Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 218
Umûm kardeşlerime, ma‘sûmlar, ümmîler, hemşîreler gibi her tâifenin her birisine birer birer selâm ve duâ ediyoruz. Çalışkanların da Risâle-i Nûr’un bereketiyle o yangından zâyiâtları yoktur, sizlere arz-ı hürmet ve selâm edip ellerinizden öperler.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[80]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Birkaç aydan beri aleyhime çevrilen desîseleri meydana çıktı. Hıfz-ı İlâhî ile o musîbet yirmiden bire indi. Hâlî zamanda câmiye gidiyordum. Haberim olmadan, talebeler beni üşütmemek için, mahfelde bir kulübecik yapmıştılar. Ben de dört beş gündür kendi kendime karar verdim, Daha gitmeyeceğim. O ma‘lûm zâbit adam vâsıta olup kulübeciği kaldırdılar. Bana da resmen teblîğ ettiler ki: Daha gitmeyeceksin. Fakat maʻnâsız habbeyi kubbe yapıp bir heyecan verdiler. Hiç ehemmiyeti yok, hiç de merâk etmeyiniz. Tahmînimce, her tarafta haddimden pek fazla teveccüh-ü âmmeyi kırmak için, bana böyle bazı bahânelerle ihânet ediyorlar. Eski zamanımı düşünüp güyâ tahammül etmeyeceğim. Hâlbuki Risâle-i Nûr’un selâmet ve intişârına
SAYFA 219
halel gelmemek şartıyla her gün bin ihânet ve ta‘zîbler de gelse, Allâh’a şükrederim. Ben ehemmiyet vermediğim gibi, buradaki talebeler de hiç sarsılmıyorlar. Çoktan beklediğimiz bu hâdise de, inâyet-i İlâhiye ile gāyet hafîf geçti.
Umûm kardeşlerime birer birer selâm ve duâ ediyoruz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[81]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Bu vatandaki milletin en büyük kuvveti olan Âlem-i İslâm’ın teveccühünü ve hamiyetini ve uhuvvetini kırmak ve nefret verdirmek için, siyâseti dinsizliğe âlet ederek, perde altında küfr-ü mutlakı yerleştirmek isteyenler, hükûmeti iğfâl ve adliyeyi iki def‘adır şaşırtıp der: Risâle-i Nûr şâkirdleri, dîni siyâsete âlet eder, emniyete zarar ihtimâli var. Hâlbuki, bu memlekete maddî ve ma‘nevî bereketi ve fevkalâde hizmeti ve umûm Âlem-i İslâm’a taalluk edecek hakāik-i câmi‘ olduğu, otuz üç âyât-ı Kur’âniyenin işaretiyle ve İmâm-ı Alî’nin ra üç Kerâmet-i Gaybiyesiyle ve Gavs-ı A‘zam’ın ks kat‘î ihbârıyla tahakkuk etmiş olan Risâle-i Nûr’un, siyâsetle alâkası yoktur. Fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşilik ve üstü olan istibdâd-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder. Emniyeti, âsâyişi, hürriyeti, adâleti
SAYFA 220
te’mîn eder. Risâle-i Nûr’a daha vatana, idareye zararı dokunmak bahânesiyle tecâvüz edilmez. Ve daha kimseyi o bahâne ile inandıramazlar.
Fakat cepheyi değiştirip, dîn perdesi altında bazı sâfdil hocaları veya bid‘a tarafdârları veya enâniyetli sofî meşreblileri, bazı kurnazlıklar ile, Risâle-i Nûr’a karşı iki sene evvel İstanbul’da ve Denizli civârında olduğu gibi isti‘mâl etmeye münâfıklar belki çabalayacaklar. İnşâallâh muvaffak olamazlar.
Saîdü’n-Nûrsî
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Sevgili Efendim, Fazîletli Üstâdım,
Tâhirî kardeşimizin huzûr-u âlînize gelmesiyle tab‘ hakkında bir karar vereceğiniz tabîîdir. Bu mübârek kutsî işi, çıkan müşkilâtlar münâsebetiyle yaptırmadığımızdan müteessiriz. Bu günlerde Ankara’ya yeni teşekkül eden İslâm Birliği’yle Türkiye arasını takviye etmek için Irak Başvekîli Nûrî Saîd Paşa gelecektir. Rus tehlikesine karşı ancak İslâm Birliği’nin duracağına binâen Türk milletinin bu birliğe karşı nâfiziyeti ve belki reîskârlığı ancak ve ancak Kur’ân’a sâhib Hazret-i Muhammed’e asm bağlılıkla olacağından Âlem-i İslâm’a bir niʻmet, bir halâskâr, bir müncî, bir kumandan olan Risâle-i Nûr’a hükûmetin eşedd-i ihtiyâcı olacağından son bir kere daha
SAYFA 221
reîs-i hükûmete husûsî veya resmî bir mektûbla Rus tehlikesine karşı hâdimi bulunduğum dinin ve hâdimi bulunduğun milletin selâmeti ve saâdeti için Risâle-i Nûr’la mukābele edilmesini bildirmek lütfunda bulunursanız, belki nûrun galebe zamanı gelmiştir.
Afv buyurunuz, câhil olduğumdan zât-ı asîlâne ve fâzılânelerine yazdığım çok kusûrlu mektûblarımı affedin. Çünkü şahsım için değil, Risâle-i Nûr hesabına yazdığımdan kusurumu paylaşacağız veya affedeceksiniz. Sizin kıymetli ve târîhî mektûblarınızdan alınan cümlelerden teşekkül eden Bâlâ’da yazılan mektûba mahkemeden berâet ettiğimizi de ve daha ilâvelerle bu meâlde tarafınızdan yazılacak bir mektûb, belki Kur’ân hesabına fâide te’mîn eder, münâsib midir? Tekrar afv buyurunuz, hürmetle mübârek el ve ayaklarınızdan öperiz pederimle.
Günâhkâr kusûrlu şâkirdin numaralı Abdurrahmân S.
[82]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Nûr-u Muhammedî asm ve Sahâbe’ye bakan dört sahîfe çok güzeldir. Âhirinde, Risâle-i Nûr’a ve dolayısıyla bize bakan kısımda Hasan Feyzî’nin hüsn-ü zannı pek fazla gitmiş. Gerçi o âhir-i kasîdesinde Risâle-i Nûr’un hakîkatini ve şahs-ı maʻnevîsini murad etmiş.
SAYFA 222
Yine tâʻdîle muhtâç gördüm. Bazı kelimeleri ilâve ve birkaçını tebdîl ettiğim hâlde, yine ondan benim hisseme düşen, bin derece haddimden ziyâdedir diye titredim. Fakat mâdem şâkirdleri şevke ve gayrete getiriyor, size havâle ediyorum. Siz, hem bu vehhâmlı zamanda, hem mesleğimizin muktezâsı olan mahviyet ve ihlâs ve terk-i enâniyet noktalarını nazara alınız. Münâsib gördüğünüz kelimeleri taʻdîl ediniz. Bu fütûr zamanında ehemmiyetli bir kamçı-i teşvîktir, arkadaşlara gönderebilirsiniz.
Hem o ehemmiyetli kardeşimiz, merhûm Hâfız Alî’nin rh vârisi ve halefi ve yerinde Risâle-i Nûr’a fevkalâde irtibât ve sadâkatle bağlıdır. Benim taʻdîlimden gücenmesin.
Saîdü’n-Nûrsî
Gāyet samîmî bir kanâatla ve kuvvetli bir i‘tikâdle ve derin bir ilimle ve parlak bir îmân ile Risâle-i Nûr’un mâhiyetini iki def‘adır ta‘rîf eden Risâle-i Nûr’un hâs şâkirdlerinden ve ehemmiyetli eski muallimlerden Hasan Feyzî’nin Sikke-i Tasdîk-i Gaybî’den aldığı bir ilhâmla Risâle-i Nûr hakkında ve o nûrun menba‘ı ve esası olan Nûr-u Muhammedî asm ve hakîkat-i Kur’ân ve sırr-ı îmân ta‘rîfinde bu kasîdeyi yazmış.
SAYFA 223
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
یُرٖیدُونَ لِیُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
1
Ahmed asm yaratılmış o büyük Nûr-u Ehad’den
Her zerrede nûrdur, o ezelden, hem ebedden.
2
Bir nûr ki, odur hem yüce, hem lâyetenâhî
Ol Fahr-i Cihân Hazret-i Mahbûb-u İlâhî.
3
Parlattı cihânı bu güzel Nûr-u Muhammed asm
Halk olmasa, olmazdı bir zerre ve bir ferd.
4
Ol nûru ânın, her yeri, her zerreyi sarmış
Baştan başa her dem bu kesîf zulmeti yarmış.
5
Bir nûr ki, O’dur sâde ve hem lâyetezelzel
Ârî ve berî cümleden üstün ve mükemmel.
6
Bir nûr ki, bütün zerrede ancak o nümâyân
Bir nûr ki, verir kalplere hem aşk ile îmân.
7
Bir nûr ki, eğer olmasa, ol nûr hele bir ân
Baştan başa zulmette kalır hem de bu ekvân.
SAYFA 224
8
Bir nûr ki, değil öyle muhât, hem dahi mahsûr
Bir nûr ki, eder kalbi de pürnûr, çeşmi de pürnûr.
9
Bir lem‘adır ândan, şu büyük şems ve kamerler.
10
Hep işte o nûrdan bu acâib koca âlem
Halk oldu o nûrdan yine cennet ile cehennem.
11
Şekk yok ki, o nûrdur okunan Hazret-i Kur’ân
Ol nûr-u Ezel, hem sebeb-i hilkat-i insân.
12
Her şeye O’dur mebde’ ve asıl ve esas, hem
Ondan görünür nev‘-i beşer böyle mükerrem.
13
Bir zerre değil, bahr-i muhît O bahr-i münîrden
Hem nesl-i beşer hiç kalıyor hepsi de birden.
14
Şekk yok ki, cihân katre-i nûrundan o nûrun
Şekk yok ki, bu can zerre-i nûrundan o nûrun.
15
Sönsün diye üflense, o derya gibi kaynar
Söndürmeye hem kimde aceb zerre mecâl var.
16
Söndürmeye kalkmıştı asırlar dolu küffâr
Kahreyledi her hepsini ol Hazret-i Kahhâr.
SAYFA 225
17
Hep sönmüş asırlar, yanıyor sönmeden evvel
Târîhe sorun, kimdir o nûr, hem kim imiş menfûr?
18
Alnında yanan Nûr-u Muhammed’di asm Halîl’in
Yetmezdi gücü bakmaya her çeşm-i alîlin.
19
Görseydi Resûl’ün o güzel nûrunu Nemrûd
Yakmazdı o dem nârını, ol kâfir-i matrûd.
20
Bir sivrisinek öldürüyor o Nemrûd-u cihânı
Atmıştı Halîl’i ateşe, çünkü o cânî.
21
Bir perde açıp söyledi Hakk, gizli kelâmdan
Ol ateşe bahseyledi hem berd ve selâmdan.
22
Dostum ve Resûlüm yüce İbrâhîm’i as ey nâr
At âdetini, yakma bugün sen onu zinhâr
23
Bir gizli hitâb geldi de ol dem yine Hakk’tan
Bir abd-i mükerrem as dahi kurtuldu bıçaktan.
24
Ol nûrdan için Yûnus’u as hıfzeyledi ol hût
Ol nûr ile kahreyledi hem kavmini ol Lût as.
25
Ol hüsn-ü cemâl, eyledi âlemleri hayrân
Nerden onu bulmuş acaba Yûsuf-u Ken‘ân as?
SAYFA 226
26
Hikmet nedir? Ol derdlere sabreyledi Eyyûb as
Hem sırrı nedir, Yûsuf as için ağladı Ya‘kūb as?
27
Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his,
Ol nâmlı Nebî, şânlı şehîd Hazret-i Cercîs as?
28
Hasretle neden ağladılar Âdem as ile Havvâ ra?
Kimdendi, bu yıllarca süren koskoca da‘vâ?
29
Hem âh, neden terkedilip ravza-i cennet
Bir dâr-ı karar oldu, neden âlem-i mihnet?
30
Nûr şehri olan Tûr’da o dem Hazret-i Mûsâ as
Esrâr-ı kelâm hep çözülüp buldu tecellâ.
31
Bir parça Zebûr’dan okusa Hazret-i Dâvûd as
Başlardı hemen sanki büyük mahşer-i mev‘ûd.
32
Bilmem ki neden, yel ve sular hep onu dinler
Bilmem ki neden, hep işiten Âh diye inler
33
Mahlûku bütün kendine râm etti Süleymân as
Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu ferman?
34
Yellerle uçan şânlı büyük taht-ı mukaddes
Esrâr-ı ezelden o da duymuş yine bir ses.
SAYFA 227
35
Ol hangi acîb sır ki, çıkar göklere Îsâ as
Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yûdâ?
36
Nûr derdi için tahtını terkeyledi Edhem
Bir başkasının tahtı olur derdine merhem.
37
Çok şahs-ı velî, nûr ile hem etti kanâat
Çok şahs-ı denî, nûr ile hem buldu kerâmet.
38
Her hepsi de pervânesi, üftâdesi nûrun,
Her hepsi de muammâ gücü yetmez bu şuûrun.
39
Fillerle varıp Ka‘be’ye, hem Ebrehe zâlim
İsterdi ki, yapsın nice bin türlü mezâlim.
40
İsterdi ki, ol beyt yıkılıp şöhreti sönsün
Halk, Ka‘be’yi terk ederek kiliseye dönsün
41
İsterdi ki, çeksin doğacak nûra o bir sed
Hem doğmadan ölsün diye Mahbûb-u Müebbed
42
Günlerce gidip Ka‘be’ye, hem yaklaşan ordu
Birdenbire bir tehlike sezmiş gibi durdu.
43
Sür‘atle gelip bir sürü kuş, semt-i bahirden
Taş harbine başlar, pek acîb hepsi de birden.
SAYFA 228
44
İndikçe havadan, o muammâ gibi taşlar
Cansız yıkılıp yerlere yatmış nice başlar.
45
Şâhıyla beraber kocaman orduyu Mevlâ
Olsun diye Mahbûb’a nişân, eyledi mevtâ.
46
Hem kavm-i Kureyş, söndürelim derken o nûru
Erkek ve kadın, cümlesinin kaçtı huzûru
47
Müşrik ve muvahhid, iki fırka olup Urbân
Yıllarca dökülmüş yine kan üstüne bir kan
48
Şakk etti kameri Fahr-i Beşer asm, ol yüce server
Her yerde ve her anda Ânın nûru muzaffer.
49
Kur’ân’dı kavlî, nûrdu yolu, ümmeti mutlu
Ümmet olanın kalbi bütün nûr ile doldu.
50
Çekmezdi keder, ol sözü cevher, özü kevser
Ol Sûre-i Kevser, dedi a‘dâsına ebter.
51
Ol Şems-i Ezel’den kaçınan ol kuru başlar
Gayyâ-yı cehennemde bütün yakmış ateşler.
52
Bitmişti nefes, çıkmadı ses, bıktı da herkes
Ol nûra varıp, baş eğerek hep dediler pes.
SAYFA 229
53
İdrâki olan kafile ayrıldı Kureyş’ten
Feyiz almak için doğmuş olan şânlı güneşten.
54
Ol Kevser-i Ahmed’den asm içip her biri tas tas
Olmuşlardı o gün sanki mücellâ birer elmas.
55
Ol başlara tâç, derdlere ilaç Mürşid-i Âlem
Eylerdi nazar, bunlara nûruyla demâdem.
56
Bunlardır o a‘dâyı boğan bir alay aslan
Hakk uğruna, nûr uğruna olmuş çoğu kurban.
57
Bunlardan o gün ehl-i nifâk cümlesi kaçardı
Müşrik ise ol, aklı ânın kalmaz, uçardı.
58
Bunlardı hep o Peygamber’in ashâbı ve âlî
Dünyada ve ukbâda da, hem şânları âlî.
59
Tavsîf ediyor bunları hep şöylece Kur’ân:
Sulh vakti koyun, kavgada kükrek birer aslan
60
Hep yüzleri pâk, sözleri hak, yolları haktı
Merkebleri yeller gibi Düldül’dü, Burâk’tı.
61
Bir cezbe-i Yâ Hayy ile seller gibi aktı
A‘dâya varıp her biri şimşek gibi çaktı.
SAYFA 230
62
Bunlardı o gün halka-i tevhîdi kuranlar
Bunlardı o gün baltalayıp küfrü kıranlar.
63
Bunlardı mübârek yüce cem‘iyet, yüce şûrâ
Bunlardı o nûrdan dizilen halka-i kübrâ.
64
Bunlardı alan, Sûriye, Irâk, ülke-i Kisrâ
Bunlarla oldu ziyâdâr o karanlık koca sahrâ.
65
Bunlardı veren, hasta, alîl gözlere bir fer
Bunlardı o târîhe geçen şânlı gazanfer.
66
Her hepsi de bir zerre-i nûru o Habîbin
Her an görünür gözlere onlardan nice yüz bin.
67
Nûr altına girmiş bulunan türlü cemâat
Hem buldu bekā, hem de bütün gördü adâlet.
68
Hem kör ve kesîf, hem kara, hem çehresi çirkin
Bir parça bulut çıktı ki baştan başa bir kîn
69
Örtüp güneşi âleme yağdırdı zulümler
Gâh fâcia, hem gâhî keder gâhî ölümler.
70
Yollar, yuvalar hep kararıp kapladı zulmet
Halk oldu hemen koskoca bir âlem-i vahşet.
SAYFA 231
71
Olmuş gece zannıyla bütün ürüdü köpekler
Hem aşk-ı humârı ile haykırdı eşekler.
72
Her nerde ki var mâl-ı helâl girdi harâma
Hırsız ve uğursuz da bütün erdi merâma.
73
Kan ağlasa her gün yine kan kussa da miskîn
Hiç dinmedi yıllarca o menfûr o yaman kîn.
74
Bahşeyler iken ilim ve hüner şahsa asâlet
Bir fahir ve şeref addedilir oldu rezâlet.
75
Bir ahz ve atâ âletidir meblağ-ı âdem
Lâkin o da bir âlet-i hırs oldu demâdem.
76
Hak bilse de eyler yine nâhakka şehâdet
Bir menfaat uğrunda olur ehl-i şeâmet.
77
Câhil yeri olmuş o İlâhî yüce minber
Vâiz ve hatîp hepsi köle, hepsi emirber.
78
Ecdâd-ı izâmın o büyük rûhları küskün
Zîrâ ne küfürler okunur onlara hergün.
79
Yağmıştı o gün âh ne kederler, ne elemler
Âciz onu hep yazmaya eller ve kalemler.