
SAYFA 211
Benimde kanâatim bu tab‘ işi geri kalmak çok maslahatlı olmasından, Risâle-i Nûr’a himâyetkârâne bir ikrâm-ı İlâhî ve bir inâyet-i Rabbâniyedir ki, AfyonKütahya ortasında kanunsuz, sebepsiz hafiyelerin ihlâs, iktisâd gibi herkese menfaâtli ve lâzım risâleleri evrâk-ı muzırra gibi müsâdere edip alıp bize bir küçük tokat vurmakla Afyon’a getirmeleri, İstanbul’daki tab‘ mes’elesine müşkülât yapmalarına karşı İstanbul hâdisesiyle o zulmün on derece fevkinde tokat yüzlerine vuruldu. İntikāmımız alındı.
S Nûrsî
[77]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Size ma‘nîdâr ve acîb ve Risâle-i Nûr talebeleriyle ve Risâle-i Nûr ve Âyetü’l-Kübrâ’nın kerâmetiyle ve ehl-i dünyânın bana ilişmek niyetleriyle alâkadâr, karşımda eskiden belediye bulunan hükûmet dâirelerinden birisi, hiç bir şey kurtulmayarak, hiç görmediğimiz acîb bir parlamakla gecenin en soğuk bir vaktinde üç sâat cehennem gibi yandığı hâlde; tam bitişiğinde, Risâle-i Nûr’un çalışkanlarından bir talebesi ve yine iki kardeşinin ve Ma‘sûm Ceylan’ın sermâyelerinin kısm-ı a‘zamı içinde bulunan büyük
SAYFA 212
mağazaları, o yangın yeri ile iki küçük dükkân fâsıla ile o dehşetli yangın bütün şiddetiyle mağazaya doğru gelirken bîçâre Ceylan ağlayarak yanıma geldi, dedi: Biz yanıyoruz, mahvolduk Ben de iki gün evvel mağazalarında bulunan Âyetü’l-Kübrâ’nın bir kısım matbû‘ nüshalarını yanıma getirmek için söyledim, fakat getirmedi. Demek o ateşi söndürmek için kalmıştı. Ben de Risâle-i Nûr’u ve Âyetü’l-Kübrâ’yı şefâatçi yapıp: Yâ Rabbî kurtar Üç sâat o dehşetli yangın hücûmunda bütün o büyük dâireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları bütün yaktı, yıktırdı. Risâle-i Nûr’un ve Âyetü’l-Kübrâ’nın hıfzında olan mağazaya kat‘iyen ilişmedi. Ve altındaki şâkirdin dükkânı da müstesnâ olarak sağlam kaldı. Yalnız ahâli camlarını kırdılar. Eğer ahâli ilişmeseydi, eşyâlarını almasaydılar, hiç bir zarar olmayacaktı.
İşte Isparta halıhânesinin yangını ile, Risâle-i Nûr’un derslerine köşklerini tahsîs eden zâtların o dehşetli yangınla bitişik iki kardeşinin iki hânesinin kurtulması, Risâle-i Nûr’un bir kerâmeti olduğu gibi; Kastamonu’da aynen bu Emirdağı gibi, orada karşımdaki dehşetli bir yangının ittisâlinde Risâle-i Nûr şâkirdlerinden Hâfız Ahmed’in evi hârika bir sûrette kurtulması ve hemşîresinin üçüncü kat yangın içinde hârika bir tarzda, hem elmas ve altın mücevherâtını, hem canını Risâle-i Nûr’un bereketiyle kurtarması misillü; burada da bu yangında,
SAYFA 213
Risâle-i Nûr’un çalışkan talebelerinden ve çalışkan hânedânından üç kardeş olarak dört zâtın o dehşetli yangından kurtulması, Risâle-i Nûr’un ve Âyetü’l-Kübrâ’nın bir kerâmeti olduğunu hem benim, hem onların, hem sâir kardeşlerimizin kat‘î kanâatimiz geldi. Burada eksik olmayan az bir rüzgâr esseydi, o çarşı dükkânlarının ekserîsini yandırabilirdi. Hatta Âyetü’l-Kübrâ mağazasından onon beş dükkân, tâ uzakta eşyâlarını çıkarıp kaçırdılar.
Bazı emârelerle, Sandıklı’da, hem Afyon, Kütahya ortasında, Risâle-i Nûr’u ve yeni mektûbları elde etmeleriyle bana karşı bir ilişmek emâreleri göründü. O iki hâdisede, İstanbul hâdiseleriyle tokat yediler. Bu def‘a, niyetlerinde bana ilişmek cezâsı olarak bu tokat geldi. İnşâallâh o niyetten onları vazgeçirdi ve korkutup susturdu.
Kardeşlerim Sizin zekâvetiniz ve tedbîriniz, benim tesânüdünüz hakkında nasîhatime ihtiyâç bırakmıyor. Fakat bu âhirde hissettim ki, Risâle-i Nûr şâkirdlerinin tesânüdlerine zarar vermek için birbirinin hakkında sû’-i zan verdiriyorlar, tâ birbirini ithâm etsin. Belki filan talebe bize câsûsluk ediyor, der; tâ bir inşikāk düşsün. Dikkat ediniz, gözünüzle görseniz dahi perdeyi yırtmayınız. Fenâlığa karşı iyilikle mukābele ediniz. Fakat çok ihtiyât ediniz, sır vermeyiniz. Zâten sırrımız yok, fakat vehhâmlar çoktur. Eğer tahakkuk etse, bir talebe onlara hafiyelik ediyor,
SAYFA 214
ıslâhına çalışınız, perdeyi yırtmayınız. Sizin, husûsen Isparta medresesindeki tesânüdünüz hem Risâle-i Nûr’u, hem şâkirdlerini, hem bu memleketin yüzünü ak etmiş. Ve her tarafta Risâle-i Nûr’a çalıştıran ehemmiyetli bir sebeb, tesânüdünüzdür ve şevk ve gayretinizdir. Cenâb-ı Hakk sizlerden ebediyen râzı olsun. Cenâb-ı Hakk sizleri bu hizmet-i îmâniyede dâim ve muvaffak eylesin. Âmîn âmîn.
Umûm kardeşlerime tâife tâife, birer birer selâm ve duâ ve duâlarını ricâ ediyoruz.
Saîdü’n-Nûrsî
Yangın hakkında Üstâdımızın yazdığı hakîkate kat‘î kanâatımız geldi, gözümüzle gördük
Osmân, Mehmed, Hasan, Ceylan ve yardım eden İbrâhîm
[78]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz Kardeşim,
Senin mektûblarını iyi gördüm. Fakat şimdiki gazeteciler ve baştakiler, bu hakîkatleri tam takdîr edemiyorlar. Hem Risâle-i Nûr yalvarmaz, onlar yalvarmalı ve aramalı. Ve kıymetini takdîr edip müşteri olduktan sonra onların yardımını kabûl eder.
SAYFA 215
Hem şimdi nazar-ı dikkati Risâle-i Nûr şâkirdlerine celbetmemek münâsibdir diye düşünüyorum. Fakat yedi sene harb-ı umûmiye bakmayan ve yirmi beş sene gazeteleri okumayan, dinlemeyen bu kardeşinizin fikri, bu mes’elede sorulmaz. Asıl fikir sâhibi, sizler ve Risâle-i Nûr’un hâs şâkirdleri ve müdakkik nâşirleri meşveretle, husûsen Isparta’dakiler ile, maslahat ne ise yaparsınız. Senin bu güzel mektûbunu Lâhika’ya yazdık.
Risâle-i Nûr’un Lâhika Risâlesi’nde Feyzî ile Emîn ehemmiyetli mevki‘ kazanmışlar. Acaba ne hâldedirler? O ehemmiyetli mevkiʻe muvâfık vaz‘iyete muvaffak oluyorlar mı? Kederleri yok mu? Hem hapishânede hakîkaten merdâne ve fedâkârâne istirâhatime çalışan ve on sene şahsıma hizmet kadar beni minnetdâr eden Taşköprülü Sâdık ve Hilmî ve İhsân ne hâldedirler? Ve o civârda, husûsen İnebolu’daki kardeşlerimi unutamıyorum, beni merâk etmesinler. Risâle-i Nûr’un bazı arasıra bazı yerlerde tevakkufuna mukābil, pek te’sîrli ve ehemmiyetli bir tarzda perde altında fütûhâtı var. Telâş etmesinler. İhtiyât ile beraber sebât ve metânet ve yazıda devam etsinler. Umûmuna birer birer selâm ve duâ ediyoruz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 216
[79]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Sizleri, birinci vazîfe-i nûriyeyi, Asâ-yı Mûsâ’ya âit hizmete başlamanızı tebrîk ve Isparta’nızı diyânette ve âdâb-ı İslâmiyede geri değil, ileri gitmesini rûh-u cânımızla tahsîn ve tebrîk ediyoruz.
Sâniyen: Denizli’nin Husrev’i Hasan Feyzî’nin Risâle-i Nûr hakkında ve Risâle-i Nûr’un aslı, esası ve ma‘deni olan hakîkat-ı Kur’âniye ve sırr-ı îmân ve Nûr-u Ahmedî asm taʻrîfinde yazdığı manzûm fıkrası, içinde tam bir samîmiyet ve metîn bir kanâat-ı îmâniye bulunduğundan, hem her şeyi çabuk kabûl etmeyen ve delîlsiz teslîm olmayan âlim, husûsen muallim olduğu hâlde Risâle-i Nûr’un hakkāniyetine hem kendi nâmına, hem etrafındaki rüfekāsının şahs-ı ma‘nevîsi hesabına bu derece fevkalâde, hâlisâne ta‘rîf etmesinden Sikke-i Tasdîk-i Gaybî âhirinde, Lâhikadan alınan parçaların sonunda yazılmasını, hem ayrıca Lâhika’da da kaydedilmesini ve Halîl İbrâhîm’in de son Risâle-i Nûr hakkındaki tavsîfnâmesi dahi bunun gibi Sikke-i Gayb’in arkasına yazılmasını münâsib gördük ve burada da öyle yaptık. Çünkü bu kadar kuvvetli ve samîmî bir kanâat, Sikke-i Gaybî’deki îmâlar nev‘inde hakkāniyetine bir îmâ, bir emâre olabilir.
SAYFA 217
Sâlisen: Hasan Feyzî’nin mektûbunda bahsettiği bütün oradaki kardeşlerimize pek çok selâm ve tebrîk ediyoruz. Hapishâneleri bir Dershâne-i Nûriye olduğu gibi, İnşâallâh Denizli vilâyeti de bir nevi‘ Medresetü’z-Zehrâ hükmüne geçecek. Ve çokların yüzünü ak eden ve nûr’u zulümlerden kurtarmaya çalışan ve nûrun şâkirdlerinin her birisine ona hediye edilen risâlelerden ziyâde hediye vermiş hükmünde ma‘nen bizlere hediyesi var. Bu nûrun teberrükü, umûm ona minnetdâr olanların bir hâtıralarıdır. Yüzer mislî mukābili alınmış bir hâtıra-i adâlettir.
Râbian: İşâret-i gaybiye ile, altmış dörtte Risâle-i Nûr te’lîfçe tamam olur diye haber-i gaybîyi iki hâl tasdîk ediyor:
Birincisi: Çok mühim noktalar hâtıra geldiği hâlde, risâleyi te’lîf cihetine sevkedilmiyorum.
İkincisi: Risâle-i Nûr’un hıfz ve neşrine ve sahâbet ve himâyetine çalışmak için hayat isterdim. Fakat hadsiz şükür olsun ki, bir bîçâre ihtiyâr Saîd yerinde, çok genç Saîd’ler o vazîfeyi yapıyorlar. Husûsen Husrev’ler ve Feyzî’ler ve Ahmedler ve Mehmed’ler ve biraderzâdem gibi çok Abdurrahmânlar ve hâkezâ Hâfız Alî’yi rh kabrinde mesrûr, müferrah ettikleri gibi, beni de İnşâallâh kabrimde öyle mesrûr edecekler.
SAYFA 218
Umûm kardeşlerime, ma‘sûmlar, ümmîler, hemşîreler gibi her tâifenin her birisine birer birer selâm ve duâ ediyoruz. Çalışkanların da Risâle-i Nûr’un bereketiyle o yangından zâyiâtları yoktur, sizlere arz-ı hürmet ve selâm edip ellerinizden öperler.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[80]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Birkaç aydan beri aleyhime çevrilen desîseleri meydana çıktı. Hıfz-ı İlâhî ile o musîbet yirmiden bire indi. Hâlî zamanda câmiye gidiyordum. Haberim olmadan, talebeler beni üşütmemek için, mahfelde bir kulübecik yapmıştılar. Ben de dört beş gündür kendi kendime karar verdim, Daha gitmeyeceğim. O ma‘lûm zâbit adam vâsıta olup kulübeciği kaldırdılar. Bana da resmen teblîğ ettiler ki: Daha gitmeyeceksin. Fakat maʻnâsız habbeyi kubbe yapıp bir heyecan verdiler. Hiç ehemmiyeti yok, hiç de merâk etmeyiniz. Tahmînimce, her tarafta haddimden pek fazla teveccüh-ü âmmeyi kırmak için, bana böyle bazı bahânelerle ihânet ediyorlar. Eski zamanımı düşünüp güyâ tahammül etmeyeceğim. Hâlbuki Risâle-i Nûr’un selâmet ve intişârına