
SAYFA 214
ıslâhına çalışınız, perdeyi yırtmayınız. Sizin, husûsen Isparta medresesindeki tesânüdünüz hem Risâle-i Nûr’u, hem şâkirdlerini, hem bu memleketin yüzünü ak etmiş. Ve her tarafta Risâle-i Nûr’a çalıştıran ehemmiyetli bir sebeb, tesânüdünüzdür ve şevk ve gayretinizdir. Cenâb-ı Hakk sizlerden ebediyen râzı olsun. Cenâb-ı Hakk sizleri bu hizmet-i îmâniyede dâim ve muvaffak eylesin. Âmîn âmîn.
Umûm kardeşlerime tâife tâife, birer birer selâm ve duâ ve duâlarını ricâ ediyoruz.
Saîdü’n-Nûrsî
Yangın hakkında Üstâdımızın yazdığı hakîkate kat‘î kanâatımız geldi, gözümüzle gördük
Osmân, Mehmed, Hasan, Ceylan ve yardım eden İbrâhîm
[78]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz Kardeşim,
Senin mektûblarını iyi gördüm. Fakat şimdiki gazeteciler ve baştakiler, bu hakîkatleri tam takdîr edemiyorlar. Hem Risâle-i Nûr yalvarmaz, onlar yalvarmalı ve aramalı. Ve kıymetini takdîr edip müşteri olduktan sonra onların yardımını kabûl eder.
SAYFA 215
Hem şimdi nazar-ı dikkati Risâle-i Nûr şâkirdlerine celbetmemek münâsibdir diye düşünüyorum. Fakat yedi sene harb-ı umûmiye bakmayan ve yirmi beş sene gazeteleri okumayan, dinlemeyen bu kardeşinizin fikri, bu mes’elede sorulmaz. Asıl fikir sâhibi, sizler ve Risâle-i Nûr’un hâs şâkirdleri ve müdakkik nâşirleri meşveretle, husûsen Isparta’dakiler ile, maslahat ne ise yaparsınız. Senin bu güzel mektûbunu Lâhika’ya yazdık.
Risâle-i Nûr’un Lâhika Risâlesi’nde Feyzî ile Emîn ehemmiyetli mevki‘ kazanmışlar. Acaba ne hâldedirler? O ehemmiyetli mevkiʻe muvâfık vaz‘iyete muvaffak oluyorlar mı? Kederleri yok mu? Hem hapishânede hakîkaten merdâne ve fedâkârâne istirâhatime çalışan ve on sene şahsıma hizmet kadar beni minnetdâr eden Taşköprülü Sâdık ve Hilmî ve İhsân ne hâldedirler? Ve o civârda, husûsen İnebolu’daki kardeşlerimi unutamıyorum, beni merâk etmesinler. Risâle-i Nûr’un bazı arasıra bazı yerlerde tevakkufuna mukābil, pek te’sîrli ve ehemmiyetli bir tarzda perde altında fütûhâtı var. Telâş etmesinler. İhtiyât ile beraber sebât ve metânet ve yazıda devam etsinler. Umûmuna birer birer selâm ve duâ ediyoruz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 216
[79]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Sizleri, birinci vazîfe-i nûriyeyi, Asâ-yı Mûsâ’ya âit hizmete başlamanızı tebrîk ve Isparta’nızı diyânette ve âdâb-ı İslâmiyede geri değil, ileri gitmesini rûh-u cânımızla tahsîn ve tebrîk ediyoruz.
Sâniyen: Denizli’nin Husrev’i Hasan Feyzî’nin Risâle-i Nûr hakkında ve Risâle-i Nûr’un aslı, esası ve ma‘deni olan hakîkat-ı Kur’âniye ve sırr-ı îmân ve Nûr-u Ahmedî asm taʻrîfinde yazdığı manzûm fıkrası, içinde tam bir samîmiyet ve metîn bir kanâat-ı îmâniye bulunduğundan, hem her şeyi çabuk kabûl etmeyen ve delîlsiz teslîm olmayan âlim, husûsen muallim olduğu hâlde Risâle-i Nûr’un hakkāniyetine hem kendi nâmına, hem etrafındaki rüfekāsının şahs-ı ma‘nevîsi hesabına bu derece fevkalâde, hâlisâne ta‘rîf etmesinden Sikke-i Tasdîk-i Gaybî âhirinde, Lâhikadan alınan parçaların sonunda yazılmasını, hem ayrıca Lâhika’da da kaydedilmesini ve Halîl İbrâhîm’in de son Risâle-i Nûr hakkındaki tavsîfnâmesi dahi bunun gibi Sikke-i Gayb’in arkasına yazılmasını münâsib gördük ve burada da öyle yaptık. Çünkü bu kadar kuvvetli ve samîmî bir kanâat, Sikke-i Gaybî’deki îmâlar nev‘inde hakkāniyetine bir îmâ, bir emâre olabilir.
SAYFA 217
Sâlisen: Hasan Feyzî’nin mektûbunda bahsettiği bütün oradaki kardeşlerimize pek çok selâm ve tebrîk ediyoruz. Hapishâneleri bir Dershâne-i Nûriye olduğu gibi, İnşâallâh Denizli vilâyeti de bir nevi‘ Medresetü’z-Zehrâ hükmüne geçecek. Ve çokların yüzünü ak eden ve nûr’u zulümlerden kurtarmaya çalışan ve nûrun şâkirdlerinin her birisine ona hediye edilen risâlelerden ziyâde hediye vermiş hükmünde ma‘nen bizlere hediyesi var. Bu nûrun teberrükü, umûm ona minnetdâr olanların bir hâtıralarıdır. Yüzer mislî mukābili alınmış bir hâtıra-i adâlettir.
Râbian: İşâret-i gaybiye ile, altmış dörtte Risâle-i Nûr te’lîfçe tamam olur diye haber-i gaybîyi iki hâl tasdîk ediyor:
Birincisi: Çok mühim noktalar hâtıra geldiği hâlde, risâleyi te’lîf cihetine sevkedilmiyorum.
İkincisi: Risâle-i Nûr’un hıfz ve neşrine ve sahâbet ve himâyetine çalışmak için hayat isterdim. Fakat hadsiz şükür olsun ki, bir bîçâre ihtiyâr Saîd yerinde, çok genç Saîd’ler o vazîfeyi yapıyorlar. Husûsen Husrev’ler ve Feyzî’ler ve Ahmedler ve Mehmed’ler ve biraderzâdem gibi çok Abdurrahmânlar ve hâkezâ Hâfız Alî’yi rh kabrinde mesrûr, müferrah ettikleri gibi, beni de İnşâallâh kabrimde öyle mesrûr edecekler.
SAYFA 218
Umûm kardeşlerime, ma‘sûmlar, ümmîler, hemşîreler gibi her tâifenin her birisine birer birer selâm ve duâ ediyoruz. Çalışkanların da Risâle-i Nûr’un bereketiyle o yangından zâyiâtları yoktur, sizlere arz-ı hürmet ve selâm edip ellerinizden öperler.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[80]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Birkaç aydan beri aleyhime çevrilen desîseleri meydana çıktı. Hıfz-ı İlâhî ile o musîbet yirmiden bire indi. Hâlî zamanda câmiye gidiyordum. Haberim olmadan, talebeler beni üşütmemek için, mahfelde bir kulübecik yapmıştılar. Ben de dört beş gündür kendi kendime karar verdim, Daha gitmeyeceğim. O ma‘lûm zâbit adam vâsıta olup kulübeciği kaldırdılar. Bana da resmen teblîğ ettiler ki: Daha gitmeyeceksin. Fakat maʻnâsız habbeyi kubbe yapıp bir heyecan verdiler. Hiç ehemmiyeti yok, hiç de merâk etmeyiniz. Tahmînimce, her tarafta haddimden pek fazla teveccüh-ü âmmeyi kırmak için, bana böyle bazı bahânelerle ihânet ediyorlar. Eski zamanımı düşünüp güyâ tahammül etmeyeceğim. Hâlbuki Risâle-i Nûr’un selâmet ve intişârına
SAYFA 219
halel gelmemek şartıyla her gün bin ihânet ve ta‘zîbler de gelse, Allâh’a şükrederim. Ben ehemmiyet vermediğim gibi, buradaki talebeler de hiç sarsılmıyorlar. Çoktan beklediğimiz bu hâdise de, inâyet-i İlâhiye ile gāyet hafîf geçti.
Umûm kardeşlerime birer birer selâm ve duâ ediyoruz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[81]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Bu vatandaki milletin en büyük kuvveti olan Âlem-i İslâm’ın teveccühünü ve hamiyetini ve uhuvvetini kırmak ve nefret verdirmek için, siyâseti dinsizliğe âlet ederek, perde altında küfr-ü mutlakı yerleştirmek isteyenler, hükûmeti iğfâl ve adliyeyi iki def‘adır şaşırtıp der: Risâle-i Nûr şâkirdleri, dîni siyâsete âlet eder, emniyete zarar ihtimâli var. Hâlbuki, bu memlekete maddî ve ma‘nevî bereketi ve fevkalâde hizmeti ve umûm Âlem-i İslâm’a taalluk edecek hakāik-i câmi‘ olduğu, otuz üç âyât-ı Kur’âniyenin işaretiyle ve İmâm-ı Alî’nin ra üç Kerâmet-i Gaybiyesiyle ve Gavs-ı A‘zam’ın ks kat‘î ihbârıyla tahakkuk etmiş olan Risâle-i Nûr’un, siyâsetle alâkası yoktur. Fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşilik ve üstü olan istibdâd-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder. Emniyeti, âsâyişi, hürriyeti, adâleti
SAYFA 220
te’mîn eder. Risâle-i Nûr’a daha vatana, idareye zararı dokunmak bahânesiyle tecâvüz edilmez. Ve daha kimseyi o bahâne ile inandıramazlar.
Fakat cepheyi değiştirip, dîn perdesi altında bazı sâfdil hocaları veya bid‘a tarafdârları veya enâniyetli sofî meşreblileri, bazı kurnazlıklar ile, Risâle-i Nûr’a karşı iki sene evvel İstanbul’da ve Denizli civârında olduğu gibi isti‘mâl etmeye münâfıklar belki çabalayacaklar. İnşâallâh muvaffak olamazlar.
Saîdü’n-Nûrsî
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Sevgili Efendim, Fazîletli Üstâdım,
Tâhirî kardeşimizin huzûr-u âlînize gelmesiyle tab‘ hakkında bir karar vereceğiniz tabîîdir. Bu mübârek kutsî işi, çıkan müşkilâtlar münâsebetiyle yaptırmadığımızdan müteessiriz. Bu günlerde Ankara’ya yeni teşekkül eden İslâm Birliği’yle Türkiye arasını takviye etmek için Irak Başvekîli Nûrî Saîd Paşa gelecektir. Rus tehlikesine karşı ancak İslâm Birliği’nin duracağına binâen Türk milletinin bu birliğe karşı nâfiziyeti ve belki reîskârlığı ancak ve ancak Kur’ân’a sâhib Hazret-i Muhammed’e asm bağlılıkla olacağından Âlem-i İslâm’a bir niʻmet, bir halâskâr, bir müncî, bir kumandan olan Risâle-i Nûr’a hükûmetin eşedd-i ihtiyâcı olacağından son bir kere daha
SAYFA 221
reîs-i hükûmete husûsî veya resmî bir mektûbla Rus tehlikesine karşı hâdimi bulunduğum dinin ve hâdimi bulunduğun milletin selâmeti ve saâdeti için Risâle-i Nûr’la mukābele edilmesini bildirmek lütfunda bulunursanız, belki nûrun galebe zamanı gelmiştir.
Afv buyurunuz, câhil olduğumdan zât-ı asîlâne ve fâzılânelerine yazdığım çok kusûrlu mektûblarımı affedin. Çünkü şahsım için değil, Risâle-i Nûr hesabına yazdığımdan kusurumu paylaşacağız veya affedeceksiniz. Sizin kıymetli ve târîhî mektûblarınızdan alınan cümlelerden teşekkül eden Bâlâ’da yazılan mektûba mahkemeden berâet ettiğimizi de ve daha ilâvelerle bu meâlde tarafınızdan yazılacak bir mektûb, belki Kur’ân hesabına fâide te’mîn eder, münâsib midir? Tekrar afv buyurunuz, hürmetle mübârek el ve ayaklarınızdan öperiz pederimle.
Günâhkâr kusûrlu şâkirdin numaralı Abdurrahmân S.
[82]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Nûr-u Muhammedî asm ve Sahâbe’ye bakan dört sahîfe çok güzeldir. Âhirinde, Risâle-i Nûr’a ve dolayısıyla bize bakan kısımda Hasan Feyzî’nin hüsn-ü zannı pek fazla gitmiş. Gerçi o âhir-i kasîdesinde Risâle-i Nûr’un hakîkatini ve şahs-ı maʻnevîsini murad etmiş.
SAYFA 222
Yine tâʻdîle muhtâç gördüm. Bazı kelimeleri ilâve ve birkaçını tebdîl ettiğim hâlde, yine ondan benim hisseme düşen, bin derece haddimden ziyâdedir diye titredim. Fakat mâdem şâkirdleri şevke ve gayrete getiriyor, size havâle ediyorum. Siz, hem bu vehhâmlı zamanda, hem mesleğimizin muktezâsı olan mahviyet ve ihlâs ve terk-i enâniyet noktalarını nazara alınız. Münâsib gördüğünüz kelimeleri taʻdîl ediniz. Bu fütûr zamanında ehemmiyetli bir kamçı-i teşvîktir, arkadaşlara gönderebilirsiniz.
Hem o ehemmiyetli kardeşimiz, merhûm Hâfız Alî’nin rh vârisi ve halefi ve yerinde Risâle-i Nûr’a fevkalâde irtibât ve sadâkatle bağlıdır. Benim taʻdîlimden gücenmesin.
Saîdü’n-Nûrsî
Gāyet samîmî bir kanâatla ve kuvvetli bir i‘tikâdle ve derin bir ilimle ve parlak bir îmân ile Risâle-i Nûr’un mâhiyetini iki def‘adır ta‘rîf eden Risâle-i Nûr’un hâs şâkirdlerinden ve ehemmiyetli eski muallimlerden Hasan Feyzî’nin Sikke-i Tasdîk-i Gaybî’den aldığı bir ilhâmla Risâle-i Nûr hakkında ve o nûrun menba‘ı ve esası olan Nûr-u Muhammedî asm ve hakîkat-i Kur’ân ve sırr-ı îmân ta‘rîfinde bu kasîdeyi yazmış.
SAYFA 223
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
یُرٖیدُونَ لِیُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
1
Ahmed asm yaratılmış o büyük Nûr-u Ehad’den
Her zerrede nûrdur, o ezelden, hem ebedden.
2
Bir nûr ki, odur hem yüce, hem lâyetenâhî
Ol Fahr-i Cihân Hazret-i Mahbûb-u İlâhî.
3
Parlattı cihânı bu güzel Nûr-u Muhammed asm
Halk olmasa, olmazdı bir zerre ve bir ferd.
4
Ol nûru ânın, her yeri, her zerreyi sarmış
Baştan başa her dem bu kesîf zulmeti yarmış.
5
Bir nûr ki, O’dur sâde ve hem lâyetezelzel
Ârî ve berî cümleden üstün ve mükemmel.
6
Bir nûr ki, bütün zerrede ancak o nümâyân
Bir nûr ki, verir kalplere hem aşk ile îmân.
7
Bir nûr ki, eğer olmasa, ol nûr hele bir ân
Baştan başa zulmette kalır hem de bu ekvân.
SAYFA 224
8
Bir nûr ki, değil öyle muhât, hem dahi mahsûr
Bir nûr ki, eder kalbi de pürnûr, çeşmi de pürnûr.
9
Bir lem‘adır ândan, şu büyük şems ve kamerler.
10
Hep işte o nûrdan bu acâib koca âlem
Halk oldu o nûrdan yine cennet ile cehennem.
11
Şekk yok ki, o nûrdur okunan Hazret-i Kur’ân
Ol nûr-u Ezel, hem sebeb-i hilkat-i insân.
12
Her şeye O’dur mebde’ ve asıl ve esas, hem
Ondan görünür nev‘-i beşer böyle mükerrem.
13
Bir zerre değil, bahr-i muhît O bahr-i münîrden
Hem nesl-i beşer hiç kalıyor hepsi de birden.
14
Şekk yok ki, cihân katre-i nûrundan o nûrun
Şekk yok ki, bu can zerre-i nûrundan o nûrun.
15
Sönsün diye üflense, o derya gibi kaynar
Söndürmeye hem kimde aceb zerre mecâl var.
16
Söndürmeye kalkmıştı asırlar dolu küffâr
Kahreyledi her hepsini ol Hazret-i Kahhâr.
SAYFA 225
17
Hep sönmüş asırlar, yanıyor sönmeden evvel
Târîhe sorun, kimdir o nûr, hem kim imiş menfûr?
18
Alnında yanan Nûr-u Muhammed’di asm Halîl’in
Yetmezdi gücü bakmaya her çeşm-i alîlin.
19
Görseydi Resûl’ün o güzel nûrunu Nemrûd
Yakmazdı o dem nârını, ol kâfir-i matrûd.
20
Bir sivrisinek öldürüyor o Nemrûd-u cihânı
Atmıştı Halîl’i ateşe, çünkü o cânî.
21
Bir perde açıp söyledi Hakk, gizli kelâmdan
Ol ateşe bahseyledi hem berd ve selâmdan.
22
Dostum ve Resûlüm yüce İbrâhîm’i as ey nâr
At âdetini, yakma bugün sen onu zinhâr
23
Bir gizli hitâb geldi de ol dem yine Hakk’tan
Bir abd-i mükerrem as dahi kurtuldu bıçaktan.
24
Ol nûrdan için Yûnus’u as hıfzeyledi ol hût
Ol nûr ile kahreyledi hem kavmini ol Lût as.
25
Ol hüsn-ü cemâl, eyledi âlemleri hayrân
Nerden onu bulmuş acaba Yûsuf-u Ken‘ân as?
SAYFA 226
26
Hikmet nedir? Ol derdlere sabreyledi Eyyûb as
Hem sırrı nedir, Yûsuf as için ağladı Ya‘kūb as?
27
Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his,
Ol nâmlı Nebî, şânlı şehîd Hazret-i Cercîs as?
28
Hasretle neden ağladılar Âdem as ile Havvâ ra?
Kimdendi, bu yıllarca süren koskoca da‘vâ?
29
Hem âh, neden terkedilip ravza-i cennet
Bir dâr-ı karar oldu, neden âlem-i mihnet?
30
Nûr şehri olan Tûr’da o dem Hazret-i Mûsâ as
Esrâr-ı kelâm hep çözülüp buldu tecellâ.
31
Bir parça Zebûr’dan okusa Hazret-i Dâvûd as
Başlardı hemen sanki büyük mahşer-i mev‘ûd.
32
Bilmem ki neden, yel ve sular hep onu dinler
Bilmem ki neden, hep işiten Âh diye inler
33
Mahlûku bütün kendine râm etti Süleymân as
Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu ferman?
34
Yellerle uçan şânlı büyük taht-ı mukaddes
Esrâr-ı ezelden o da duymuş yine bir ses.
SAYFA 227
35
Ol hangi acîb sır ki, çıkar göklere Îsâ as
Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yûdâ?
36
Nûr derdi için tahtını terkeyledi Edhem
Bir başkasının tahtı olur derdine merhem.
37
Çok şahs-ı velî, nûr ile hem etti kanâat
Çok şahs-ı denî, nûr ile hem buldu kerâmet.
38
Her hepsi de pervânesi, üftâdesi nûrun,
Her hepsi de muammâ gücü yetmez bu şuûrun.
39
Fillerle varıp Ka‘be’ye, hem Ebrehe zâlim
İsterdi ki, yapsın nice bin türlü mezâlim.
40
İsterdi ki, ol beyt yıkılıp şöhreti sönsün
Halk, Ka‘be’yi terk ederek kiliseye dönsün
41
İsterdi ki, çeksin doğacak nûra o bir sed
Hem doğmadan ölsün diye Mahbûb-u Müebbed
42
Günlerce gidip Ka‘be’ye, hem yaklaşan ordu
Birdenbire bir tehlike sezmiş gibi durdu.
43
Sür‘atle gelip bir sürü kuş, semt-i bahirden
Taş harbine başlar, pek acîb hepsi de birden.