
SAYFA 240
[83]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Gāyet mahremdir. Birden ihtâr edildi, kaleme almaya mecbûr oldum.
Kardeşlerim
Şimdi tam tahakkuk etti ki, resmen bana ihânet ve hakāret etmek, onunla teveccüh-ü âmmeyi hakkımda kırmak için gizli bir tedbîr kurulmuş. Benim bütün dostlarımı perde altında soğutmak ve ürkütmeye çalışıyorlar. Hâlbuki Sikke-i Tasdîk-i Gaybî onların bütün propagandalarını zîr u zeber ediyor. Gerçi böyle dinsizlik hesabına bana olan hakāret, bir derece beni sıkıyor; Eski Saîd’den kalma bazı damarlarıma dokunuyor. Fakat Risâle-i Nûr’un hârika fütûhâtı ve şâkirdlerinin ehl-i hakîkat nazarında ve rûhânî ve melâikeler yanında hürmet ve merhametle karşılanmaları, benim şahsıma gelen ihânet ve hakāretlerin sivrisinek kanadı kadar ehemmiyeti kalmaz. O bedbaht ehl-i ihânet, dindârlık cihetiyle, ehl-i dîn ve ehl-i ulûm-ı dîniyenin hürmetini kırmak dine bir ihânet olduğu cihetinde, rûhânî ve melâikelerin ve ehl-i îmân ve ehl-i hakîkatin nazarında mel‘ûn olduğu gibi, binden ancak bir iki serserinin veya zındığın âferînini kazanırlar. O bedbahtlar bana hakāret etmekle, güyâ Risâle-i Nûr’un nüfûzunu kırıyor; şahsımı menba‘ zannedip beni çürütmekle, Risâle-i Nûr sukūt edecek gibi ahmakāne bir zan ile şahsıma tecâvüz oluyor.
SAYFA 241
Ben de derim: Ey bana dinsizlik hesabına ihânet ve hakāret eden bedbahtlar Kat‘iyen size haber veriyorum, yakında tövbe etmemek şartıyla hiç çâre-i halâs yok ki, ecel cellâdıyla sen, i‘dâm-ı ebedî ile ölüm darağacı ile asılacaksın Şerâretli rûhun dahi ebedî bir haps-i münferidde mahkûm olmakla beraber, ehl-i îmân ve rûhânîlerin nefret ve lâ‘netini kazanacaksın Tövbe etmemek şartıyla benim intikāmım, senden pek muzâaf bir sûrette alınıyor bildiğimden, hiddet değil, hatta sana acıyorum.
Ammâ Risâle-i Nûr’a, senin gibi sinekler kadar ehemmiyeti olmayanların perde çekmesi, zerre kadar nüfûzumu kıramaz. Yüz binler adam onunla îmânlarını kurtardıkları için, rûh u cânla hürmet ve perestiş ederler. Ammâ şahsımın teessürü ise kat‘iyen size haber veriyorum ki, bir iki dakîka asabiyetle bir teessürâtıma mukābil, birden öyle bir teselli buluyorum ki, bin derece sizlerin hakāret ve ihâneti ziyâdeleşse o tesellîyi kıramaz. Çünkü Risâle-i Nûr’un keşf-i kat‘îsiyle, dinsizlik hesabına bize hücûm edenler, ebedî azâblar ve haps-i münferidde ve i‘dâm-ı ebedî ile ihânet gördükleri gibi; Risâle-i Nûr’la îmânını kurtaran şâkirdleri, ölümle terhîs tezkeresi ve saâdet-i ebediye vesîkasını alıp, ebedî bir hürmet ve merhamet ve ikrâma mazhar olacaklarını, feylesofları susturan binler huccetlerle beyân etmişiz.
Hem bu Yeni Saîd, Eski Saîd gibi kendine hürmet ve teveccüh kazanmak ve şân ve şeref
SAYFA 242
Bulmak, kat‘iyen aleyhindedir, kat‘iyen kabûl etmez. Onun için, yirmi senedir inzivâyı tercîh etmiş.
Eğer âsâyiş ve idare hesabına nüfûzumu kırmak ve umûmun nazarında çürütmek için yapıyorsanız, pek büyük bir hatâ ediyorsunuz. İki sene üç mahkeme, yirmi senelik hayâtımın yüz yirmi eserinde, yüz yirmi bin Risâle-i Nûr şâkirdlerinde mûcib-i ihtilâl ve medâr-ı mes’ûliyet vatan ve millet aleyhinde hiç bir şey bulmadıklarına berâetimizle ve Risâle-i Nûr eczâlarının bütününü iâde etmeleriyle gösterdiği cihetle, kat‘iyen size beyân ediyorum ki, dinsizlik hesabına bizi ezen sizler vatan ve millet, âsâyiş ve idare aleyhinde ve anarşilik lehinde ve müdhiş bir ecnebî hesabına beni sıkıştırıp, bir sarsıntı çıkarıp, o cereyânın müdâhalesini istiyorsunuz. Onun için, bütün ihânet ve hakāretlerinize beş para kıymet vermem. Âsâyiş, idare lehinde sabır ve tahammüle karar verdim.
Elbette dünya dâimî olmadığı gibi, hâdisâtı da fırtınalı, dâimâ değişir. Birkaç sâat cinâyetlerle, dünyevî ve uhrevî binler zakkum ve azâb netîceleri var. O zaman, fâidesiz yüz binler teessüf diyeceksiniz Ben resmî makamâta ve bizimle tam alâkadâr vazîfedârlara yazdığım gibi, sizin gibi bedbahtlara dahi derim: Biz Risâle-i Nûr’la, bu memleketin ve istikbâlinin en büyük iki tehlikesini defetmeye çalışıyoruz. Ve bilfiil çok emârelerle, hatta mahkemede de kısmen isbat etmişiz.
SAYFA 243
Birinci tehlike: Bu memlekette, hâricden kuvvetli bir sûrette girmeye çalışan anarşiliğe karşı sed çekmek.
İkincisi: Üç yüz elli milyon Müslümanların nefretlerini kardeşliğe çevirmekle, bu memleketin en büyük nokta-i istinâdını te’mîn etmektir
Saîdü’n-Nûrsî
[84]
[Müdür Bey Hazretleri]
Afyon Emniyet Müdürü’ne derim ki:
Dünyada, eski zamandan beri görülmemiş bu derece kanunsuz ve ma‘nâsız ve maslahatsız tecâvüzler bana geldiği hâlde neden aldırmıyorsunuz? Bir misâli:
Câmiye, hâlî zamanda cemâat hayrına sâhib olmak için, bir bazı iki adamdan başka kimseyi yanıma kabûl etmediğim hâlde resmen, Kat‘iyen câmiye gitmeyeceksiniz deyip, bu gurbette, hastalık ve ihtiyârlık ve yoksuzluk içinde bu ihânet hangi kanunladır? Hangi maslahat var? Haberim olmadan, câmi‘in hâlî bir yerinde iki üç tahta, bir kilimle beni üşütmemek fikriyle bir zâtın yaptığı iki kişilik bir settâre yüzünden, ehemmiyetli bir mes’ele şeklinde hem bana, hem umûm halka ma‘nâsız telâş vermek hangi kanunladır? Hangi maslahat var? Soruyorum.
SAYFA 244
Bana bu ihânetleri yapanların hiç bir bahâneleri yoktur. Yalnız teveccüh-ü âmmeyi bahâne edip: Bu menfî adama neden hürmet ediyorsunuz?
Ben de derim:
Bütün dostlarım biliyorlar ki, ben şahsıma karşı hürmeti ve teveccüh-ü âmmeyi istemiyorum, reddediyorum. Benim hakkımda başkalarının hüsn-ü zannını kabûl etmediğim hâlde, hangi kanun beni mes’ûl eder ki, ihtiyârım ve rızâm hâricinde, başkasının hüsn-ü zannıyla bana ihânet ediliyor. Farz-ı muhâl olarak, bu teveccüh-ü âmme hakîkat de olsa, vatana, millete fâidesi var, zararı olmaz. Hem eğer bir parçasını ben de kabûl etsem, bu ihtiyârlık, hastalık, yoksuzluk ve soğuk bir oda içerisinde, dehşetli bir haps-i münferidde, zarûrî hizmetlerimi görmek için bir iki insanın dostluğunu kabûl etmekliğimde hangi fenâlık var? Hangi kanun bunu men‘eder? Bir iki işçi çocuktan başka benimle temas ettirmemek hangi kanunladır? O işçi çocuklar her vakit bulunmadığı için kendim işimi göremiyorum. Bu dehşetli vaz‘iyeti, elbette bu memlekette inzibât ve hükûmet ve idare adamları nazar-ı ehemmiyete almak borçlarıdır. Cidden alâkadâr eder diye size beyân ediyorum. İnsaf ve vicdânınıza havâle ediyorum.
Emirdağı’nda bir tecrîd-i mutlakta
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 245
Salâhaddîn’in mektûbunu leffen gönderdim. Risâle-i Nûr talebeleri nâmına siz nasıl münâsib görürseniz öyle yaparsınız.
(85)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Siz meşveretle ne yapsanız ben râzıyım. Tab‘ masârıfı için yardım edenlerin paralarını şimdilik geri vermek münâsibdir. Zâten o zâtlar o hayırlı niyetle bütün o malı sadaka etmiş gibi hayır kazandılar.
Salâhaddîn’in bu âhirde yazdığımız mektûblardan intihâb ettiği cümleler güzeldir. Fakat ben kendim ehl-i siyâsetlerle konuşmam.
Siz meşveret ediniz, Nasıl münâsib ise yaparsınız. Irâk’ın başvekîlinin adı hem Nûri, hem Saîd, hem İslâm birliğini ta‘kîb etmesi Bir fâl-i hayırdır. Keçel Salâhaddîn’in hakîkaten babası gibi O da çok çalışıyor. Fakat ben bakamadığım siyâset dâirelerine girip beni de baktırmak istiyor.
Bugünler de Mehmed Çalışkan’a gelmiş Âtıf’ın bir mektûbunu gördüm. Mâşâallâh kalemi müstesnâ olduğu gibi, kalbi ve hissiyâtı dahi müstesnâ ve mümtâz. Ona mahsûs latîf bir inceliği var. O müstesnâ ve parlak kalemi ile delâil-i hayrât-ı nûriyeyi
SAYFA 246
çoklara okutturmuştur. Bundan sonra Hizb-i Nûriye’nin Hulâsatü’l-hulâsasını da o delâilin âhirinde yazsa, münâsib olur. Hem o mümtâz kalemi ile Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı yazmalıdır. Husûsî mektûb yazmadığım için hem ona, hem Salâhaddîn’e çok selâm söyleyiniz. Onlar eski mevki‘lerini tam muhâfaza ediyorlar. Umûm kardeşlerime birer birer selâm ve duâ ediyoruz. Hâşiye Hâşiye
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 247
[86]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Gāyet ehemmiyetli bir mes’eleyi bundan evvel size icmâlen beyân ettiğim mes’eleyi tekrar size söylememe kuvvetli, ma‘nevî bir ihtâr aldım. Şöyle ki:
Perde altındaki düşmanımız münâfıklar, şimdiye kadar yaptıkları gibi, adliyeyi ve siyâset ve idâreyi zâhirî dinsizliğe âlet edip, bize hücûmları akîm kaldığı; ve Risâle-i Nûr’un fütûhâtına menfaati olan eski plânlarını bırakıp, daha münâfıkāne ve şeytânı da hayrette bırakacak bir plân çevirdiklerine dâir buralarda emâreleri göründü. O plânların en mühim bir esası, hâs, sebâtkâr kardeşlerimizi soğutmak, fütûr vermek, mümkün ise Risâle-i Nûr’dan vazgeçirmektir. Bu noktada o kadar acîb yalanları ve desîseleri isti‘mâl ediyorlar ki, Isparta ve havâlîsi, gül ve nûr fabrikasının kahraman şâkirdleri gibi, çelik ve demir gibi bir sebât ve sadâkat ve metânet lâzım ki dayanabilsin.
Bazı da dost sûretinde hulûl edip, korkutmak mümkünse, habbeyi kubbe edip evhâm veriyorlar. Aman aman Saîd’e yanaşmayınız Hükûmet ta‘kîb ediyor diye zayıfleri vazgeçirmeye çalışıyorlar. Hatta bazı genç talebelere, hevesâtlarını tahrîk için, bazı genç kızları musallat ediyorlar. Hatta Risâle-i Nûr erkânlarına karşı da,