nûra dendi

Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

5

Yolumuz bu nûrun nûrlu yolu

Olduk hepimiz o nûrun bir kulu

Nûr yolunda yürüyen hem ne mutlu

Ey numûne-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

6

Nûrs’un nûr çıkan nûrlu dağında,

Bülbül öter bahçesinde, bağında

Tozu olsak ânın pâk ayağında

Ey rahmet-i âlem cilvesi Risâletü’n-Nûr

312

7

Derdlere dermânsın, mahbûb-u cansın

Hem câmiü’l-esmâ ve’l-Kur’ân’sın

Hem de Nûr-u Hakk’tan bize ihsânsın

Ey bir rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

8

Bu âlemde madde değil, bir özsün

Her bir zerrede bakan bütün bir gözsün

Kâinâtı hayrân eden bütün bir yüzsün

Ey misâl-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

9

Aslı evvelisin balın, şekerin

Deryasısın cümle ilmin, hünerin

Gelmedi, cihâna böyle eser benzerin

Ey mir’ât-ı rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

10

Sen aylardan, güneşlerden üstünsün

Nihâyetsiz, sonu gelmez bütünsün

Nûr cemâlin bütün bütün görünsün

Ey mazhar-ı rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

11

Boyun büküp acı acı melerdik

Göz yaşını kanlar ile silerdik

Görsek diye seni Hakk’tan dilerdik

Ey bir temsîl-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

12

Çünkü sensin, bu asırda Rahmeten-li’l-âlemîn’in cilvesi

Çünkü sensin, şimdi Şefîu’l-Müznibîn’in vârisi,

اَغِثْنَا یَا غِیَاثَ الْمُسْتَغٖیثٖینْ bir duâsı

Ey şu‘le-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

13

Şifâ bulsun şimdi biraz yaramız

Revâc bulsun, geçmez olan paramız

Saç nûrunu, aka dönsün karamız

Ey ziyâ-yı rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

14

Cürmümüzle külhân gibi pür-nârız

Derd elinden hem her gün zâr u zârız

Affet bizi, mâdem hep sana yârız

Ey nûr-u rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

313

15

Meylimiz yok, yalancı bir dünyaya

Son verdik biz, bid‘alara, riyâya

Kapılmayız öyle kuru hülyaya

Ey bir hakîkat-ı rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

16

Yok bizde cem‘iyet kurma hülyası

Yok başka bir yola gitme sevdâsı

Olduk ancak Nûr’un derdli şeydâsı

Ey derdlilere rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

17

Yollarda bıraktık geçtik dervişi

Attık gönüllerden öyle teşvîşi

Kâfî bu parlayan nûrun güneşi

Ey ma‘kes-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

18

Bizden ırak, kokmuş dönek siyâset

Erişmez ona hiç akıl ve kiyâset

Nûrdur her korkudan bize kavî set

Ey âyîne-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

19

Geçmişiz hep medihlerden, senâdan

Yüz çevirdik servetlerden, gınâdan

Nûr isteriz, geçmeden bu fenâdan

Ey bu asırda rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

20

Nûr elinden içeli biz şarabı

Çevirmişiz tatlılığa azâbı

Bir mahbûbun biz de olduk türâbı

Ey bize rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

21

Âşıkların arşa çıkan feryâdı

Ağlatıyor o pâk rûhlu ecdâdı

Allâh için eyle bize imdâdı

Ey muhtâçlara rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

22

Gökler saldı belâ, yer verdi belâ

Sarstı âfâkı bir acı vâveylâ

Rahmet et âleme, ey nûr-u Mevlâ

Ey cilve-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

314

23

Bir yanda sel var, bir yanda kan akar

Bu belâ ateşi, âlemi yakar

Ağlayan bu beşer hep sana bakar

Ey numûne-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

24

Çevrildi ateşle bu koca dünya

Bir cehennem gibi kaynadı derya

Yetiş imdâda, ey şâh-ı evliyâ

Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

25

Her yangını senin nûrun söndürür

Her bir yeri bir gülşene senin nûrun döndürür

Deccâl’ı da bir gün gelir, elbet öldürür

Ey nûr-u rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

26

Zındıkaya, küfre karşı saldırdın

Gönüllerden kederleri kaldırdın

Bizi nûrun deryasına daldırdın

Ey bîçârelere rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

27

Kaldıramaz sana aslâ kimse el

Bağlıyoruz bizler sana candan bel

Dünyalara sensin ümîd ve emel

Ey ziyâ-yı rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

28

Sen ordu kurmazsın erle uşakla

Savaşmazsın öyle, topla, bıçakla

Nûrunla şu asrı tutup kucakla

Ey şimdi rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

29

Bitsin de bu korkunç tûfân-ı şedîd

Açılsın yepyeni bir devr-i mes‘ûd

On sekiz bin âlem eylesin hep îyd

Ey ehl-i Kur’ân’a rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

30

Geliyor şu karşıdan gerçi bir zulmet

Fakat sensin bugün âleme rahmet

Boğacaksın onu nûrunla elbet

Ey bir rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

315

31

Kızıl ejder yuvamıza girmesin

Zehirli eli yakamıza ermesin

Karşı durup nûrun fırsat vermesin

Ey seyf-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

32

Kara duman üstümüzden dağılsın

Kızıl alev sönüp âlem ayılsın

Bu zaferin haşre kadar anılsın

Ey zülfikār-ı rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

33

O soydandır, nice canlar yakanlar

O soydandır, evler, barklar yıkanlar

O soydandır, sana kînle bakanlar

Ey huccet-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

34

Ma‘sûmların kanlarını içerler

Ebû Cehilleri, Nemrûdları geçerler

Ölümlerden ölümleri seçerler

Ey şimdi bir rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

35

Bir mikrop ki, ciğerleri dişliyor

Kanımızla kendisini besliyor

Temiz yurdu telvîs edip pisliyor

Ey bir eczâhâne-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

36

Gāzîlerin, fâtihlerin konağı

Seyyidlerin, serverlerin otağı

Bu vatandır, şehîdlerin yatağı

Ey cilve-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

37

O şehîdin ala dönmüş kefeni

Miskler kokar, güle benzer bedeni

Öper melekler de o nûrlu na‘şını

Ey numûne-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

38

Kur’ân diyor, ölmemiştir, diridir

Her birisi Hakkın aslan eridir

Türbeleri, yürekleri titretir

Ey âyîne-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

316

39

Armağansın çünkü asîl millete

Düşmeyelim bir gün bile zillete,

Götür bizi, şânlı büyük devlete

Ey misâl-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

40

Eyleyeler nûrun ile hep savlet

Zaferlerle şânlar bulup bu millet

Şarka, garba ziyâ salsın bu devlet

Ey bizlere rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

41

Nûrdan kanadın var, hem sağlam kolun var

Nûrdan senin Hakk’a giden yolun var

Kabûl et, bir kemter Feyzî kulun var

Ey bu asırda rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Üstâdım, Efendim Hazretleri وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖینَ âyetinin nûrlarından, nûrun sâyesinde alabildiğim bir zerreyi bu şekilde yazdım Ve huzûr-u irfânınıza sundum. Kabûlünü ricâ eder, selâmlarımızı sunar, mübârek ellerinizi öperiz efendimiz.

Bîçâre talebeniz Hasan Feyzî

رَحْمَةُ اللّٰهِ عَلَیْهْ اَبَدًا دَٓائِمًا

317

(106)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدَ الْاٰبِدٖینَ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Bu def‘a nûrun lüzûmlu zamanında santrali Hulûsî-i Sânî, tâm bir Abdülmecîd, Sabrî’nin birinci muhâtabı, Hulûsî’nin Kars’a gitmesini yazıyor. Ben o kardeşimizin nûrun bir ma‘nevî kumandanı olarak ehemmiyetli cebhelere bir dest-i hikmet tarafından çok yerlere gönderildiğini görüyordum. Şimdi en ehemmiyetli cebhe gittiği yerdir.

Sabrî yazdığı Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı ona göndermek istiyor. Siz münâsib görseniz, Hulûsî’yle muhâbereden sonra o da lüzûm görse, hem ihtiyât etmek şartıyla gönderirsiniz. Benim tarafımdan ona çok selâmla dâimâ onu nûr hizmetinde biliyorum. Birinci safta muhâtablardandır. Abdülmecîd’in oğlu Nihâd dahi orada askerdir işittim. Sabrî’nin mektûbuyla beraber Gökdere Mustafa’nın bir mektûbu var. Risâle-i Nûr’a tâm alâkadâr ve çalıştığını yazıyor.

Hem küçük Tenekeci Mehmed nâmında birisinin hayırlı bir rüyası var. İkisine de selâm ederim. Mustafa’yı tebrîk eder, o Mehmed’e hayırdır İnşâallâh derim.

318

Nazîf bana gönderilecek olan Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı hangi vâsıta ile göndereyim der. Siz ona yazın ki, size göndersin. Siz de bana gönderiniz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Umûmunuza birer birer selâm ve selâmetlerinize duâ edip duâlarınızın te’sîrini her vakit gören kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

(107)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk, Hâlis Kardeşlerim,

Lillâhi’l-hamd duânızın berekâtıyla zehirli hastalığın tehlikesi geçti. Gerçi çok sıkıntı veriyor. Fakat hem duânız, hem mektûblarınız tâm bir tiryâk ve mükemmel bir merhem oluyor. Verdiği sürûr o sıkıntıları hiçe indiriyor. Bu def‘a nûr gül fabrikasının en eski erkânlarından olan Kâtib Osmân’ın hakîkî üstâd-ı olan Risâle-i Nûr şahs-ı ma‘nevîsine hitâben ve ara sıra bu bîçâre kardeşini içine aldığı bu mektûbunu Lâhika’ya ve Sikke-i Gaybiye’ye geçirdik. Ve size de sûretini gönderdik. Hem fevkalâde sadâkatiyle ve gayretiyle İnebolu’yu bir küçük Isparta hükmüne getirmeye ehemmiyetli bir vesîle olan Ahmed Nazîf’in mektûbu bizi çok mesrûr eyledi.

319

Orada hem Risâle-i Nûr’un, hem Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nın fütûhâtı ve terakkîsi ileri gittiğini bildiriyor. O mektûbun ehemmiyetli parçasını orada sarsılmayan sebâtkâr kardeşlerimizin nâmına Lâhikaya kaydettik. Size de sûretini gönderdik. Hem Kâtib Osmân’ın ve Sabrî’nin ve Feyzî’nin yeni fıkraları buradaki şâkirdleri şevke getirdiklerinden, biri Mustafâ, biri Ceylan buranın talebeleri nâmına iki kasîdecik yazdılar. Size de gönderdik.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Umûm kardeşlerime selâm ve duâ ve istid‘â eden Saîdü’n-Nûrsî

Kâtib Osmân’ın Mektûbudur.

Bu mektûbda muhâtab Risâle-i Nûr’un şâkirdlerinin şahs-ı ma‘nevîsi olarak kabûl ettim. Yoksa ehemmiyetsiz şahsım i‘tibâriyle haddim değil

Saîdü’n-Nûrsî

(108)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Ey semâvât ve arzın halîfesinin sevgilisi Ve ey Nebiyy-i Zîşân Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretlerinin vekîli Ve ey Hazret-i Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın dellâlı

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç