EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLD

221

reîs-i hükûmete husûsî veya resmî bir mektûbla Rus tehlikesine karşı hâdimi bulunduğum dinin ve hâdimi bulunduğun milletin selâmeti ve saâdeti için Risâle-i Nûr’la mukābele edilmesini bildirmek lütfunda bulunursanız, belki nûrun galebe zamanı gelmiştir.

Afv buyurunuz, câhil olduğumdan zât-ı asîlâne ve fâzılânelerine yazdığım çok kusûrlu mektûblarımı affedin. Çünkü şahsım için değil, Risâle-i Nûr hesabına yazdığımdan kusurumu paylaşacağız veya affedeceksiniz. Sizin kıymetli ve târîhî mektûblarınızdan alınan cümlelerden teşekkül eden Bâlâ’da yazılan mektûba mahkemeden berâet ettiğimizi de ve daha ilâvelerle bu meâlde tarafınızdan yazılacak bir mektûb, belki Kur’ân hesabına fâide te’mîn eder, münâsib midir? Tekrar afv buyurunuz, hürmetle mübârek el ve ayaklarınızdan öperiz pederimle.

Günâhkâr kusûrlu şâkirdin numaralı Abdurrahmân S.

[82]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Nûr-u Muhammedî asm ve Sahâbe’ye bakan dört sahîfe çok güzeldir. Âhirinde, Risâle-i Nûr’a ve dolayısıyla bize bakan kısımda Hasan Feyzî’nin hüsn-ü zannı pek fazla gitmiş. Gerçi o âhir-i kasîdesinde Risâle-i Nûr’un hakîkatini ve şahs-ı maʻnevîsini murad etmiş.

222

Yine tâʻdîle muhtâç gördüm. Bazı kelimeleri ilâve ve birkaçını tebdîl ettiğim hâlde, yine ondan benim hisseme düşen, bin derece haddimden ziyâdedir diye titredim. Fakat mâdem şâkirdleri şevke ve gayrete getiriyor, size havâle ediyorum. Siz, hem bu vehhâmlı zamanda, hem mesleğimizin muktezâsı olan mahviyet ve ihlâs ve terk-i enâniyet noktalarını nazara alınız. Münâsib gördüğünüz kelimeleri taʻdîl ediniz. Bu fütûr zamanında ehemmiyetli bir kamçı-i teşvîktir, arkadaşlara gönderebilirsiniz.

Hem o ehemmiyetli kardeşimiz, merhûm Hâfız Alî’nin rh vârisi ve halefi ve yerinde Risâle-i Nûr’a fevkalâde irtibât ve sadâkatle bağlıdır. Benim taʻdîlimden gücenmesin.

Saîdü’n-Nûrsî

Gāyet samîmî bir kanâatla ve kuvvetli bir i‘tikâdle ve derin bir ilimle ve parlak bir îmân ile Risâle-i Nûr’un mâhiyetini iki def‘adır ta‘rîf eden Risâle-i Nûr’un hâs şâkirdlerinden ve ehemmiyetli eski muallimlerden Hasan Feyzî’nin Sikke-i Tasdîk-i Gaybî’den aldığı bir ilhâmla Risâle-i Nûr hakkında ve o nûrun menba‘ı ve esası olan Nûr-u Muhammedî asm ve hakîkat-i Kur’ân ve sırr-ı îmân ta‘rîfinde bu kasîdeyi yazmış.

223

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ

یُرٖیدُونَ لِیُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

1

Ahmed asm yaratılmış o büyük Nûr-u Ehad’den

Her zerrede nûrdur, o ezelden, hem ebedden.

2

Bir nûr ki, odur hem yüce, hem lâyetenâhî

Ol Fahr-i Cihân Hazret-i Mahbûb-u İlâhî.

3

Parlattı cihânı bu güzel Nûr-u Muhammed asm

Halk olmasa, olmazdı bir zerre ve bir ferd.

4

Ol nûru ânın, her yeri, her zerreyi sarmış

Baştan başa her dem bu kesîf zulmeti yarmış.

5

Bir nûr ki, O’dur sâde ve hem lâyetezelzel

Ârî ve berî cümleden üstün ve mükemmel.

6

Bir nûr ki, bütün zerrede ancak o nümâyân

Bir nûr ki, verir kalplere hem aşk ile îmân.

7

Bir nûr ki, eğer olmasa, ol nûr hele bir ân

Baştan başa zulmette kalır hem de bu ekvân.

224

8

Bir nûr ki, değil öyle muhât, hem dahi mahsûr

Bir nûr ki, eder kalbi de pürnûr, çeşmi de pürnûr.

9

Bir lem‘adır ândan, şu büyük şems ve kamerler.

10

Hep işte o nûrdan bu acâib koca âlem

Halk oldu o nûrdan yine cennet ile cehennem.

11

Şekk yok ki, o nûrdur okunan Hazret-i Kur’ân

Ol nûr-u Ezel, hem sebeb-i hilkat-i insân.

12

Her şeye O’dur mebde’ ve asıl ve esas, hem

Ondan görünür nev‘-i beşer böyle mükerrem.

13

Bir zerre değil, bahr-i muhît O bahr-i münîrden

Hem nesl-i beşer hiç kalıyor hepsi de birden.

14

Şekk yok ki, cihân katre-i nûrundan o nûrun

Şekk yok ki, bu can zerre-i nûrundan o nûrun.

15

Sönsün diye üflense, o derya gibi kaynar

Söndürmeye hem kimde aceb zerre mecâl var.

16

Söndürmeye kalkmıştı asırlar dolu küffâr

Kahreyledi her hepsini ol Hazret-i Kahhâr.

225

17

Hep sönmüş asırlar, yanıyor sönmeden evvel

Târîhe sorun, kimdir o nûr, hem kim imiş menfûr?

18

Alnında yanan Nûr-u Muhammed’di asm Halîl’in

Yetmezdi gücü bakmaya her çeşm-i alîlin.

19

Görseydi Resûl’ün o güzel nûrunu Nemrûd

Yakmazdı o dem nârını, ol kâfir-i matrûd.

20

Bir sivrisinek öldürüyor o Nemrûd-u cihânı

Atmıştı Halîl’i ateşe, çünkü o cânî.

21

Bir perde açıp söyledi Hakk, gizli kelâmdan

Ol ateşe bahseyledi hem berd ve selâmdan.

22

Dostum ve Resûlüm yüce İbrâhîm’i as ey nâr

At âdetini, yakma bugün sen onu zinhâr

23

Bir gizli hitâb geldi de ol dem yine Hakk’tan

Bir abd-i mükerrem as dahi kurtuldu bıçaktan.

24

Ol nûrdan için Yûnus’u as hıfzeyledi ol hût

Ol nûr ile kahreyledi hem kavmini ol Lût as.

25

Ol hüsn-ü cemâl, eyledi âlemleri hayrân

Nerden onu bulmuş acaba Yûsuf-u Ken‘ân as?

226

26

Hikmet nedir? Ol derdlere sabreyledi Eyyûb as

Hem sırrı nedir, Yûsuf as için ağladı Ya‘kūb as?

27

Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his,

Ol nâmlı Nebî, şânlı şehîd Hazret-i Cercîs as?

28

Hasretle neden ağladılar Âdem as ile Havvâ ra?

Kimdendi, bu yıllarca süren koskoca da‘vâ?

29

Hem âh, neden terkedilip ravza-i cennet

Bir dâr-ı karar oldu, neden âlem-i mihnet?

30

Nûr şehri olan Tûr’da o dem Hazret-i Mûsâ as

Esrâr-ı kelâm hep çözülüp buldu tecellâ.

31

Bir parça Zebûr’dan okusa Hazret-i Dâvûd as

Başlardı hemen sanki büyük mahşer-i mev‘ûd.

32

Bilmem ki neden, yel ve sular hep onu dinler

Bilmem ki neden, hep işiten Âh diye inler

33

Mahlûku bütün kendine râm etti Süleymân as

Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu ferman?

34

Yellerle uçan şânlı büyük taht-ı mukaddes

Esrâr-ı ezelden o da duymuş yine bir ses.

227

35

Ol hangi acîb sır ki, çıkar göklere Îsâ as

Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yûdâ?

36

Nûr derdi için tahtını terkeyledi Edhem

Bir başkasının tahtı olur derdine merhem.

37

Çok şahs-ı velî, nûr ile hem etti kanâat

Çok şahs-ı denî, nûr ile hem buldu kerâmet.

38

Her hepsi de pervânesi, üftâdesi nûrun,

Her hepsi de muammâ gücü yetmez bu şuûrun.

39

Fillerle varıp Ka‘be’ye, hem Ebrehe zâlim

İsterdi ki, yapsın nice bin türlü mezâlim.

40

İsterdi ki, ol beyt yıkılıp şöhreti sönsün

Halk, Ka‘be’yi terk ederek kiliseye dönsün

41

İsterdi ki, çeksin doğacak nûra o bir sed

Hem doğmadan ölsün diye Mahbûb-u Müebbed

42

Günlerce gidip Ka‘be’ye, hem yaklaşan ordu

Birdenbire bir tehlike sezmiş gibi durdu.

43

Sür‘atle gelip bir sürü kuş, semt-i bahirden

Taş harbine başlar, pek acîb hepsi de birden.

228

44

İndikçe havadan, o muammâ gibi taşlar

Cansız yıkılıp yerlere yatmış nice başlar.

45

Şâhıyla beraber kocaman orduyu Mevlâ

Olsun diye Mahbûb’a nişân, eyledi mevtâ.

46

Hem kavm-i Kureyş, söndürelim derken o nûru

Erkek ve kadın, cümlesinin kaçtı huzûru

47

Müşrik ve muvahhid, iki fırka olup Urbân

Yıllarca dökülmüş yine kan üstüne bir kan

48

Şakk etti kameri Fahr-i Beşer asm, ol yüce server

Her yerde ve her anda Ânın nûru muzaffer.

49

Kur’ân’dı kavlî, nûrdu yolu, ümmeti mutlu

Ümmet olanın kalbi bütün nûr ile doldu.

50

Çekmezdi keder, ol sözü cevher, özü kevser

Ol Sûre-i Kevser, dedi a‘dâsına ebter.

51

Ol Şems-i Ezel’den kaçınan ol kuru başlar

Gayyâ-yı cehennemde bütün yakmış ateşler.

52

Bitmişti nefes, çıkmadı ses, bıktı da herkes

Ol nûra varıp, baş eğerek hep dediler pes.

229

53

İdrâki olan kafile ayrıldı Kureyş’ten

Feyiz almak için doğmuş olan şânlı güneşten.

54

Ol Kevser-i Ahmed’den asm içip her biri tas tas

Olmuşlardı o gün sanki mücellâ birer elmas.

55

Ol başlara tâç, derdlere ilaç Mürşid-i Âlem

Eylerdi nazar, bunlara nûruyla demâdem.

56

Bunlardır o a‘dâyı boğan bir alay aslan

Hakk uğruna, nûr uğruna olmuş çoğu kurban.

57

Bunlardan o gün ehl-i nifâk cümlesi kaçardı

Müşrik ise ol, aklı ânın kalmaz, uçardı.

58

Bunlardı hep o Peygamber’in ashâbı ve âlî

Dünyada ve ukbâda da, hem şânları âlî.

59

Tavsîf ediyor bunları hep şöylece Kur’ân:

Sulh vakti koyun, kavgada kükrek birer aslan

60

Hep yüzleri pâk, sözleri hak, yolları haktı

Merkebleri yeller gibi Düldül’dü, Burâk’tı.

61

Bir cezbe-i Yâ Hayy ile seller gibi aktı

A‘dâya varıp her biri şimşek gibi çaktı.

230

62

Bunlardı o gün halka-i tevhîdi kuranlar

Bunlardı o gün baltalayıp küfrü kıranlar.

63

Bunlardı mübârek yüce cem‘iyet, yüce şûrâ

Bunlardı o nûrdan dizilen halka-i kübrâ.

64

Bunlardı alan, Sûriye, Irâk, ülke-i Kisrâ

Bunlarla oldu ziyâdâr o karanlık koca sahrâ.

65

Bunlardı veren, hasta, alîl gözlere bir fer

Bunlardı o târîhe geçen şânlı gazanfer.

66

Her hepsi de bir zerre-i nûru o Habîbin

Her an görünür gözlere onlardan nice yüz bin.

67

Nûr altına girmiş bulunan türlü cemâat

Hem buldu bekā, hem de bütün gördü adâlet.

68

Hem kör ve kesîf, hem kara, hem çehresi çirkin

Bir parça bulut çıktı ki baştan başa bir kîn

69

Örtüp güneşi âleme yağdırdı zulümler

Gâh fâcia, hem gâhî keder gâhî ölümler.

70

Yollar, yuvalar hep kararıp kapladı zulmet

Halk oldu hemen koskoca bir âlem-i vahşet.

231

71

Olmuş gece zannıyla bütün ürüdü köpekler

Hem aşk-ı humârı ile haykırdı eşekler.

72

Her nerde ki var mâl-ı helâl girdi harâma

Hırsız ve uğursuz da bütün erdi merâma.

73

Kan ağlasa her gün yine kan kussa da miskîn

Hiç dinmedi yıllarca o menfûr o yaman kîn.

74

Bahşeyler iken ilim ve hüner şahsa asâlet

Bir fahir ve şeref addedilir oldu rezâlet.

75

Bir ahz ve atâ âletidir meblağ-ı âdem

Lâkin o da bir âlet-i hırs oldu demâdem.

76

Hak bilse de eyler yine nâhakka şehâdet

Bir menfaat uğrunda olur ehl-i şeâmet.

77

Câhil yeri olmuş o İlâhî yüce minber

Vâiz ve hatîp hepsi köle, hepsi emirber.

78

Ecdâd-ı izâmın o büyük rûhları küskün

Zîrâ ne küfürler okunur onlara hergün.

79

Yağmıştı o gün âh ne kederler, ne elemler

Âciz onu hep yazmaya eller ve kalemler.

232

80

Dîvâne lâkin bilmedi dîvâne olanlar

Nûr anladı hem zulmeti zulmette kalanlar.

81

Rehber mi olur gözlüye dîvâne bir a‘mâ

Nûr ehline hiç nûr mu verir ehl-i zulemâ.

82

Binlerce yetîmin yıkılan kalbini sen yap

Affet, yeter artık o Habîb aşkına yâ Rabb

83

Derken yeter artık bizi affet güzel Allâh

Sarsıldı cihân oldu da yer gümgüme nâgâh.

84

Buz parçası hâlinde bulut bir yere düşmüş

Erkek ve kadın hepsi de ol semte üşüşmüş.

85

Bir taş gibi sert kap kara hem sırtı çamurdan

Bir zerre eser yok ne yazık onda o nûrdan.

86

Seyreyleyenin bir çoğu olmuş lekedâr hem

Tutmuş yine âhlar çekerek bir çoğu mâtem.

87

Ol devr-i Yezîddir bu devreyledim izʻân

Mahbûb-u Hüdâ tesmiye etmiş buna Süfyân.

88

Derhâl açılıp gökyüzü hem parladı ol nûrdan gelen Risâle-i Nûr

Hallâk-ı Rahîm eyledi mahlûkātını mesrûr.

233

89

Zulmet dağılıp başladı bir yepyeni gündüz

Bir neş’e duyup sustu biraz ağlayan öksüz.

90

Bir dem bile düşmezken ânın âhı dilinden

Kurtuldu, yazık derdli beşer derdin elinden.

91

Ol taze güneş, ülkeye serptikçe ışıklar

Hep şâd olacak, şevk bulacak kalbi kırıklar.

92

Her kalbe sürûr, her göze nûr doldu bu günden

Bir müjde verir sanki o, bir şânlı düğünden.

93

Arzeyleyelim ol yüce Allâh’a şükürler

Kalkar da bu kahır, cehil ve dalâl, şirk ve küfürler.

94

Ol nûr-u hüdâ saldı ziyâ, kalbe safâ hem

Gösterdi bekā, göçtü fenâ, buldu vefâ hem.

95

Çıkmıştı şakî, geldi nakî, gördü adâvet

Eylerdi nefiy, oldu hafî nûr-u hidâyet.

96

Fışkırdı Risâle-i Nûr ufuktan o nûr-u risâlet

Ol nûr-u risâlet verecek emn ü adâlet.

97

Allâh’a şükür, kalkmada hep cümle karanlık

Allâh’a şükür, dolmada hep kalbe ferahlık.

234

98

Allâh’a şükür, işte bugün perde açıldı

Âlemlere artık yine bir neş’e saçıldı.

99

Artık bu sönük canlara can üfledi cânân

Artık bu gönül derdine ol eyledi dermân.

100

Bir fasl-ı bahâr başladı, illerde bugün

Bir sohbet-i gül başladı, dillerde bugün.

101

Benden bana ben gitmek için Risâle-i Nûr diye koştum

Nûr derdine düştüm de denizler gibi coştum.

102

Bir zerrecik olsun bulayım der de ararken

Düştüm yine derya gibi bir nûra bugün ben.

103

Verdim ona ben gönlümü baştan başa artık

Ma‘şûkum odur şimdi benim, ben ona âşık.

104

Ol Nûr-u Ezel hem kararan kalplere lâyık

Ol nûrdan alır feyzini hem cümle halâyık.

105

Kahreyledi ol zulmeti Risâle-i Nûr’a akanlar

Nûr kahrına uğrar, ona hasmâne bakanlar.

106

Küfrün bütün âlâtı hücûm etse de ey nûr

Etmez seni dûr, kendi olur belki de makhûr.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç