EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLDMektup 87

249

[87]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, çoktan beri beklediğim bir ciddî yardım, Konya ulemâsından görülmeye başladı. Evet, Risâle-i Nûr medreseden çıkmış, ilim içinde hakîkate yol açmış. Hakîkî sâhibleri ve tarafdârları medreseden çıkan hocalar olduğuna binâen, umûm Anadolu’nun eskiden beri parlak ve fa‘âl bir medresesi Konya şehri olduğundan, o mübârek medresenin şâkirdleri kendi malları olan Risâle-i Nûr’a sâhib çıkmaya ve sarılmaya başladığını Sabrî’nin mektûbundan anladım. Ve buraya, Konya’ya yakın geldiğime rûh u cânımla memnûn olup bana gelen bütün sıkıntılara sürûr ile mukābele edip tahammül ediyorum. Başta çok mübârek tefsîrin çok muhterem ve kıymetdâr sâhibi olan Hoca Vehbî Efendi olarak, Risâle-i Nûr’u takdîr edip alâkadârlık gösteren bütün Konya ve civârı ulemâlarını, bütün kazançlarıma ve duâlarıma şerîk ettim. Ve hâs kardeşlerim dâiresi içinde isimlerini bildiğim zâtları, isimleriyle duâ vaktinde yâd ediyorum. Risâle-i Nûr şâkirdlerindeki şirket-i ma‘neviye i‘tibâriyle, benim çok noksân kazancımdan hisseler aldıkları gibi, bütün şâkirdlerin büyük kazançlarından da

250

hisseler almaya yol açıldığını benim tarafımdan selâmımı hürmetlerimle onlara teblîğ ediniz. Isparta kahramanları gibi, Konya’nın mübârek âlimleri Risâle-i Nûr’a sâhib çıktıklarından, daha dünyaca, vazîfe-i nûriyece bir endişem kalmadı. O mübârek ve kuvvetli ellere Risâle-i Nûr’u emânet edip râhat-ı kalb ile kabrime gidebilirim.

Sâniyen: El-hak, az bir zamanda Risâle-i Nûr’a pek çok fâidesi dokunan ve on seneden beri Risâle-i Nûr’a çalışmış gibi hâslar dâiresinde bulunan Mustafâ Usman’ın Emirdağı’ndaki kardeşlerine, yangın münâsebetiyle geçmiş olsun makamında nev‘-i beşer yangınını bahsedip, güzel bir mektûb yazmış. Onun mektûbunun bir kısmını hem Lâhika’da, hem Sikke-i Gaybiye’de kaydediyoruz. Sonra sûretini size göndereceğiz. Benim tarafımdan hem ona, hem yanındakilere, hem vâsıta-i muhâbere olduğu Kastamonu ve İnebolu’daki kardeşlerimize pek çok selâmla beraber; hattı güzel, vakti müsâid olanlar, Isparta ve civârı gibi Asâ-yı Mûsâ mecmûası’nı yazsalar çok münâsib olur. Bu vazîfe-i nûriye, İnşâallâh matbaanın çok fevkinde iş görecek.

Sâlisen: Hâfız Emîn’in Risâle-i Nûr’a çok hizmeti var. Onun kasabası olan Küre, geçen hâdiseden evvel Nûrî, Hakkı, İhsân ve merhûm Muallim Osmân gibi zâtların himmetiyle bir Medrese-i Nûriye hükmüne geçip parlak bir sûrette nûra çalışıyordu.

251

İnşâallâh o kıymetdâr hizmetini, mümkün oldukça yine yapacak. Gerçi geçen musîbette en ziyâde onlar üzüldüler, fakat ona mukābil Risâle-i Nûr’un geniş muzafferiyetinde o kasabanın ve o fedâkâr kardeşlerimizin hisseleri çok ehemmiyetlidir.

Hâfız Emîn mektûbunda diyor ki: Ben mahkemeden kitablarımı alamadım. Size gelmiş mi, gelmemiş mi? diye benden soruyor. Siz ona selâmımla beraber yazınız ki: Seninki bana gelmediği gibi, sana İstanbul’a gönderdiğim kitablarımdan da hiç birisi elime geçmedi. Ve bilhassa İstanbul’a gönderdiğim Büyük Kitab nâmında içinde yirmi risâleden ziyâde bulunan mecmûayı çok araştırdımsa da bulamadım. Fakat mâdem Risâle-i Nûr kendi kendine intişâr ediyor ve muhtâç olanlara kendini okutturuyor, Hâfız Emîn’e ve bizlere sevâb kazandırıyor. Hâfız Emîn de, benim gibi, kitablarının başka ellerde gezmesinden memnûn olmalı. Hem Küre’de erkek ve hanım ne kadar Risâle-i Nûr’la alâkadâr varsa, onlara selâm ediyorum. Eskisi gibi şimdi de Küre’ye bir Medrese-i Nûriye nazarıyla bakıyorum. Husûsen İhsân Abdurrahmân’a selâm ediyorum. Ne hâldedir? İnşâallâh eski parlak hizmeti devam ediyor. Tam bir Abdurrahmân olduğunu isbat ettiği gibi, devam edecek.

Umûm kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

252

[88]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدَ الْاٰبِدٖینَ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Hadsiz şükür olsun ki, Risâle-i Nûr yerine beni sıkıyorlar, benimle meşgūl oluyorlar. Siz hiç merâk etmeyiniz, عَسٰٓی اَنْ تَكْرَهُوا شَیْئًا وَهُوَ خَیْرٌ لَكُمْ sırrıyla İnşâallâh bu yeni hâdisede dahi bir hayır olacak.

Hâdise budur: Ceylan’ı ve iki arkadaşları ki bana hizmet ediyorlardı yanıma gelmelerini men‘ettiler. Anahtarı onlardan aldılar, bekçilere verdiler. O bekçilerden birisi geliyor, su ve ekmek gibi işlerimi görüyor. Ben bunun sebebini bilemedim. Fakat bu kasabada bir parti münâzaası var. Çocuğun bir amcası bir taraftadır. Onun muârızları yapıyor ihtimâli var.

Hem her tarafta Risâle-i Nûr’un fütûhâtı ve hâriçten gelen anarşilik müdâhalesi sebebiyet verdi zannederim. Ve Sandıklı’da elde edilen Mektûbât’la, bir vâsıta-i muhâbere olması bahânesiyle bu sıkıntıyı verdiler. Siz hiç telâş etmeyiniz, bunun da hiç ehemmiyeti yoktur. Siz yine eskisi gibi bana yazarsınız. Fakat ben kendim çok yazamıyorum. Güyâ beni ihânet ve hakāretle çürütmek, Risâle-i Nûr’un

253

fütûhâtına sed çekilecek; dîvâneliklerinden, üflemekle milyonlar elektrik kuvvetinde bulunan Risâle-i Nûr gibi bir hakîkat güneşi sönecek diye ziyâde sevâbı bana kazandırmak için beni fazla sıkıyorlar.

Medâr-ı ibret ve dikkat bir tevâfuktur ki, dün çocukla pederini zâbıta celbedip ifadelerini aldığı aynı dakîkada, ehemmiyetli bir vukūâtı, telefon-u zâbıta haber vererek, bütün erkânı telâşa düşürttü. Mahâll-i vak’aya gitmeye mecbûr oldular. Ma‘nen onlara denildi: Siz sinek kanadı kadar zararı olmayanı bırakınız; kartallar, belki ejderhâlar gibi zararlara bakınız.

Hem câmi‘den men‘ hâdisesinin aynı vaktinde, men‘e emir veren yeni kaymakam, Afyon’da ameliyata ma‘rûz kaldı. Lisân-ı hâl ile ona denildi: Ölüm var Onun i‘dâmından kurtulmasına çalışanı tazyîk değil, belki çok takdîr ve tahsîn etmek gerektir.

Umûm kardeş ve hemşîrelerime birer birer selâm ve duâ ediyorum ve duâlarını isterim.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz

Saîdü’n-Nûrsî

254

[89]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدَ الْاٰبِدٖینَ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim ve Mübârek Vârislerim ve Emîn Vekîllerim,

Evvelen: Size kat‘iyen haber veriyorum ki, hakkımızda ve Risâle-i Nûr hizmetinde, inâyet-i Rabbâniye ve tevfîkat-ı Samedânîye devam ediyor. Zâhiren çirkin perdeler altında, gāyet güzel netîceler var. Bir zararımıza bedel, yüz menfaat bizlere ihsân ediliyor. Onun için geçici, muvakkat sıkıntılara ve sarsıntılara ehemmiyet vermemek lâzımdır.

Sâniyen: Mümkün olduğu kadar Asâ-yı Mûsâ mecmûasını yazmakta fütûr ve tevakkuf verilmesin. O kudsî birinci vazîfenin pek çok ehemmiyeti var. بِهِ الظُّلْمَةُ انْجَلَتْ onun hakkında İmâm-ı Alî radiyallâhu anh demiş. Size iki Alî’nin on dört parça mübârek risâlelerini tashîh edip posta ile gönderdim. Burada hem beni, hem talebeleri şevk ile tam çalıştırdılar. Kastamonu’da imdâdıma geldikleri gibi, burada dahi o iki kahraman yine imdâdıma yetiştiler.

255

Sâlisen: Ben burada gerçi pek çok sıkılıyorum. Fakat sizlerin fütûrsuz çalışmanızı düşündükçe ve iştiyâkla beklediğim mülâyimâne ve tesellîkâr mektûblarınızı gördükçe, o sıkıntılar gider, bazen sevinçlere inkılâb ederler. Benim mektûblarımı yazan, şimdilik yanıma gerçi gelemiyor, fakat şahsî hizmetten başka, Risâle-i Nûr’a âit üç dört vazîfesi var. Onları mükemmel yapıyor. Hem benim husûsî işlerimi de kapıya gelip anlar, gider, onları da yapar.

Râbian: Sâir yerlerdeki kardeşlerimiz Asâ-yı Mûsâ yazmasına başlamışlar mı? Bu birinci vazîfeyi eskiden yapan ve yanında mevcûd bulunan zâtlar, bir cild içine alıp, ikinci vazîfe-i îmâniye olan mu‘cizâtları zeyilleriyle beraber tedârikine başlasınlar veyâhûd geri kalanlara yardım etsinler. Elden geldiği kadar güzel ve tashîhli yazılmalı.

Hâmisen: Âlimlerden sonra muallimler dahi risâleye ihtiyâçlarını hissetmeye başladıklarına çok emâreler var. Bir emâre budur:

İstanbul’da dînî konferansta okumak niyetiyle Âyetü’l-Kübrâ risâlesini istemeleridir. Umûm kardeş ve hemşîrelerimize birer birer selâm ve duâ ederiz.

Kardeşiniz

Saîdü’n-Nûrsî

256

(90)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk, Metîn, Mübârek Kardeşlerim,

İki Alî’nin bir kitabını sehven gönderemedim. Sonra gönderilecek. Hem Sikke-i Gaybî mecmûasında tashîhinde bir sehvimi ıslâh eden melfûf pusula ile Mustafâ Usman’ın bir mektûbunu gönderdim. Medâr-ı şükrândır ki, münâfıklar yalnız benimle uğraşıyorlar, Risâle-i Nûr yerinde beni sıkıyorlar. Ben de bütün zaafım ve aczim ile beraber kemâl-i sabır ve tahammül edip Allâh’a şükrederim. Sizin her hafta tatlı mektûblarınız benim sabır ve şükrümü çok takviye eder, ziyâdeleştirirler. Cenâb-ı Hakk sizden ebeden râzı olsun ve dâimâ muvaffak eylesin. Âmîn Âmîn Âmîn umûmunuza selâm

Saîdü'n Nûrsî

Melfûf pusulanın mündericâtı: Sikke-i Tasdîk-i Gaybî’nin mukaddemesindeki اَیُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ یَاْكُلَ لَحْمَ اَخٖیهِ مَیْتًا bahsinin üçüncü emârenin âhirinde bir kâtibin sehvi beni de sehve sevkedip acele baktım. Bu def‘a postaya verilen nüshanızı bu sûretle tashîh ediniz. İşte âhir satırdan evvel iki satırın sahîh sûreti budur: Yüz ح ح ح ب د otuz, dördüncü ی on beşالف bir ە ile beraber on âhirdeki tenvîn vakfen elif olduğu için yekûnu bin üç yüz.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç