EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLDMektup 81

219

halel gelmemek şartıyla her gün bin ihânet ve ta‘zîbler de gelse, Allâh’a şükrederim. Ben ehemmiyet vermediğim gibi, buradaki talebeler de hiç sarsılmıyorlar. Çoktan beklediğimiz bu hâdise de, inâyet-i İlâhiye ile gāyet hafîf geçti.

Umûm kardeşlerime birer birer selâm ve duâ ediyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[81]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Bu vatandaki milletin en büyük kuvveti olan Âlem-i İslâm’ın teveccühünü ve hamiyetini ve uhuvvetini kırmak ve nefret verdirmek için, siyâseti dinsizliğe âlet ederek, perde altında küfr-ü mutlakı yerleştirmek isteyenler, hükûmeti iğfâl ve adliyeyi iki def‘adır şaşırtıp der: Risâle-i Nûr şâkirdleri, dîni siyâsete âlet eder, emniyete zarar ihtimâli var. Hâlbuki, bu memlekete maddî ve ma‘nevî bereketi ve fevkalâde hizmeti ve umûm Âlem-i İslâm’a taalluk edecek hakāik-i câmi‘ olduğu, otuz üç âyât-ı Kur’âniyenin işaretiyle ve İmâm-ı Alî’nin ra üç Kerâmet-i Gaybiyesiyle ve Gavs-ı A‘zam’ın ks kat‘î ihbârıyla tahakkuk etmiş olan Risâle-i Nûr’un, siyâsetle alâkası yoktur. Fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşilik ve üstü olan istibdâd-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder. Emniyeti, âsâyişi, hürriyeti, adâleti

220

te’mîn eder. Risâle-i Nûr’a daha vatana, idareye zararı dokunmak bahânesiyle tecâvüz edilmez. Ve daha kimseyi o bahâne ile inandıramazlar.

Fakat cepheyi değiştirip, dîn perdesi altında bazı sâfdil hocaları veya bid‘a tarafdârları veya enâniyetli sofî meşreblileri, bazı kurnazlıklar ile, Risâle-i Nûr’a karşı iki sene evvel İstanbul’da ve Denizli civârında olduğu gibi isti‘mâl etmeye münâfıklar belki çabalayacaklar. İnşâallâh muvaffak olamazlar.

Saîdü’n-Nûrsî

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Sevgili Efendim, Fazîletli Üstâdım,

Tâhirî kardeşimizin huzûr-u âlînize gelmesiyle tab‘ hakkında bir karar vereceğiniz tabîîdir. Bu mübârek kutsî işi, çıkan müşkilâtlar münâsebetiyle yaptırmadığımızdan müteessiriz. Bu günlerde Ankara’ya yeni teşekkül eden İslâm Birliği’yle Türkiye arasını takviye etmek için Irak Başvekîli Nûrî Saîd Paşa gelecektir. Rus tehlikesine karşı ancak İslâm Birliği’nin duracağına binâen Türk milletinin bu birliğe karşı nâfiziyeti ve belki reîskârlığı ancak ve ancak Kur’ân’a sâhib Hazret-i Muhammed’e asm bağlılıkla olacağından Âlem-i İslâm’a bir niʻmet, bir halâskâr, bir müncî, bir kumandan olan Risâle-i Nûr’a hükûmetin eşedd-i ihtiyâcı olacağından son bir kere daha

221

reîs-i hükûmete husûsî veya resmî bir mektûbla Rus tehlikesine karşı hâdimi bulunduğum dinin ve hâdimi bulunduğun milletin selâmeti ve saâdeti için Risâle-i Nûr’la mukābele edilmesini bildirmek lütfunda bulunursanız, belki nûrun galebe zamanı gelmiştir.

Afv buyurunuz, câhil olduğumdan zât-ı asîlâne ve fâzılânelerine yazdığım çok kusûrlu mektûblarımı affedin. Çünkü şahsım için değil, Risâle-i Nûr hesabına yazdığımdan kusurumu paylaşacağız veya affedeceksiniz. Sizin kıymetli ve târîhî mektûblarınızdan alınan cümlelerden teşekkül eden Bâlâ’da yazılan mektûba mahkemeden berâet ettiğimizi de ve daha ilâvelerle bu meâlde tarafınızdan yazılacak bir mektûb, belki Kur’ân hesabına fâide te’mîn eder, münâsib midir? Tekrar afv buyurunuz, hürmetle mübârek el ve ayaklarınızdan öperiz pederimle.

Günâhkâr kusûrlu şâkirdin numaralı Abdurrahmân S.

[82]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Nûr-u Muhammedî asm ve Sahâbe’ye bakan dört sahîfe çok güzeldir. Âhirinde, Risâle-i Nûr’a ve dolayısıyla bize bakan kısımda Hasan Feyzî’nin hüsn-ü zannı pek fazla gitmiş. Gerçi o âhir-i kasîdesinde Risâle-i Nûr’un hakîkatini ve şahs-ı maʻnevîsini murad etmiş.

222

Yine tâʻdîle muhtâç gördüm. Bazı kelimeleri ilâve ve birkaçını tebdîl ettiğim hâlde, yine ondan benim hisseme düşen, bin derece haddimden ziyâdedir diye titredim. Fakat mâdem şâkirdleri şevke ve gayrete getiriyor, size havâle ediyorum. Siz, hem bu vehhâmlı zamanda, hem mesleğimizin muktezâsı olan mahviyet ve ihlâs ve terk-i enâniyet noktalarını nazara alınız. Münâsib gördüğünüz kelimeleri taʻdîl ediniz. Bu fütûr zamanında ehemmiyetli bir kamçı-i teşvîktir, arkadaşlara gönderebilirsiniz.

Hem o ehemmiyetli kardeşimiz, merhûm Hâfız Alî’nin rh vârisi ve halefi ve yerinde Risâle-i Nûr’a fevkalâde irtibât ve sadâkatle bağlıdır. Benim taʻdîlimden gücenmesin.

Saîdü’n-Nûrsî

Gāyet samîmî bir kanâatla ve kuvvetli bir i‘tikâdle ve derin bir ilimle ve parlak bir îmân ile Risâle-i Nûr’un mâhiyetini iki def‘adır ta‘rîf eden Risâle-i Nûr’un hâs şâkirdlerinden ve ehemmiyetli eski muallimlerden Hasan Feyzî’nin Sikke-i Tasdîk-i Gaybî’den aldığı bir ilhâmla Risâle-i Nûr hakkında ve o nûrun menba‘ı ve esası olan Nûr-u Muhammedî asm ve hakîkat-i Kur’ân ve sırr-ı îmân ta‘rîfinde bu kasîdeyi yazmış.

223

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ

یُرٖیدُونَ لِیُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

1

Ahmed asm yaratılmış o büyük Nûr-u Ehad’den

Her zerrede nûrdur, o ezelden, hem ebedden.

2

Bir nûr ki, odur hem yüce, hem lâyetenâhî

Ol Fahr-i Cihân Hazret-i Mahbûb-u İlâhî.

3

Parlattı cihânı bu güzel Nûr-u Muhammed asm

Halk olmasa, olmazdı bir zerre ve bir ferd.

4

Ol nûru ânın, her yeri, her zerreyi sarmış

Baştan başa her dem bu kesîf zulmeti yarmış.

5

Bir nûr ki, O’dur sâde ve hem lâyetezelzel

Ârî ve berî cümleden üstün ve mükemmel.

6

Bir nûr ki, bütün zerrede ancak o nümâyân

Bir nûr ki, verir kalplere hem aşk ile îmân.

7

Bir nûr ki, eğer olmasa, ol nûr hele bir ân

Baştan başa zulmette kalır hem de bu ekvân.

224

8

Bir nûr ki, değil öyle muhât, hem dahi mahsûr

Bir nûr ki, eder kalbi de pürnûr, çeşmi de pürnûr.

9

Bir lem‘adır ândan, şu büyük şems ve kamerler.

10

Hep işte o nûrdan bu acâib koca âlem

Halk oldu o nûrdan yine cennet ile cehennem.

11

Şekk yok ki, o nûrdur okunan Hazret-i Kur’ân

Ol nûr-u Ezel, hem sebeb-i hilkat-i insân.

12

Her şeye O’dur mebde’ ve asıl ve esas, hem

Ondan görünür nev‘-i beşer böyle mükerrem.

13

Bir zerre değil, bahr-i muhît O bahr-i münîrden

Hem nesl-i beşer hiç kalıyor hepsi de birden.

14

Şekk yok ki, cihân katre-i nûrundan o nûrun

Şekk yok ki, bu can zerre-i nûrundan o nûrun.

15

Sönsün diye üflense, o derya gibi kaynar

Söndürmeye hem kimde aceb zerre mecâl var.

16

Söndürmeye kalkmıştı asırlar dolu küffâr

Kahreyledi her hepsini ol Hazret-i Kahhâr.

225

17

Hep sönmüş asırlar, yanıyor sönmeden evvel

Târîhe sorun, kimdir o nûr, hem kim imiş menfûr?

18

Alnında yanan Nûr-u Muhammed’di asm Halîl’in

Yetmezdi gücü bakmaya her çeşm-i alîlin.

19

Görseydi Resûl’ün o güzel nûrunu Nemrûd

Yakmazdı o dem nârını, ol kâfir-i matrûd.

20

Bir sivrisinek öldürüyor o Nemrûd-u cihânı

Atmıştı Halîl’i ateşe, çünkü o cânî.

21

Bir perde açıp söyledi Hakk, gizli kelâmdan

Ol ateşe bahseyledi hem berd ve selâmdan.

22

Dostum ve Resûlüm yüce İbrâhîm’i as ey nâr

At âdetini, yakma bugün sen onu zinhâr

23

Bir gizli hitâb geldi de ol dem yine Hakk’tan

Bir abd-i mükerrem as dahi kurtuldu bıçaktan.

24

Ol nûrdan için Yûnus’u as hıfzeyledi ol hût

Ol nûr ile kahreyledi hem kavmini ol Lût as.

25

Ol hüsn-ü cemâl, eyledi âlemleri hayrân

Nerden onu bulmuş acaba Yûsuf-u Ken‘ân as?

226

26

Hikmet nedir? Ol derdlere sabreyledi Eyyûb as

Hem sırrı nedir, Yûsuf as için ağladı Ya‘kūb as?

27

Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his,

Ol nâmlı Nebî, şânlı şehîd Hazret-i Cercîs as?

28

Hasretle neden ağladılar Âdem as ile Havvâ ra?

Kimdendi, bu yıllarca süren koskoca da‘vâ?

29

Hem âh, neden terkedilip ravza-i cennet

Bir dâr-ı karar oldu, neden âlem-i mihnet?

30

Nûr şehri olan Tûr’da o dem Hazret-i Mûsâ as

Esrâr-ı kelâm hep çözülüp buldu tecellâ.

31

Bir parça Zebûr’dan okusa Hazret-i Dâvûd as

Başlardı hemen sanki büyük mahşer-i mev‘ûd.

32

Bilmem ki neden, yel ve sular hep onu dinler

Bilmem ki neden, hep işiten Âh diye inler

33

Mahlûku bütün kendine râm etti Süleymân as

Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu ferman?

34

Yellerle uçan şânlı büyük taht-ı mukaddes

Esrâr-ı ezelden o da duymuş yine bir ses.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç