EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLDMektup 84

243

Birinci tehlike: Bu memlekette, hâricden kuvvetli bir sûrette girmeye çalışan anarşiliğe karşı sed çekmek.

İkincisi: Üç yüz elli milyon Müslümanların nefretlerini kardeşliğe çevirmekle, bu memleketin en büyük nokta-i istinâdını te’mîn etmektir

Saîdü’n-Nûrsî

[84]

[Müdür Bey Hazretleri]

Afyon Emniyet Müdürü’ne derim ki:

Dünyada, eski zamandan beri görülmemiş bu derece kanunsuz ve ma‘nâsız ve maslahatsız tecâvüzler bana geldiği hâlde neden aldırmıyorsunuz? Bir misâli:

Câmiye, hâlî zamanda cemâat hayrına sâhib olmak için, bir bazı iki adamdan başka kimseyi yanıma kabûl etmediğim hâlde resmen, Kat‘iyen câmiye gitmeyeceksiniz deyip, bu gurbette, hastalık ve ihtiyârlık ve yoksuzluk içinde bu ihânet hangi kanunladır? Hangi maslahat var? Haberim olmadan, câmi‘in hâlî bir yerinde iki üç tahta, bir kilimle beni üşütmemek fikriyle bir zâtın yaptığı iki kişilik bir settâre yüzünden, ehemmiyetli bir mes’ele şeklinde hem bana, hem umûm halka ma‘nâsız telâş vermek hangi kanunladır? Hangi maslahat var? Soruyorum.

244

Bana bu ihânetleri yapanların hiç bir bahâneleri yoktur. Yalnız teveccüh-ü âmmeyi bahâne edip: Bu menfî adama neden hürmet ediyorsunuz?

Ben de derim:

Bütün dostlarım biliyorlar ki, ben şahsıma karşı hürmeti ve teveccüh-ü âmmeyi istemiyorum, reddediyorum. Benim hakkımda başkalarının hüsn-ü zannını kabûl etmediğim hâlde, hangi kanun beni mes’ûl eder ki, ihtiyârım ve rızâm hâricinde, başkasının hüsn-ü zannıyla bana ihânet ediliyor. Farz-ı muhâl olarak, bu teveccüh-ü âmme hakîkat de olsa, vatana, millete fâidesi var, zararı olmaz. Hem eğer bir parçasını ben de kabûl etsem, bu ihtiyârlık, hastalık, yoksuzluk ve soğuk bir oda içerisinde, dehşetli bir haps-i münferidde, zarûrî hizmetlerimi görmek için bir iki insanın dostluğunu kabûl etmekliğimde hangi fenâlık var? Hangi kanun bunu men‘eder? Bir iki işçi çocuktan başka benimle temas ettirmemek hangi kanunladır? O işçi çocuklar her vakit bulunmadığı için kendim işimi göremiyorum. Bu dehşetli vaz‘iyeti, elbette bu memlekette inzibât ve hükûmet ve idare adamları nazar-ı ehemmiyete almak borçlarıdır. Cidden alâkadâr eder diye size beyân ediyorum. İnsaf ve vicdânınıza havâle ediyorum.

Emirdağı’nda bir tecrîd-i mutlakta

Saîdü’n-Nûrsî

245

Salâhaddîn’in mektûbunu leffen gönderdim. Risâle-i Nûr talebeleri nâmına siz nasıl münâsib görürseniz öyle yaparsınız.

(85)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Siz meşveretle ne yapsanız ben râzıyım. Tab‘ masârıfı için yardım edenlerin paralarını şimdilik geri vermek münâsibdir. Zâten o zâtlar o hayırlı niyetle bütün o malı sadaka etmiş gibi hayır kazandılar.

Salâhaddîn’in bu âhirde yazdığımız mektûblardan intihâb ettiği cümleler güzeldir. Fakat ben kendim ehl-i siyâsetlerle konuşmam.

Siz meşveret ediniz, Nasıl münâsib ise yaparsınız. Irâk’ın başvekîlinin adı hem Nûri, hem Saîd, hem İslâm birliğini ta‘kîb etmesi Bir fâl-i hayırdır. Keçel Salâhaddîn’in hakîkaten babası gibi O da çok çalışıyor. Fakat ben bakamadığım siyâset dâirelerine girip beni de baktırmak istiyor.

Bugünler de Mehmed Çalışkan’a gelmiş Âtıf’ın bir mektûbunu gördüm. Mâşâallâh kalemi müstesnâ olduğu gibi, kalbi ve hissiyâtı dahi müstesnâ ve mümtâz. Ona mahsûs latîf bir inceliği var. O müstesnâ ve parlak kalemi ile delâil-i hayrât-ı nûriyeyi

246

çoklara okutturmuştur. Bundan sonra Hizb-i Nûriye’nin Hulâsatü’l-hulâsasını da o delâilin âhirinde yazsa, münâsib olur. Hem o mümtâz kalemi ile Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı yazmalıdır. Husûsî mektûb yazmadığım için hem ona, hem Salâhaddîn’e çok selâm söyleyiniz. Onlar eski mevki‘lerini tam muhâfaza ediyorlar. Umûm kardeşlerime birer birer selâm ve duâ ediyoruz. Hâşiye Hâşiye

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

247

[86]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Gāyet ehemmiyetli bir mes’eleyi bundan evvel size icmâlen beyân ettiğim mes’eleyi tekrar size söylememe kuvvetli, ma‘nevî bir ihtâr aldım. Şöyle ki:

Perde altındaki düşmanımız münâfıklar, şimdiye kadar yaptıkları gibi, adliyeyi ve siyâset ve idâreyi zâhirî dinsizliğe âlet edip, bize hücûmları akîm kaldığı; ve Risâle-i Nûr’un fütûhâtına menfaati olan eski plânlarını bırakıp, daha münâfıkāne ve şeytânı da hayrette bırakacak bir plân çevirdiklerine dâir buralarda emâreleri göründü. O plânların en mühim bir esası, hâs, sebâtkâr kardeşlerimizi soğutmak, fütûr vermek, mümkün ise Risâle-i Nûr’dan vazgeçirmektir. Bu noktada o kadar acîb yalanları ve desîseleri isti‘mâl ediyorlar ki, Isparta ve havâlîsi, gül ve nûr fabrikasının kahraman şâkirdleri gibi, çelik ve demir gibi bir sebât ve sadâkat ve metânet lâzım ki dayanabilsin.

Bazı da dost sûretinde hulûl edip, korkutmak mümkünse, habbeyi kubbe edip evhâm veriyorlar. Aman aman Saîd’e yanaşmayınız Hükûmet ta‘kîb ediyor diye zayıfleri vazgeçirmeye çalışıyorlar. Hatta bazı genç talebelere, hevesâtlarını tahrîk için, bazı genç kızları musallat ediyorlar. Hatta Risâle-i Nûr erkânlarına karşı da,

248

benim şahsımın kusûrâtını, çürüklüğünü gösterip, zâhiren dîndâr ehl-i bid‘adan bazı şöhretli zâtları gösterip Biz de Müslümanız, dîn yalnız Saîd’in mesleğine mahsûs değil deyip, bize karşı perde altında cephe alan zındıklar anarşilik hesabına o sâfdil ehl-i diyânet ve hocaları âlet edip isti‘mâl ediyorlar. İnşâallâh bunların bu plânları da akîm kalacak. Böyle heriflere dersiniz:

Biz, Risâle-i Nûr’un şâkirdleriyiz. Saîd de bizim gibi bir şâkirddir. Risâle-i Nûr’un menba‘ı, ma‘deni, esası da Kur’ân’dır. Yirmi senedir emsâlsiz tedkîkāt ve ta‘kîbâtla beraber, kıymetini ve galebesini en muannid düşmana da isbat etmiştir. Onun tercümanı ve bir hizmetkârı olan Saîd ne hâlde olursa olsun, hatta Saîd de el-İyâzü billâh Risâle-i Nûr’un aleyhine dönse, bizim sadâkatımız ve alâkamızı İnşâallâh sarsmayacak deyip, o kapıyı kaparsınız. Fakat mümkün olduğu kadar Risâle-i Nûr’la meşgūl olmak, elinden gelirse yazmak ve mübâlağalı propagandalara hiç ehemmiyet vermemek ve eskisi gibi tam ihtiyât etmek gerektir. Umûm kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Ben Isparta talebeleriyle pek ziyâde alâkadârlığım ve Risâle-i Nûr ve şâkirdlerine âit her işi onların meşveretine bıraktığım ve umûm şâkirdlere karşı yalnız onlarla muhâbere ettiğim için mektûblarımın cevablarının gelmesini merâkla ta‘kîb ediyorum. Te’hîrinden endişe ediyorum. Bin Bârekallâh Husrev’ler bu vazîfeyi pek mükemmel yapıyorlar.

249

[87]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, çoktan beri beklediğim bir ciddî yardım, Konya ulemâsından görülmeye başladı. Evet, Risâle-i Nûr medreseden çıkmış, ilim içinde hakîkate yol açmış. Hakîkî sâhibleri ve tarafdârları medreseden çıkan hocalar olduğuna binâen, umûm Anadolu’nun eskiden beri parlak ve fa‘âl bir medresesi Konya şehri olduğundan, o mübârek medresenin şâkirdleri kendi malları olan Risâle-i Nûr’a sâhib çıkmaya ve sarılmaya başladığını Sabrî’nin mektûbundan anladım. Ve buraya, Konya’ya yakın geldiğime rûh u cânımla memnûn olup bana gelen bütün sıkıntılara sürûr ile mukābele edip tahammül ediyorum. Başta çok mübârek tefsîrin çok muhterem ve kıymetdâr sâhibi olan Hoca Vehbî Efendi olarak, Risâle-i Nûr’u takdîr edip alâkadârlık gösteren bütün Konya ve civârı ulemâlarını, bütün kazançlarıma ve duâlarıma şerîk ettim. Ve hâs kardeşlerim dâiresi içinde isimlerini bildiğim zâtları, isimleriyle duâ vaktinde yâd ediyorum. Risâle-i Nûr şâkirdlerindeki şirket-i ma‘neviye i‘tibâriyle, benim çok noksân kazancımdan hisseler aldıkları gibi, bütün şâkirdlerin büyük kazançlarından da

250

hisseler almaya yol açıldığını benim tarafımdan selâmımı hürmetlerimle onlara teblîğ ediniz. Isparta kahramanları gibi, Konya’nın mübârek âlimleri Risâle-i Nûr’a sâhib çıktıklarından, daha dünyaca, vazîfe-i nûriyece bir endişem kalmadı. O mübârek ve kuvvetli ellere Risâle-i Nûr’u emânet edip râhat-ı kalb ile kabrime gidebilirim.

Sâniyen: El-hak, az bir zamanda Risâle-i Nûr’a pek çok fâidesi dokunan ve on seneden beri Risâle-i Nûr’a çalışmış gibi hâslar dâiresinde bulunan Mustafâ Usman’ın Emirdağı’ndaki kardeşlerine, yangın münâsebetiyle geçmiş olsun makamında nev‘-i beşer yangınını bahsedip, güzel bir mektûb yazmış. Onun mektûbunun bir kısmını hem Lâhika’da, hem Sikke-i Gaybiye’de kaydediyoruz. Sonra sûretini size göndereceğiz. Benim tarafımdan hem ona, hem yanındakilere, hem vâsıta-i muhâbere olduğu Kastamonu ve İnebolu’daki kardeşlerimize pek çok selâmla beraber; hattı güzel, vakti müsâid olanlar, Isparta ve civârı gibi Asâ-yı Mûsâ mecmûası’nı yazsalar çok münâsib olur. Bu vazîfe-i nûriye, İnşâallâh matbaanın çok fevkinde iş görecek.

Sâlisen: Hâfız Emîn’in Risâle-i Nûr’a çok hizmeti var. Onun kasabası olan Küre, geçen hâdiseden evvel Nûrî, Hakkı, İhsân ve merhûm Muallim Osmân gibi zâtların himmetiyle bir Medrese-i Nûriye hükmüne geçip parlak bir sûrette nûra çalışıyordu.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç