Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 298
(102)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz Kardeşlerim,
İnebolu samîmî kardeşlerimiz umûmları nâmına yazdıkları bu mektûbu Lâhika’ya geçirdik. Siz dahi bu sarsılmaz sadâkat senedini Lâhika’nıza yazınız. Gerçi mesleğime muhâlif ve haddimin çok fevkinde ta‘bîrât var. Mâdem Risâle-i Nûr’un hârika kuvvetine ve hakkāniyetine bir tarz-ı huccet ve bir sebeb-i kanâat oluyor. Ben kendi zararıma râzı olup o ta‘bîrâta çok ilişmedim
Saîdü’n-Nûrsî
İnebolu umûm talebelerin mektûbudur
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Ey Risâle-i Nûr’la îmânları kurtaran halâskâr Üstâd Ey âlemlere rahmet huccet-i Kur’ân, hulâsatü’l-hulâsa Nûr-u Nübüvvet, canımız, Üstâdımız efendimiz hazretleri
Çok ma‘nîdâr ve acîb Üstâdımız, göz bebeğimize ve Risâle-i Nûr talebelerine dalâletin ahmakça ilişme niyetlerine bir ihtâr tokatı ve Risâle-i Nûr ve Âyetü’l-Kübrâ’nın kerâmetiyle sönen bir yangından bize haber verdiniz. Sevgili Üstâdımıza ve Çalışkanlara ve
SAYFA 299
yardım eden diğer nûr yolcularına geçmiş olsun. Ve cümlenizden Allâh râzı olsun. Hizmet-i Kur’âniyede Isparta’daki kardeşlerimiz gibi o kardeşlerimizin de ümmet-i Muhammediye’nin iftihârı olacaklarına inanıyoruz. Bilhassa Risâle-i Nûr’la tam kaynaşmış olan Çalışkan hânedânı, ebedî minnetlerimizi kendilerine çekiyor. İnşâallâh saâdet-i ebediyede de bu gıptaya değer mevki‘nde görünmeye muvaffak olur. Cidden gönüllerimizde yer bırakan Çalışkanlara ve nûr kardeşlerimize sonsuz selâm ve duâlarımızı gönderiyoruz, çok Sevgili Mübârek Üstâdımız.
Isparta kahraman ve fedâkârları muhterem kardeşlerimizin vazîfe-i îmâniyemizden olan Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’na başlamaları gibi, nûr santralcisinin elektriği andırır kuvvetiyle her zamanki gibi uçurduğu işâret-i nûriye delâletiyle içten gelen bir sürûr ve heyecanla Risâle-i Nûr’un verdiği bir îmân ve iz‘ân ve sarsılmaz bir şevk-i gāyretle ve bir çok ma‘nevî îkāz edici emârelerin de lütuf buyurulması ile, ne kadar hoş ve şirin bir zevkle lütf-u Bârî ile Lillâhi’l-hamd burada da cümleten Asâ-yı Mûsâ’ya başladık. Ve hayli de ilerledik. İnşâallâh bu mesâînin âsâr-ı fiiliyesini yakında arz ve takdîm ederiz. Hadsiz şükürler olsun ki, Nûr-u Ahmedî asm bu mukaddes hasenâtı basımın geri kalmasıyla bizlere de sundu. Hem cümlemizi yeniden gayrete getirdi. Risâle-i Nûr’a minnet ve tahdîs-i ni‘met maksadıyla yukarıda arzedilen emârelerin lâ ale’t-ta‘yîn birkaçını zikretmeden geçemiyoruz.
SAYFA 300
Risâle-i Nûr’a yeni talebe olmuş, bundan dolayı yazısı pek acemî olan bir genç kardeşimiz, devam ettiği istinsâhı bırakarak Asâ-yı Mûsâ’ya başlamayı tasavvur etmiş. Fakat acemî yazı ile başkalarının okuyamayacağını da mülâhaza ederek tereddüd içinde iken, rüyasında siz sevgili Üstâdımızı görüyor. Yaz buyuruyorsunuz, o da yazıyor. Huzûr-u Üstâdda yazıyor, yazıyor. Bir yazı deryası içinde kalıyor. Yine kendisi rüya ile uyanıklık gibi bir hâlde, bir çok kimyâger gibi kimseler akla muvâfık olmayan bir hazırlık ve fa‘âliyet gösteriyorlar. Merâkla soruyor. Diyorlar ki: Bu öyle bir müessir Asâ-yı Mûsâ’dır ki, atom bombasının yüz misli fazla dünyayı teshîr ve ıslâh edecek İlâhî Yâ Rabb Bu ne büyük bir hakîkat
Asâ-yı Mûsâ’nın yazılmasını ve ta‘rîfini bildiren emr-i Üstâdnâmeleri hâvî mecmûa ve Hulâsatü’l-hulâsa’yı Sâlih kardeşimiz göğsüne yerleştirerek diğer bir kardeşe getirmesi esnâsında ve bir cum‘a vaktinde ve câmi‘ yakınında bir serçe kuşunun nereden geldiği belli olmadan yüzüne yaklaşıp, müteaddiden kanatlarını sürerek âdetâ okşaması ve göğsünün üstünde birkaç dâire çevirip ve öper gibi yaparak ayrılıp yerlere sürünür gibi câmiye doğru gitmesi ve bu esnâda orada avcılığı ile meşhûr bir kedinin bu mübârek kuşa birkaç def‘a atlayıp tuttu zannedildikçe, pek garîp olarak tutulmaması,
SAYFA 301
Risâle-i Nûr’un pek yakınımızda iken parlayan şuâʻlarına hedef olmuş köylerimizden birisinde, çalışkan genç bir talebeniz. Bu kardeşimiz senelerden beri, mezkûr köyünde mesleği olan hatipliği ve imâmetiyle Risâle-i Nûr’u her şeye rağmen neşre devam etmiş. Öyle zamanlar olmuş ki, belki birkaç kimse müstesnâ, köylü bütün düşman kesilmiş. Fakat himmet-i nûr orada da tecellî ediyor. Mâlen zengin olan bu insanlar, bundan evvel meyhâneleri doldururken, nûrun feyzî ile şimdi câmiʻi dolduruyor. Ve en inatçı muhâlifleri de yola gelerek altmış yetmiş ma‘sûm çocukların ilm-i hâl-i nûrdan ve Kur’ân öğrenmesi netîcesiyle beraber, bugün bu Medrese-i Nûriye’de yetişmekte olan nûr fidancıkları Sözler’i yazarak tahsîle ve hocalarının tashîhlerine de yardıma koşuyorlar. Büyükleri de şevke getiriyorlar. Ey yüce Üstâd-ı Nûr Risâle-i Nûr’un ma‘nevî havaya hâkim bulunmasından olduğunu kör ve nankör gözlere güneş gibi gösteriyor. Risâle-i Nûr nice harâb şehirleri gül gülistân, nice sönmüş ocakları şenlendirmiş, nice rehbersiz, hâmîsiz kalmış, nûr arayan bîçâreleri menzil-i maksûda eriştirmiş olduğunu inâdsız ve insafla bakan her akıl kabûl ve tasdîk etmemek mümkün mü olur?
Meselâ İstanbul’da ulemâ ile bir mes’ele mevzû‘una sebeb olan ve bu vesîle ile mühimce bir kısmı şirket-i ma‘neviye-i nûriyeden ta‘yînleri kesilen, civârımız sâhil köylerinde birisinde o zaman iki üç arkadaşıyla kalan mübârek Zekeriyâ sâir yerlere
SAYFA 302
nisbetle daha çok medenî halkı içinde bilâ-fütûr vazîfesine devam ederken, li-hikmetin bir sâika-i Rabbânîye ile imâmsız kalan câmi‘lerinin kapanmaması için, muhâlifleri arasında yegâne çâre olarak mübârek Zekeriyâ bulunmuş. Bununla beraber elli altmış ma‘sûm yavruların da Kur’ân ve îmânına gece gündüz çalışarak o muhîtte nûrun gözleri kamaştıran ulviyetini tebârüz ettirmekte düşmanlarını susturup teslîme mecbûr etmiş.
İşte daha memleketimizde şu son zamanlarda zuhûr eden bu hâllerden dost ve düşmanın da tasdîki ve hayreti altında İnebolu ve civârı köylerinden bütün çocukların Kur’ân-ı Kerîm ta‘lîmine âdetâ seferber edilmişçesine rağbeti ve bunların muallimlik vazîfesi de mühim bir ekseriyeti Risâle-i Nûr talebelerine bir sâika-i nûr-u kerâmetle tevcîh edilmesi, işte Risâle-i Nûr böylece mümkün olmaz zannedilen, mağlûb edilmez korkusunu veren, fakat hakîkatte çürümüş temelsiz, bu zâhirde sağlam kal‘alarını târumâr ediyor. En ücrâ köşelere kadar saâdet-i ebediye hayât-bahş şu‘lelerini nüfûz ettiriyor. Ma‘nevî fütûhâtında hayli terakkî etmiş bulunuyor.
İşte ey Kur’ân hesabına bizleri kendisine kardeş ve yoldaş yapan zât-ı fazîletkâr İşte ey ebediyet yolunun rehber-i necâtı İşte ey dünyayı istîlâ etmeye uğraşan deccâl-i vahşetle, lâyemût ve lâyetezelzel mücâhede eden Risâle-i Nûr Senin bu Kur’ân
SAYFA 303
ve îmân hesabına tefânî ve şevk-i gayretlerini, bütün Âlem-i İslâm ve ervâh ve bütün felek-i ecrâm ve melekler gıbta ile alkışlamıyorlar mı? Hissiyâtımızı ifadeye maddeten hiç bir kābiliyet-i ilmiye ve kalemiyemiz yok. Zâten buna kelime ve harfler kâfî gelmeyecek. Senin meddâhın Kur’ân olabilir.
Ey nûr Seni tasvîri Husrevlere, Feyzîlere, Halîllere bırakmakla mütesellî oluyoruz. Evet, biz de istiyoruz. Nûrunun her bir harfine Yûnus Emreler gibi bir beyit ile pervâne gibi yanmak Evet, nutuklar duruyor, gözler yaşarıyor, ses yok. Herkes bîkes, yalnız nûrun okunuyor. Gece kıyâmda, yazı ile menâmda, gündüz kırâat ta‘lîm ve tashîh ile sıyâmda Belki hasbe’l-beşer zarûretle olmasın minnet diye nâmerde çalışılır.
Ey cihâna rahmet olan Risâle-i Nûr Ve ey yolunda fedâ-yı cânı bir hüccet-i îmân bilerek her an olduğumuz reyyân Üstâd-ı mübârekimiz Memleketimizi zaman zaman kalemle tasvîr ve şereflendiriyorsunuz. Bu sebeble evvelden beri mürşid ve nûrlu nazarlarınızla memleketimizde de kurulan hânkāh-ı nûriye, mahkeme esnâsında dahi bu nûrlu himmet-i âliyenizle burada kalan kardeşlerimizi kahramanca muhâfaza ve müdâfaadan ayırmamıştır. Şimdi ise, bazı şahsî ve maddî sebeblerle Risâle-i Nûr’a evvelden beri yapılmak istenilen planlarını da suya düşürmüş. Ve bilhassa tabiat ve madde gibi iki müdhiş zulmet bulutları memleketimiz üzerinden sıyrılmaya başlamış.
SAYFA 304
Dün müstehzî bir tavırla bakan çehreler, ekseriyetle bugün pişman görünmek yolunu tutmaya yelteniyor. Lâkin bizdeki ihtiyât, onda ene, onun hasretini artırıyor. Vicdânsızın ne olacak suâline cevâb, iki mahkeme cereyânıyla verilmiş. Fakat ahmak deve kuşu gibi başını kuma sokmuş, eliyle yapıp Allâh diye taptığına yalvarıyor, ağlıyor. Bize yan bakanların, sâhipsiz sanıp çatanların cevâbını وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ ilâ-âhirihî âyeti veriyor. Bu muhîtte numûnelerini görmek mümkün. bir kısmı nüzûl gibi belâlara, bir kısmı Ebû Cehil’in Beytullâh’ın örtüsünü çalıp satması gibi, foyası sonradan gözlere batıyor. Beş vakit ehl-i hak göründükleri hâlde, kebâir ve zilletleri günden güne meydana çıktığı dillerde geziyor. Cenâb-ı Hakk ıslâh etsin.
Sevgili ve mübârek Üstâdımız Biz Risâle-i Nûr talebesi olmak yolunda dâim duânıza muhtâçlarız. Bilmeden bir ilhâm-ı Rabbânî ve ikrâm-ı Sübhânî ve füyûzât-ı nûriyenizle mazhar olduğumuz bu fevkalâde sürûrlu, zevkli, şevkli, neş’eli, mukni‘, muzaffer, ma‘nevî hizmet içinde; yine bilmeden, istemeden bir ikrâm-ı İlâhî, yani nûrun bir hediyesi olan hiss-i kable’l-vukūun Asâ-yı Mûsâ başlandığından beri artması ve çoklarına da hissettirmesi ve nûru arattırması; Huccetullâhi’l-Bâliğa yazıldıkça, zerrât-ı cihânın tâbi‘ olduğu Pâdişâh-ı Zü’l-Celâl hesabına sevkiyât netîcesi
SAYFA 305
münkirlerin dilleri tutularak mü’minlerin artması, ayne’l-yakîn hissetmesi; maddî rızk acz, iftikāra göre verildiği gibi, talebe olmazdan evvel hakîkati acz ve iftikārla aranması ve buldurması; biliyoruz. Âlimiz diyen bir çoklarının hangi sâhada kaldıkları da meydanda.
İşte bu münevver, bu müzeyyen, bu münakkaş, bu musanna‘ Risâle-i Nûr İlâhî kâinâtın sâhibini ve meleklerini ve âhireti teşbîhte hatâ olmasın el ile tutulur, gözle görülür bir sinema perdesi gibi, seyredilir bir hâle bir kemâle çıkarması ve hissettirmesi, acz iftikārlarından başka hiç bir şey olmayan bu bîçârelere Üstâdlarından bir atıyye ebediyen minnetdâr bırakan bir ni‘met-i İlâhiyedir.
Burada hepimizin ve müteaddid semtlerden Hazret-i Üstâd’a husûsî bir ricâmız var. Risâle-i Nûr’u yazmak üzere mini mini yavrularda ve annelerde İlâhî bir arzu görüldüğünden, bu arzu ve emellerinin tahakkuku ve devamı için husûsen duânızı minnetle istiyoruz. Vâki‘ kusurlarımızın affını diliyoruz. Ey yüce Üstâd-ı Vâris-i Muhammedî sallallâhu aleyhi ve sellem.
Hak uğrunda canını fedâya hazır İnebolu ve havâlîsi Risâle-i Nûr talebeleri
SAYFA 306
[103]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Sizin bu def‘a müteaddid mektûblarınıza, râhatsızlık mecbûriyetiyle, bir tek mektûbla iktifâ ediyorum.
Evvelen: Risâle-i Nûr’un kahramanı Husrev, benim bedelime ölmek ve benim yerimde hasta olmak samîmî ve ciddî istiyor. Ben de derim: Te’lîf zamanı değil, şimdi neşir zamanıdır. Senin yazın, benim yazımdan ne derece ziyâde ve neşre fâideli ise, hayâtın dahi hizmet-i nûriyede benim bu azâblı hayatımdan o derece fâidelidir. Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnûniyetle verirdim.
Sâniyen: Şehîd merhûm Hâfız Alî’nin tâm bir vârisi Hasan Feyzî’nin, Denizli hesabına ve o civârda ciddî kardeşlerimizin nâmına yazdığı parlak kasîde ve dördüncü şehnâmesi ve orada dahi şâkirdlerin fa‘âliyetle nûra çalışmaları, benim zehirli, şiddetli hastalığıma bir merhem oldu. Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn’e hadsiz şükür olsun ki, Denizli’yi ikinci bir Isparta ve büyük bir İslâmköy’ü yapıyor.
Evet, hâkim âdil ve Muharrem ve Feyzî ve Hâfız Mustafâ, bir iki senede, yirmi
SAYFA 307
sene kadar hizmet-i nûriyeyi yaptılar. Nûrun şâkirdlerini ebede kadar minnetdâr eylediler. Cenâb-ı Hakk onlardan ve beraberlerinde nûra hizmet edenlerden ebeden râzı olsun, âmîn
Sâlisen: Medrese-i Nûriyenin kahramanlarından ve Barlalı Marangoz Mustafa Çavuş ve Hâfız Mehmed’in tâm vârisi Marangoz Ahmed’in Medrese-i Nûriye nâmına pek samîmî ve hazîn ta‘ziyenâmesi, beni sürûrla ağlattırdı. Ben de derim: Mâdem o mübârek medresede küçük ve büyük çok Saîd’ler var; ihtiyâr, âciz, vazîfesi bitmiş bir Saîd noksân olsa, ehemmiyeti yok. Hayat-ı bâkiyede mâdem beraberiz, bir muvakkat müfârakat olsa da, sizi müteessir etmesin.
Râbian: Hâkim Âdil’den sonra en ziyâde hakîkî adâlete çalışıp Risâle-i Nûr’un serbestiyetine hizmet eden M, H, R, M en hâs şâkirdler içinde ve benim öz kardeşim ve birinci talebem Mollâ Mehmed ismiyle onun nâmı, duâlarımda ve ma‘nevî kazançlarımda beraberdirler.
Hâmisen: Bu saatte Konyalı Sabrî de Halîl İbrâhîm ve Hasan Feyzî tarzında vasiyetnâmem münâsebetiyle kısa fakat güzel bir kasîde yazmış, Üstâdına çok ziyâde kıymet vermiş. Kendi hüsn-ü zannının parlak âyînesinde, bu bîçâre kardeşine fevkalâde ehemmiyet vermiş. Ve oranın âlimleri pek ciddî nûra çalışmalarını yazıyor.
SAYFA 308
Ben de derim: O Üstâd dediği ve çok kıymet verdiği şahıs ise, Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsi olabilir. Ben de onun nâmına kabûl ettim, Lâhika’ya geçirdim. Hem size de bir sûretini gönderdim.
Merâk etmeyiniz, hastalığım gittikçe hafifleşiyor. Ispartalı Mustafa nâmında bir kardeşimizin samîmî, fakat garîb bir mektûbu, Husrev’in mektûbu içinde vardı. Bu zât hangi Mustafâ’dır, bilemedim. Ona da çok selâm ederim. Acîb rüyası hayırdır, şimdi ta‘bîr edemem.
Umûm kardeş ve hemşîrelerimize birer birer selâm ve duâ ederiz ve makbûl duâlarını isteriz. Hasan Feyzî’nin güzel kasîdesini, bazı kelimeleri ilâve ile Lâhika’ya geçirdik ve size de gönderdik
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
(104)
Konyalı Sabrî’nin Fıkrasıdır.
Sabrî’nin Üstâd dediği benim şahsım değil, belki Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsidir. Ve o ma‘nâ ile kabûl ederim.
1
Gönüllerimizin nûru, sensin azîz Üstâdımız.
Müslümanlığın sürûru, sensin azîz Üstâdımız.
SAYFA 309
2
Her güçlüğe göğüs geren, sevgisini Hakka veren,
Bize nûr yolu gösteren, sensin azîz Üstâdımız.
3
Çalışıp yıllardan beri, ışıklattınız her yeri,
Bu nûrlu yolun rehberi, sensin azîz Üstâdımız.
4
Uzağız şöhretten şândan, bu aşka bağlıyız candan,
Bize her yolda kumandan, sensin azîz Üstâdımız.
5
Adın zikrolur her yerde, varlığın ilaçtır her derde,
Şu münâfıklara perde, sensin azîz Üstâdımız.
6
Mü’minlere temel taşı, îmânların arkadaşı,
Risâle-i Nûr’un başı, sensin azîz Üstâdımız.
7
Sevgin yanar içimizde, yürürüz açtığın izde,
Bu aşkı yerleştiren bizde sensin azîz Üstâdımız.
8
Canlarımız olsun fedâ, Risâle-i Nûr uğruna,
Ya gāzîyiz, ya şühedâ, Risâle-i Nûr uğruna.
9
Gönlümüz aşk ile vurur, alnımız oldukça nûr,
Akıp giden sular durur, Risâle-i Nûr uğruna.
10
Biz her hayâlden geçmişiz, nûr şerbetini içmişiz,
Ma‘nevî cihâd açmışız, Risâle-i Nûr uğruna.
SAYFA 310
11
Pîrimizin nûrumuzun Yâ Rabb, ömrü olsun uzun,
Bizleri eyleme mahzûn, Risâle-i Nûr uğruna.
12
Gönül ayrılır mı haktan, nûr bekliyoruz şafaktan,
Kurtar bizi ağlamaktan, Risâle-i Nûr uğruna.
13
Daha çok yaşasın Üstâd, kalbimizde budur murad,
Bizi gamdan eyle âzâd, Risâle-i Nûr uğruna.
14
Yâ Rabb bizleri ağlatma, derd-i hicrânla çağlatma,
Yüreklerimizi dâğlatma, Risâle-i Nûr uğruna.
Çok kusûrlu, duânıza muhtâç Talebeniz Sabrî
Hasan Feyzî’nin Manzûme Fıkralarıdır.
[105]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖینَ
Âyetinin verâset-i Ahmediye asm cihetinde, ma‘nâ-yı işârî noktasında, bu asırda o Rahmeten-li’l-âlemîn’in bir âyînesi ve hakîkat-i Kur’âniyenin bir hakîkî tefsîri olan Risâle-i Nûr, o küllî rahmetin bir cilvesi ve bir numûnesi olmasından, hakîkat-i Muhammediyenin asm
SAYFA 311
bir kısım evsâf-ı ma‘nâ-yı mecâzî ile cüz’î bir vârisine verilebilir diye, bu parlak kasîdeye ilişmedim. Yalnız hakîkat-i Ahmediye asm ile âyînesinin farkına işareten bazı kelimeler ilâve edildi
Saîdü’n-Nûrsî
1
Huzûr bulur bugün seninle âlem
Ey bu asırda rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr
Sürûr bulur bugün seninle âdem
Ey bir rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr
2
Bu hasta gönüller çoktan perişan
Varsa sende eğer Lokmân’dan nişân
Bir şifâ sun, gel ey mahbûb-u zîşân
Ey cilve-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr
3
Gelmez mi sonu bu uzun hecânın?
Geçmez mi gamı bu yaslı gecenin?
Zârî arttı, sabrı bitti nicenin
Ey cilve-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr
4
Fahr-i Âlem arştan bu yere indi
Şâh-ı velâyet gelip düldüle bindi
Zülfikār bugün artık nûra dendi
Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr
5
Yolumuz bu nûrun nûrlu yolu
Olduk hepimiz o nûrun bir kulu
Nûr yolunda yürüyen hem ne mutlu
Ey numûne-i rahmet-i âlem Risâletü’n-Nûr
6
Nûrs’un nûr çıkan nûrlu dağında,
Bülbül öter bahçesinde, bağında
Tozu olsak ânın pâk ayağında
Ey rahmet-i âlem cilvesi Risâletü’n-Nûr