
SAYFA 1
Bu parçada çok yerlerinde Bana gönderdiğiniz hediyeden murad ise: Risâle-i Nûr’dan yazdıkları ve ümmîliğim ile bana yardım etmek için bana hediye ettikleri nüshalardır.
[1]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, vefâdâr ve sıddîk kardeşim Sabrî,
Benim yanımda zâyi‘ olmak ihtimâli bulunan, kendi müşevveş yazımla yazılan müsveddeleri size göndermek için bir vâsıta bulamadığımdan ve iki sene evvel Risâle-i Nûr’a âit işârât-ı Kur’âniyenin bir kısım müsveddesini Husrev’e gönderdiğim hâlde vusûlünden hiç bir haber alamadığımdan ve ehl-i dünyâ bana çok dikkat ve tecessüs ettiklerinden çok mahzûn idim. Daha muhâbere edemedim. Ne olursa olsun diye şimdi niyet ettim ki, bir vâsıta ile sana o kıymetli emânetleri, muhâfaza etmek ve benim için tebyîz etmek için cevâbın gelirse göndereceğim. Bir keseye bazı âdî şeyler içinde emânet sûretinde bir hediye ve başka bir adam tarafından gönderilmesini siz nasıl münâsib görürseniz öyle yapalım, sen bilirsin.
Oralardaki kardeşlerime ne kadar alâkadârım. Eğer isimlerini yazabilse idim, kimleri yazacağımızı da bilirsin, seni tevkîl ediyorum.
Yalnız müsveddeleri güzelce tebyîz et. Ve benim hattımı tam okuyabilen ve hâtırımdan çıkmayan ve hayat ve sıhhatlerinden haberim olmayan Şâm’lı HâfızTevfîk, Husrev, Hâfız Alî gibi kardeşlerim, mahremce o müsveddeleri tebyîz etsinler. Bilemedikleri bir yeri beraberce baksınlar.
SAYFA 2
Kardeşlerim Kat‘iyen biliniz ki, her yirmi dört saatte yirmi def‘a sarîh isimlerle duâ ve münâcâtlarımda bulunmakla beraber, Risâle-i Nûr’un sâdık talebeleri ünvânıyla yüz def‘adan ziyâde ve niyet ve tasavvurca beş yüzden fazla bulunduğunuzu size haber veriyorum. Bundan, Risâle-i Nûr’a sadâkat ve hizmet, ne kadar ehemmiyetli olduğunu kıyâs ediniz.
Müsveddeler içinde bulunan tevâfuk-u cifrî perdesini bırakıp, sarîh bir sûrette Risâle-i Nûr’un meşhûr parçalarına da işâret eden üçüncü kerâmet-i Aleviye, bütün hüzünlerimi izâle ettiği gibi, size dahi o te’sîri edecek ümîd ederim. Hem İmâm-ı Alî radıyallâhü anh, Âyet-i Kübrâ nâmını verdiği misilsiz bir risâlenin müsveddeleri de beraberdir. Hem iki seneden beri sakladığım ve göndermesine çâre bulamadığım Risâle-i Nûr’a işâret eden otuz üç âyâtın müsveddesi içinde var. Eğer evvelce gönderdiğim noksân müsvedde vâsıl olmuşsa mukābele edilsin.
Pek çok hasretler ve iştiyâklar ile sâdık kardeşlerine ve sıddîk arkadaşlarına selâm ve duâ ve istid‘â eden ve beş nevi‘ gurbetlere ve dört çeşit hastalıklara da kemâl-i ferah ve şükür ve tam rızâ ve sabır bulan ve bütün bütün yalnız kalan,
Kardeşiniz
Saîdü’n-Nûrsî
[2]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
بِاسْمِ مَنْ تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖیهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ رَسَٓائِلِ النُّورِ الْمَكْتُوبَةِ وَالْمَقْرُٓوئَةِ وَالْمُتَمَثِّلَةِ فِی الْهَوَٓاءِ اِلٰی یَوْمِ الْقِیَامِ اٰمٖینَ
Azîz, sıddîk, mübârek kardeşlerim ve hizmet-i Kur’âniye ve îmâniyede ihlâslı ve kuvvetli ve şânlı arkadaşlarım, Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür ve hamd ederim ki, İhtiyârlar Risâlesi’ndeki ümîdimi ve Müdâfaât Risâlesi’ndeki iddiâmı sizinle tasdîk ettirdi. Evet, اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ بِعَدَدِ الذَّرَّاتِ مِنَ الْاَزَلِ اِلَی الْاَبَدِ sizin ile otuz bine mukābil
SAYFA 3
gelen otuz Abdurrahmân’ı, belki yüz otuz, belki bin yüz otuz Abdurrahmân’ı Risâle-i Nûr’a ihsân etti. Hem unutulmayan, her vakit yanımda bulunan kardeşlerim, Risâle-i Nûr’a sizin gibi pek ciddî sâhib ve muhâfız ve vâris ve hakîkatbîn ve kıymet-şinâs zâtların benim yerimde benden daha kuvvetli, ihlâslı olarak vazîfe-i Kur’âniye ve îmâniyeye çalıştıklarını gördüğümden, kemâl-i ferah ve sürûr ve itmi’nân ve istirâhat-i kalb ile ecelimi ve mevtimi ve kabrimi karşılıyorum, bekliyorum.
Ben sizi yazılarınızda ve hâtırımdan çıkmayan hıdemâtınızda günde müteaddid def‘alar görüyorum. Ve size olan iştiyâkımı tatmîn ediyorum. Siz de bu bîçâre kardeşinizi risâlelerde görüp sohbet edebilirsiniz. Ehl-i hakîkatin sohbetine zaman, mekân mâni‘ olmaz. Ma‘nevî radyo hükmünde, biri şarkta, biri garbda, biri dünyada, biri berzahta olsa da râbıta-i Kur’âniye ve îmâniye onları birbiriyle konuşturur.
Mâşâallâh, bârekallâh Kerâmât-ı Aleviye’nin Risâle-i Nûr’a imzasını bu zamanda tam tasdîk ettiren kerâmet-i kalem-i Alevî ve Kur’ân’a çok kıymetdâr hizmeti ve Mu‘cizât-ı Ahmediye’nin asm hârika bir kerâmetini gözlere gösteren ve o Kur’ân’ın altın bir anahtarı olan kalem-i Husrevî, değil yalnız bizleri, belki rûhânîleri ve melekleri de sevindiriyorlar.
Bu def‘a, elmas kalemli mübârekler tarafından bir suâl var. Şimdilik cevâb elimde değil. Eğer elime verilse, size gelir.
Her gün hâtırımda bulunan Rüşdü, Re’fet, Süleymân vesâir B. M. ve H. K. ve Abdullâh ve sâir isimlerini beyân etmediğim kıymetdâr kardeşlerim ile husûsî konuşmadığımdan gücenmesinler. Çünki hizmetinizin azameti ve ehemmiyeti ve muârızların kuvveti ve şeytaneti nisbetinde ihtiyâta ve dikkate mecbûruz.
Hâfız Alî ile Husrev’in birbirleriyle ciddî bir mahviyet içinde kardeşlik irtibâtları, Risâle-i İhlâs’ın tam sırrına mazhar olduğunuzu bana ihsâs etti, ümidlerimi fevkalâde kuvvetlendirdi.
Ben daha ziyâde yazacaktım, fakat şimdi birisi postahâneye gitmek üzere olduğu için acele ettiğinden kısa kestim.
Duânıza muhtâç
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 4
[3]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ اَیَّامِ الْفِرَاقِ
Azîz, sıddîk kardeşlerim ve hizmet-i Kur’âniyede kuvvetli, dirâyetli arkadaşlarım,
Bu zaman cemâat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı ma‘nevîye göre olur. Maddî ve ferdî ve fânî şahsın mâhiyeti nazara alınmamalı. Hususan benim gibi bir bîçârenin, kıymetinden bin derece ziyâde ehemmiyet vermekle, bir batmanı kaldırmayan zayıf omzuna binler batman ağırlığı yüklense, altında ezilir.
Lillâhilhamd Risâle-i Nûr, bu asrı, belki gelen istikbâli tenvîr edebilir bir mu‘cize-i Kur’âniye olduğunu çok tecrübeler ve vâkıalar ile körlere de göstermiş. Ona âit medh ü senânız tam yerindedir. Fakat bana verdiğinizden, binden birine de kendimi lâyık göremem. Yalnız, pek büyük bir ni‘mete ve muvaffakiyete sizin gibi hakîkatli talebelerin iştirâk ve sa‘y ü gayretleriyle mazhariyetim noktasında, Risâle-i Nûr hesabına ebede kadar iftihâr ederim.
Nûr iskele me’mûru Sabrî kardeş Sabrî, Süleymân ve Husrev, üçünüzün sohbetinde, benim de iki cihette, belki üç cihette iştirâkim var.
Nûr fabrikası tam sâhibi Hâfız Alî kardeş Fevkalâde mektûbun, ehemmiyetsiz şahsiyetim hâriç kalmak şartıyla, bana hârika göründü. Senin hâlis ve yüksek dirâyetin terakkîde olduğunu gösterdi. Bana, İşte çok Abdurrahmânları taşıyan bir Alî dedirdi.
Mustafâ’lar, Küçük Alî, mübârek ve münevver kardeşler Mektûbunuz Büyük Alî’nin mektûbu gibi acîb bir hakîkati ifade eder. O hakîkat, Risâle-i Nûr hakkında haktır. Fakat benim haddim değil ki, o hududa gireyim.
Evet, عُلَمَٓاءُ اُمَّتٖی كَاَنْبِیَٓاءِ بَنٖٓی اِسْرَٓائیٖلَ ferman etmiş. Gavs-ı A‘zam Şâh-ı Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Rabbânî gibi hem şahsen, hem vazîfeten büyük ve hârika zâtlar, bu hadîsi, kıymetdâr irşâdâtlarıyla ve eserleriyle fiilen tasdîk etmişler. O zamanlar bir cihette ferdiyet zamanı olduğundan, hikmet-i Rabbâniye onlar gibi ferîdleri ve kudsî dâhîleri ümmetin imdâdına göndermiş. Şimdi ise, aynı vazîfeye, fakat müşkilâtlı ve dehşetli şerâit içinde, bir şahs-ı ma‘nevî hükmünde bulunan Risâle-i Nûr’u ve sırr-ı tesânüd ile bir ferd-i ferîd ma‘nâsında olan şâkirdlerini
SAYFA 5
bu cemâat zamanında o mühim vazîfeye koşturmuş. Bu sırra binâen, benim gibi bir neferin ağırlaşmış müşîriyet makamında ancak bir dümdârlık vazîfesi var.
Re’fet kardeş Senin ile hiç olmazsa her dört günde bir kerre görüşmeye ihtiyâç ve iştiyâkım varken, dört sene sonra husûsî görüşebildik. Senin gibi hem kıymetdâr, te’sîrli diliyle ve kuvvetli, letâfetli kalemiyle Risâle-i Nûr’a çok ehemmiyetli hizmet edenler, her vakit hâtırımda ma‘nevî muhâtablarım ve hayâlen yanımda hazır arkadaşlarımdırlar. Risâle-i Nûr’un fevkalâde te’sîrli intişârı nazar-ı dikkati celb etmesinden, şimdilik ziyâde ihtiyât lâzımdır.
İktisâd Risâlesi’yle, Çocukların Ta‘ziyenâmesi risâleleri gönderilse münâsibdir. Umûm kardeşlerime, hususan hâslarına birer birer selâm ve duâ ederim. Ve o mübârek ve kıymetdâr arkadaşlarımın hâtırları için hem akrabalarını, hem karyelerini, kendi akrabam ve karyem içine alıp öylece duâ ederek ma‘nevî kazançlarıma teşrîk ediyorum.
Duâlarınıza çok muhtâç, duânızdan çok istifâde eden
Saîdü’n-Nûrsî
[4]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
Azîz kardeşim Husrev,
Şükür, hakkımda inâyet-i İlâhiye devam ediyor. Ben burada rahatım, fakat hizmete şiddetle ihtiyacım var. Sizlerden biriniz yanımda bulunmazsa çok üzüleceğim. En evvel hizmet nöbeti senin dünya işleriyle alâkasızlığın için sana düştü, sonra başkası yapar. Bu husûs için burada hükûmete ve emniyet müdürüne mürâcaat ettim. Eğer senin yol masrafı verilse veya teshîlât gösterilse, çok iyi olur. Yoksa borç ediniz, buradan beraber çalışıp o borcu vereceğiz.
Gelirken beraber mu‘cizeli Kur’ân’ımızı ve matbû‘ Onuncu Söz’ü ve HâfızAli’nin el yazısıyla benim için tevâfuklu yazılan Onuncu Söz’ü ve Altı Esmâ-yı İlâhiye’nin altı nükteleri eğer yazmışsan birlikte getir. Bu husûs hakkında buradaki zâbıtaya ve hükûmete bildirdim. Süleymân ve kardeşlerime çok selâm.
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 6
[5]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ مَا كَتَبْتُمْ وَمَا تَكْتُبُونَ
Azîz, sıddîk, fedâkâr, vefâkâr kardeşlerim,
Sizlerle muhâbere edemediğimin sebebi, fevkalâde bir dikkat ve tazyîk ve tecrîd altında bulunduğumdur. Hâlik-ı Rahîmime hadsiz şükürler olsun ki, kuvvetli bir sabır ve tahammülü ihsân ederek sû’-i kasdlerini akîm bıraktı. Burada mufârakat zamanımın her bir ayı bir sene haps-i münferid hükmünde ezici olduğu hâlde, duâlarınız berekâtıyla, inâyet-i İlâhiye her günümü bir ay kadar mes‘ûdâne bir ömre çevirdi. Benim istirâhatim cihetinde merâk etmeyiniz. Rahmetin iltifâtı devamdadır.
Sabrî kardeş Sabırlı ol. Ehemmiyetsiz ve zararsız olan vehmî ve asabî hastalığına ehemmiyet verme. Şifâya duâ edilmekle beraber, zararsız, hatarsızdır. Çünki eğer hâtırât, seyyie ise, nasıl ki aynada temessül eden pislik, pis değil ve aynadaki yılan sûreti ısırmaz ve ateşin timsâli yakmaz. Öyle de, kalbin ve hayâlin aynalarında rızâsız, ihtiyârsız gelen pis ve çirkin ve küfrî hâtıralar zarar vermezler. Çünki ilm-i usûlde tasavvur-u küfür, küfür değil; ve tahayyül-ü şetim, şetim olmaz.
Hasene ise nûrânî olduğundan, tasavvur ve tahayyülü dahi hasenedir. Çünki aynada nûrânînin timsâli ziyâ verir hâsiyeti var. Kesîfin misâli ölüdür, hayatsızdır, te’sîri yoktur. Eğer sâir teellümât-ı rûhâniye ise sabra, mücâhedeye alıştırmak için Rabbânî bir kamçıdır. Çünki, emn ü ye’sin vartasına düşmemek hikmetiyle, havf ve recâ muvâzenesinde sabır ve şükürde bulunmak için kabz ve bast hâletleri, celâl ve cemâl tecellîsinden intibâh ehline gelmesi, ehl-i hakîkatçe medâr-ı terakkî bir düstûr-u meşhûrdur.
Şam’lıTevfîk’in ihtiyâtını takdîr etmekle beraber, eski kıymetdâr hizmetlerinin onun defter-i a‘mâline dâimî bir sûrette yazı yazmaları için, o dahi dâimî çalışması gerekti. Şükür yine, elmas kalemiyle vazîfesine başlaması, rûhumu ümidler ve iştiyâklar ile neş’elendirdi, Barla hayatını hasretle hâtırlattı.
SAYFA 7
Sabrî kardeş İmamet vazîfesinde Risâle-i Nûr’a zarar yok. Ruhsâtla amel niyeti ile, şimdilik çekilme. Husrev kardeş Beşinci Şuâ‘ın kıymetini tam beyân ve takdîrin beni çok mesrûr etti. İkinci def‘a yaldızlı bir Kur’ân’ı yazdığın, beni fevkalâde müferrah etti. Hem benim için de yeni risâleleri mübârek kaleminle Hâşiyeistinsâh ettiğin, beni minnetdârlık hissinden mesrûrâne ağlattı.
Rüşdü ve Re’fet’in sıhhatleri ve kemâl-i sadâkat ve sebatları, hazîn endişelerimi izâle etti. Isparta talebeleri hâtırları için, ben Isparta’yı kendi karyem Nûrs ile beraber duâmda dâhil ediyorum. Hatta emvâtına, Nûrs emvâtı gibi duâ ediyorum. Hakîkî vatanım ve memleketim nazarıyla o vilâyete bakıyorum.
Makinesi kuvvetli Alî kardeş Sizlerin hâlisâne ve ciddî fa‘âliyetinizden, Risâle-i Nûr’a sizler gibi sarsılmaz çok talebeler zuhûr ve devam ettiklerini ümîd ederdim. Bildiğim Abdullâh gibi ve bilmediğim umûm kardeşlerime selâmımı ve bütün ma‘nevî kazançlarıma onları teşrîk ettiğimi teblîğ ediniz. Muhâberemde isimlerini yazmadığım ve hâtırımda yazdığım kıymetdâr kardeşlerimle çok alâkadârım.
Kardeşlerim Çok ihtiyât ediniz, münâfıklar çoktur. Mümkün oldukça risâlelerin buradan irsâl edildiğini söylemeyiniz. Tâ Risâle-i Nûr hizmetine zarar gelmesin. Maatteessüf, ben burada bütün bütün yalnız kaldığım için, çok ehemmiyetli hakîkatler yazılmadan, kaydedilmeden geldiler ve gittiler. Kuleönü’nün hâlis ve ciddî ve mübârek çalışkanlarına ve İslâmköyü’nün sâdık ve gayretli ve kesretli talebelerine ve Barla’da vefâdâr ve kıymetli dostlarıma ve bilhassa Eğirdir’de fedâkâr ve vefâdâr Hakkı ve Mehmed gibi kardeşlerime ve sâir umûm ihvânıma binler selâm ve duâlar.
Duâlarınıza kuvvetli i‘timâd eden ve çok muhtâç bulunan kardeşiniz
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 8
[6]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ مَٓا اَرْسَلْتَهُ مِنَ الرَّسَٓائِلِ النُّورِ
Azîz ve sıddîk ve fedâkâr ve vefâkâr kardeşlerim ve hizmet-i Kur’âniye ve îmâniyede kuvvetli ve kıymetli ve çalışkan ve muktedir arkadaşlarım,
Bu dünyada benim için medâr-ı teselli sizlersiniz ve hakkınızda büyük ümidlerimi doğru çıkardınız. Cenâb-ı Hakk sizden ebediyen râzı olsun. Âmîn
İrsâlâtınız ve bilhassa Onuncu Söz buraya o derece fâide verdi ki, her bir sahîfesine mukābil, elimden gelse idi, büyük bir hediye verirdim. Çoktan beri görmediğim için, ben hangisini okursam En birinci budur derdim. Ötekine bakardım, Bu birincidir. Daha öbürüsüne baktıkça hayret ederek kat‘î kanâatim geldi ki, Risâle-i Nûr’un kitapları birbirine tercîh edilmez. Her birinin kendi makamında riyâseti var. Ve bu zamanı tenvîr eden bir mu‘cize-i ma‘neviye-i Kur’âniyedir.
Onuncu Söz'ün tatlı bir kerâmeti: İki üç senedir bana hapisde verdikleri gibi arzuma muhâlif olarak her gün bir ta‘yîn veriliyordu. Ehemmiyetli bir-iki sebebe binâen kabûl etmeye mecbûrdum. Fakat onu yemezdim. Tebdîl ederek şeker, çay, ekmek tedârik ederdim. Bir gün iskân me’mûru geldi, ta‘yîn verdi ve dedi: Bundan sonra daha sana ta‘yîn vermeyeceğiz. Ben memnûn oldum. Fakat birden hâtırıma geldi ki şeker, çay lâzımdır. Hediyeleri de kabûl etmem diye bir endişeye düştüm. Aynı günde beş sene şeker ve çayımı te’mîn eden ve merhûm Abdurrahmân’a beş senede aldığı yaraları tedâvi ile kuvvetli bir îmân kazandıran ve vefâtından bir-iki ay evvel imdâdına yetişen ve ehl-i ilhâdı azm ettikleri inkâr-ı haşirden vazgeçiren Onuncu Söz'ün fevkalme’mûl, ne nüshalarının vücûdundan ve ne de gelmesinden hiç haberim yokken, müteaddid nüshaları o vakitte geldi. Lisân-ı hâl ile dedi: Merâk etme Senin hem vazîfene, hem hayatına yardım için geldim. İnâyet-i Rabbâniye tarafından gönderildim.
Evet, bu asrın ehemmiyetli ve ma‘nevî ve ilmî bir mürşidi olan Risâle-i Nûr’un hey’et-i mecmûası, sâir şahsî büyük mürşidler gibi, kendine muvâfık ve hakîkat-i ilmiyeye münâsib olarak, birkaç nev‘de ve bilhassa hakāik-i îmâniyenin