Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 205
müdâfaa ediyor. Elbette hadsiz tahşîdâta ihtiyacı vardır ki, o hadsiz düşmanlara karşı dayanıp, ehl-i îmânın îmânını muhâfazaya Kur’ân nûruyla vesîle olsun.
Hadîs-i şerîfte vardır ki: Bir adamın seninle îmâna gelmesi, sana sahrâ dolusu kırmızı koyunlardan daha hayırlıdır. Bazen bir sâat tefekkür, bir sene ibâdetten daha hayırlı olur. Hatta Nakşîlerin hafî zikre verdikleri büyük ehemmiyet, bu nevi‘ tefekküre yetişmek içindir. Umûm kardeşlerime birer birer selâm ve duâ ediyorum.
Kusura bakmayınız, acele yazıldı. Siz tashîh edersiniz
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[74]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
İhlâs ve mektûbların sûretlerinin hafiyeler tarafından alınması, sizi müteessir etmesin. Zâten o mektûbları ve İhlâs ve İhbâr-ı Aleviye’yi onlara okutmak, Risâle-i Nûr hesabına ve fütûhâtına lâzım idi. Hem bu hâdise zamanında İstanbul’da bolşevizm aleyhindeki nümâyiş hâdisesi, Risâle-i Nûr’a karşı perde altında hücûm eden iki kuvvet
SAYFA 206
birbirine vaz‘iyet almaya başladığı cihetle, Risâle-i Nûr fütûhâtına büyük bir vesîledir. Muvakkat bize karşı bazı ilişmeler olsa da, hiç ehemmiyeti yok. Çünkü bolşevizmin, Müslümanlar içinde anarşilik mâhiyetinde küfr-i mutlak ve fikr-i tabîatla yerleştirilmesine mukābil, ancak ve ancak Risâle-i Nûr’un fevkalâde kuvvetli hakîkatleri çıkabilmesinden, milliyetperver ve vatanperver ve siyâsetçiler ve dindârlar, Risâle-i Nûr’un arkasına girmeye ve onunla barışmaya ve onunla siper almaya bir yol açılıyor nazarı ile bakıyoruz.
Sâniyen: İstanbul’daki matbaa işinin te’hîrinde de merâk etmeyiniz. Çünkü bu sırada husûsen matbaacılarda ehemmiyetli cereyânlar sarsıntı vermesinden bir parça teennî ile hareket etmeye mecbûr oldular. İnşâallâh sonra muvaffak olurlar. Olduğu kadar beş nüshayı Asâ-yı Mûsâ’dan yeni hurûfu bilenler yazmak, eski hurûfu güzel yazanlarda her biri bir Asâ-yı Mûsâ’yı yazmak olan vazîfe-i kudsiyeyi lâyık olmayan matbaacılara vermemek gerektir.
Sâlisen: Eskiden küçük bir Isparta nâmını alan ve sonra bir tevakkuf devresini geçiren yine tam küçük bir Isparta olan İnebolu fedâkâr şâkirdlerinin Asâ-yı Mûsâ tab‘ına medâr olmak için hediye ettikleri meblağa karşı hem benim tarafımdan, hem Risâle-i Nûr hesabına bin beş yüz Bârekallâh ile tebrîk ederiz. Yine küçük bir Isparta olduğunu isbat ettiniz diye selâmımızla teblîğ ediniz.
SAYFA 207
Câsûsların eline geçen mektûblar umûm mudur, yoksa bir kısmı mıdır? Getiren adam da kimdir, nasıl haber almışlar? diye merâk ettim. Fakat bu hâdise hayırdır. O adam da müteessir olmasın
Umûm kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ eden ve duâlarını isteyen
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[75]
Afyon Emniyet Müdürlüğü’ne,
Zâtınızı tanımadan bir def‘a gördüğüm vakit insaflı ve adâletli gördüğümden, herkesten evvel, alâkadâr olduğum bir hakîkati size beyân ediyorum. O hakîkati alâkadâr makamâta vazîfeniz i‘tibâriyle bildirmeyi size bırakıyorum. O hakîkat da şudur:
Benim şimdiki vaz‘iyetim, târihçe emsâli yoktur. Her şeyden tecrîd-i mutlak içinde, herkesten hatta câmi‘deki cemâat adamlarından ve temastan memnû‘ olduğum hâlde; ihtiyârlık, hastalık, yoksulluk içinde birden kalbime geldi ki: Mâdem ben de bu vatanın bir evlâdıyım, bu vatanın saâdetine hizmet etmek benim için farzdır. Maddî cihette elimden hiç bir şey gelmiyor. Yalnız Kur’ân’dan anladığım ve kaleme aldığım Meyve Risâlesi ile Hüccetü’l-Baliğa’yı yeni hurûfla tab‘etmek için bazı kardeşlerime izin verdim. O iki risâle iki seneye yakın alâkadâr Ankara
SAYFA 208
makamâtı ve ehl-i vukūfu, hem Denizli Mahkemesi tedkîkten sonra mûcib-i mes’ûliyet hiç bir şey bulmayarak bize resmen teslîm ettiler. Hem cevâb gönderdim ki, sansüre ve büyük muharrirlere göstersinler, sonra tab‘etsinler. Hem tab‘tan sonra resmen hükûmetin on iki makamâtına vermek bir usûldür. Sonra da İhlâs Risâlesi ile İktisâd Risâlesi’ni de o iki risâlenin âhirine ilhâk edip yeni hurûfla tab‘edilsin. Kat‘iyen size beyân ediyorum ki benim maksadım, bunun tab‘ında, bu mübârek milleti ve vatanı ma‘nevî ve maddî anarşilikten muhâfaza etmek ve âsâyiş ve inzibâta ma‘nevî yardım etmek ve anarşiliği uyandıran hâricî bir cereyânın istîlâsına ma‘nevî set çekmek ve Âlem-i İslâm’ın bize karşı i‘tirâz ve ittihâmını izâleye ve eski muhabbet ve uhuvvetini celbetmeye çalışmaktır. Fakat maatteessüf ben dünya ile alâkadâr olmadığımdan ve ehl-i idâre ile de görüşmediğimden ve dünya hâlini de bilmediğimden ve kanunsuz ilişmek belâsına ma‘rûz kaldığımdan, eskiden beri perde altında bana husûmet eden bazı insanlar, fırsat bulup zâbıtayı, ya adliyeyi evhâmlandırıyor.
Ezcümle: Acîb bir tesâdüfle işittim ki, dört risâlem ile bu iki sene zarfında yazdığım mektûbların sûretini taharrî me’mûrları şimendiferde tutmuşlar. O risâlelerin ikisi, İhlâstır. Gerçi bir derece mahremdir, fakat mahkeme, hem Ankara ehl-i vukūfu tedkîkten sonra zararsız görmüşler ki, bize iâde ettiler.
SAYFA 209
Hem sansüre ve büyük muharrirlere göstermek için İstanbul’a gönderilmiş İktisâd ise, bu zamanda herkese lâzımdır. On sekizinci Lem‘a olan Kerâmet-i Aleviye ise, yanlışlıkla onlara, beraber gönderilmiş. Değil o risâleyi tab‘etmek, belki en mahrem kardeşlerime de ancak okumasına izin veriyorum. Hem o, dünyaya bakmıyor. Hem ehl-i vukūf ve mahkeme, tedkîk etmiş, iâde etmişler.
Hem on sene evvel Eskişehir Hapishânesi’nde çok sıkıntılı bir zamanımda ve teselliye çok muhtâç olduğum bir zamanda bir müjde-i mânevî kalbime geldi, ben de kaleme aldım. Ammâ benim bu iki sene, belki dört beş senede yazdığım mektûbların sûretleri, değil o risâleler ile beraber tab‘ ve neşretmek, belki mahrem bir iki dostumun arzusu ile okumasını merâk edip beraber gönderilmiş. Bu mektûbları kendim yazdığımın sebebi, benim yüzümden hapiste sıkıntı çekenlere bir teselli, bir musâhabe ve bu vatan ve millete dünya ve âhiretlerine yirmi seneden beri büyük menfaatı görülen Risâle-i Nûr hakkında bir müdâvele-i efkâr etmek içindir. Hem zâtınıza, hem Ankara makamâtına yazdığım bazı hasbihâller, belki içinde bulunmuş. İşte bu mâhiyetteki risâleler ve mektûblar, taharrî me’mûrları tarafından alınmış, belki de size gelmiş veya gelecek ihtimâliyle size bu hakîkati beyân ediyorum. Benim şimdi pek ağır beş altı cihetteki sıkıntılarıma evhâm yüzünden kanunsuz bana iliştirmeye meydan vermemenizi, sizin vazîfeperverliğinizden ve ciddiyetinizden ümîd ediyorum.
Emirdağı’nda bir tecrîd-i mutlakta Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 210
(İstanbul’da hâdiseyi gören Risâle-i Nûr talebelerinin mektûbundan bir parçadır.)
[76]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz Kardeşlerimiz,
لَهُ الْحَمْدُ وَالْمِنَّةُ dün, nûr’un ma‘nevî bir fütûhâtı, bütün azamet ve dehşetiyle İstanbul’da görüldü. Küfr-ü mutlakı dünyaya, husûsen Âlem-i İslâm’a yerleştirmek isteyen bir cem‘iyet ve onun nâşir-i efkârı ve tervîc-i âmâli olan bir iki gazete matbaası ve kütübhânesi darmadağın edilerek, dinsiz yaptık, komünist yaptık zannedilen gençlik ve mekteblilerin ağzıyla ve harekâtıyla ve fiilleriyle protesto edildi. Kahrolsun komünistlik diye bedduâlar edildi. Bu cem‘iyetin binler lira maddî, milyonlar lira da ma‘nevî zararı oldu. Ve üzülen bizlere, kalbimiz ve rûhumuzla çok alâkadâr bir şahs-ı ma‘nevî:
Ey Nûrcular Şimdi maddî imkân hâsıl olmuyor diye üzülmeyiniz. Nûr’un fütûhâtı geniş bir sâhada devam ediyor. Küllî bir muvaffakiyet hâsıl oluyor. Vesâire vesâire diye bağırdı. هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی.
Risâle-i Nûr’un Kahraman şâkirdlerindden
Tâhirî, Mustafâ Usman, Salâhaddîn
SAYFA 211
Benimde kanâatim bu tab‘ işi geri kalmak çok maslahatlı olmasından, Risâle-i Nûr’a himâyetkârâne bir ikrâm-ı İlâhî ve bir inâyet-i Rabbâniyedir ki, AfyonKütahya ortasında kanunsuz, sebepsiz hafiyelerin ihlâs, iktisâd gibi herkese menfaâtli ve lâzım risâleleri evrâk-ı muzırra gibi müsâdere edip alıp bize bir küçük tokat vurmakla Afyon’a getirmeleri, İstanbul’daki tab‘ mes’elesine müşkülât yapmalarına karşı İstanbul hâdisesiyle o zulmün on derece fevkinde tokat yüzlerine vuruldu. İntikāmımız alındı.
S Nûrsî
[77]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Size ma‘nîdâr ve acîb ve Risâle-i Nûr talebeleriyle ve Risâle-i Nûr ve Âyetü’l-Kübrâ’nın kerâmetiyle ve ehl-i dünyânın bana ilişmek niyetleriyle alâkadâr, karşımda eskiden belediye bulunan hükûmet dâirelerinden birisi, hiç bir şey kurtulmayarak, hiç görmediğimiz acîb bir parlamakla gecenin en soğuk bir vaktinde üç sâat cehennem gibi yandığı hâlde; tam bitişiğinde, Risâle-i Nûr’un çalışkanlarından bir talebesi ve yine iki kardeşinin ve Ma‘sûm Ceylan’ın sermâyelerinin kısm-ı a‘zamı içinde bulunan büyük
SAYFA 212
mağazaları, o yangın yeri ile iki küçük dükkân fâsıla ile o dehşetli yangın bütün şiddetiyle mağazaya doğru gelirken bîçâre Ceylan ağlayarak yanıma geldi, dedi: Biz yanıyoruz, mahvolduk Ben de iki gün evvel mağazalarında bulunan Âyetü’l-Kübrâ’nın bir kısım matbû‘ nüshalarını yanıma getirmek için söyledim, fakat getirmedi. Demek o ateşi söndürmek için kalmıştı. Ben de Risâle-i Nûr’u ve Âyetü’l-Kübrâ’yı şefâatçi yapıp: Yâ Rabbî kurtar Üç sâat o dehşetli yangın hücûmunda bütün o büyük dâireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları bütün yaktı, yıktırdı. Risâle-i Nûr’un ve Âyetü’l-Kübrâ’nın hıfzında olan mağazaya kat‘iyen ilişmedi. Ve altındaki şâkirdin dükkânı da müstesnâ olarak sağlam kaldı. Yalnız ahâli camlarını kırdılar. Eğer ahâli ilişmeseydi, eşyâlarını almasaydılar, hiç bir zarar olmayacaktı.
İşte Isparta halıhânesinin yangını ile, Risâle-i Nûr’un derslerine köşklerini tahsîs eden zâtların o dehşetli yangınla bitişik iki kardeşinin iki hânesinin kurtulması, Risâle-i Nûr’un bir kerâmeti olduğu gibi; Kastamonu’da aynen bu Emirdağı gibi, orada karşımdaki dehşetli bir yangının ittisâlinde Risâle-i Nûr şâkirdlerinden Hâfız Ahmed’in evi hârika bir sûrette kurtulması ve hemşîresinin üçüncü kat yangın içinde hârika bir tarzda, hem elmas ve altın mücevherâtını, hem canını Risâle-i Nûr’un bereketiyle kurtarması misillü; burada da bu yangında,
SAYFA 213
Risâle-i Nûr’un çalışkan talebelerinden ve çalışkan hânedânından üç kardeş olarak dört zâtın o dehşetli yangından kurtulması, Risâle-i Nûr’un ve Âyetü’l-Kübrâ’nın bir kerâmeti olduğunu hem benim, hem onların, hem sâir kardeşlerimizin kat‘î kanâatimiz geldi. Burada eksik olmayan az bir rüzgâr esseydi, o çarşı dükkânlarının ekserîsini yandırabilirdi. Hatta Âyetü’l-Kübrâ mağazasından onon beş dükkân, tâ uzakta eşyâlarını çıkarıp kaçırdılar.
Bazı emârelerle, Sandıklı’da, hem Afyon, Kütahya ortasında, Risâle-i Nûr’u ve yeni mektûbları elde etmeleriyle bana karşı bir ilişmek emâreleri göründü. O iki hâdisede, İstanbul hâdiseleriyle tokat yediler. Bu def‘a, niyetlerinde bana ilişmek cezâsı olarak bu tokat geldi. İnşâallâh o niyetten onları vazgeçirdi ve korkutup susturdu.
Kardeşlerim Sizin zekâvetiniz ve tedbîriniz, benim tesânüdünüz hakkında nasîhatime ihtiyâç bırakmıyor. Fakat bu âhirde hissettim ki, Risâle-i Nûr şâkirdlerinin tesânüdlerine zarar vermek için birbirinin hakkında sû’-i zan verdiriyorlar, tâ birbirini ithâm etsin. Belki filan talebe bize câsûsluk ediyor, der; tâ bir inşikāk düşsün. Dikkat ediniz, gözünüzle görseniz dahi perdeyi yırtmayınız. Fenâlığa karşı iyilikle mukābele ediniz. Fakat çok ihtiyât ediniz, sır vermeyiniz. Zâten sırrımız yok, fakat vehhâmlar çoktur. Eğer tahakkuk etse, bir talebe onlara hafiyelik ediyor,
SAYFA 214
ıslâhına çalışınız, perdeyi yırtmayınız. Sizin, husûsen Isparta medresesindeki tesânüdünüz hem Risâle-i Nûr’u, hem şâkirdlerini, hem bu memleketin yüzünü ak etmiş. Ve her tarafta Risâle-i Nûr’a çalıştıran ehemmiyetli bir sebeb, tesânüdünüzdür ve şevk ve gayretinizdir. Cenâb-ı Hakk sizlerden ebediyen râzı olsun. Cenâb-ı Hakk sizleri bu hizmet-i îmâniyede dâim ve muvaffak eylesin. Âmîn âmîn.
Umûm kardeşlerime tâife tâife, birer birer selâm ve duâ ve duâlarını ricâ ediyoruz.
Saîdü’n-Nûrsî
Yangın hakkında Üstâdımızın yazdığı hakîkate kat‘î kanâatımız geldi, gözümüzle gördük
Osmân, Mehmed, Hasan, Ceylan ve yardım eden İbrâhîm
[78]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz Kardeşim,
Senin mektûblarını iyi gördüm. Fakat şimdiki gazeteciler ve baştakiler, bu hakîkatleri tam takdîr edemiyorlar. Hem Risâle-i Nûr yalvarmaz, onlar yalvarmalı ve aramalı. Ve kıymetini takdîr edip müşteri olduktan sonra onların yardımını kabûl eder.
SAYFA 215
Hem şimdi nazar-ı dikkati Risâle-i Nûr şâkirdlerine celbetmemek münâsibdir diye düşünüyorum. Fakat yedi sene harb-ı umûmiye bakmayan ve yirmi beş sene gazeteleri okumayan, dinlemeyen bu kardeşinizin fikri, bu mes’elede sorulmaz. Asıl fikir sâhibi, sizler ve Risâle-i Nûr’un hâs şâkirdleri ve müdakkik nâşirleri meşveretle, husûsen Isparta’dakiler ile, maslahat ne ise yaparsınız. Senin bu güzel mektûbunu Lâhika’ya yazdık.
Risâle-i Nûr’un Lâhika Risâlesi’nde Feyzî ile Emîn ehemmiyetli mevki‘ kazanmışlar. Acaba ne hâldedirler? O ehemmiyetli mevkiʻe muvâfık vaz‘iyete muvaffak oluyorlar mı? Kederleri yok mu? Hem hapishânede hakîkaten merdâne ve fedâkârâne istirâhatime çalışan ve on sene şahsıma hizmet kadar beni minnetdâr eden Taşköprülü Sâdık ve Hilmî ve İhsân ne hâldedirler? Ve o civârda, husûsen İnebolu’daki kardeşlerimi unutamıyorum, beni merâk etmesinler. Risâle-i Nûr’un bazı arasıra bazı yerlerde tevakkufuna mukābil, pek te’sîrli ve ehemmiyetli bir tarzda perde altında fütûhâtı var. Telâş etmesinler. İhtiyât ile beraber sebât ve metânet ve yazıda devam etsinler. Umûmuna birer birer selâm ve duâ ediyoruz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 216
[79]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Sizleri, birinci vazîfe-i nûriyeyi, Asâ-yı Mûsâ’ya âit hizmete başlamanızı tebrîk ve Isparta’nızı diyânette ve âdâb-ı İslâmiyede geri değil, ileri gitmesini rûh-u cânımızla tahsîn ve tebrîk ediyoruz.
Sâniyen: Denizli’nin Husrev’i Hasan Feyzî’nin Risâle-i Nûr hakkında ve Risâle-i Nûr’un aslı, esası ve ma‘deni olan hakîkat-ı Kur’âniye ve sırr-ı îmân ve Nûr-u Ahmedî asm taʻrîfinde yazdığı manzûm fıkrası, içinde tam bir samîmiyet ve metîn bir kanâat-ı îmâniye bulunduğundan, hem her şeyi çabuk kabûl etmeyen ve delîlsiz teslîm olmayan âlim, husûsen muallim olduğu hâlde Risâle-i Nûr’un hakkāniyetine hem kendi nâmına, hem etrafındaki rüfekāsının şahs-ı ma‘nevîsi hesabına bu derece fevkalâde, hâlisâne ta‘rîf etmesinden Sikke-i Tasdîk-i Gaybî âhirinde, Lâhikadan alınan parçaların sonunda yazılmasını, hem ayrıca Lâhika’da da kaydedilmesini ve Halîl İbrâhîm’in de son Risâle-i Nûr hakkındaki tavsîfnâmesi dahi bunun gibi Sikke-i Gayb’in arkasına yazılmasını münâsib gördük ve burada da öyle yaptık. Çünkü bu kadar kuvvetli ve samîmî bir kanâat, Sikke-i Gaybî’deki îmâlar nev‘inde hakkāniyetine bir îmâ, bir emâre olabilir.
SAYFA 217
Sâlisen: Hasan Feyzî’nin mektûbunda bahsettiği bütün oradaki kardeşlerimize pek çok selâm ve tebrîk ediyoruz. Hapishâneleri bir Dershâne-i Nûriye olduğu gibi, İnşâallâh Denizli vilâyeti de bir nevi‘ Medresetü’z-Zehrâ hükmüne geçecek. Ve çokların yüzünü ak eden ve nûr’u zulümlerden kurtarmaya çalışan ve nûrun şâkirdlerinin her birisine ona hediye edilen risâlelerden ziyâde hediye vermiş hükmünde ma‘nen bizlere hediyesi var. Bu nûrun teberrükü, umûm ona minnetdâr olanların bir hâtıralarıdır. Yüzer mislî mukābili alınmış bir hâtıra-i adâlettir.
Râbian: İşâret-i gaybiye ile, altmış dörtte Risâle-i Nûr te’lîfçe tamam olur diye haber-i gaybîyi iki hâl tasdîk ediyor:
Birincisi: Çok mühim noktalar hâtıra geldiği hâlde, risâleyi te’lîf cihetine sevkedilmiyorum.
İkincisi: Risâle-i Nûr’un hıfz ve neşrine ve sahâbet ve himâyetine çalışmak için hayat isterdim. Fakat hadsiz şükür olsun ki, bir bîçâre ihtiyâr Saîd yerinde, çok genç Saîd’ler o vazîfeyi yapıyorlar. Husûsen Husrev’ler ve Feyzî’ler ve Ahmedler ve Mehmed’ler ve biraderzâdem gibi çok Abdurrahmânlar ve hâkezâ Hâfız Alî’yi rh kabrinde mesrûr, müferrah ettikleri gibi, beni de İnşâallâh kabrimde öyle mesrûr edecekler.
SAYFA 218
Umûm kardeşlerime, ma‘sûmlar, ümmîler, hemşîreler gibi her tâifenin her birisine birer birer selâm ve duâ ediyoruz. Çalışkanların da Risâle-i Nûr’un bereketiyle o yangından zâyiâtları yoktur, sizlere arz-ı hürmet ve selâm edip ellerinizden öperler.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[80]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Birkaç aydan beri aleyhime çevrilen desîseleri meydana çıktı. Hıfz-ı İlâhî ile o musîbet yirmiden bire indi. Hâlî zamanda câmiye gidiyordum. Haberim olmadan, talebeler beni üşütmemek için, mahfelde bir kulübecik yapmıştılar. Ben de dört beş gündür kendi kendime karar verdim, Daha gitmeyeceğim. O ma‘lûm zâbit adam vâsıta olup kulübeciği kaldırdılar. Bana da resmen teblîğ ettiler ki: Daha gitmeyeceksin. Fakat maʻnâsız habbeyi kubbe yapıp bir heyecan verdiler. Hiç ehemmiyeti yok, hiç de merâk etmeyiniz. Tahmînimce, her tarafta haddimden pek fazla teveccüh-ü âmmeyi kırmak için, bana böyle bazı bahânelerle ihânet ediyorlar. Eski zamanımı düşünüp güyâ tahammül etmeyeceğim. Hâlbuki Risâle-i Nûr’un selâmet ve intişârına