EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLDMektup 6

19

mecbûr etmek için imiş. Mâdem hâl böyledir. اِنَّ الضَّرُورَاتِ تُبٖیحُ الْمَحْظُورَاتِ kāidesiyle, zarûret derecesinde olsa, İnşâallâh zarar vermez. Fakat ben reddettim. Re’yinize havâle ediyorum

Mütehayyir Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Azîz Kardeşlerim, beni merâk etmeyiniz. Ben her zahmette bir eser-i rahmet ve bir lem‘a-i inâyet gördüğümden, sıkılmıyorum ve sizin gayret ve ciddiyetiniz ve yardımınız, her sıkıntıyı izâle eder, dâimî sürûr verir.

Burada hem küçücük bir Husrev, hem küçücük bir Abdurrahmân hükmünde Ceylan nâmında çok çalışkan ve mekteblerde birinciliği kazanan bir çocuk, Risâle-i Nûr’a tâm hizmet ediyor.

[6]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Size melâikeye âit Meyvelerin bir parçasını daha gönderdim. Mahkeme reîsi kitablarımı bana vereceğini söylemesi üzerine, Denizli’ye iki vekâletnâme gönderdim. Burada bana şiddetli bir tecrîd ve tazyîk verildiğine merâk etmeyiniz; İnâyet-i Rabbâniye devam ediyor.

20

Medâr-ı ibrettir ki, burada Risâle-i Nûr serbest okunup yazılırken, hilâf-ı âdet olarak başta bu kış, yaz gibi gittiğini çok adamlardan işittim. Ne vakit bana ve Risâle-i Nûr’a hücûm edildi, yazdırılmadı, ta‘tîl oldu; gāyet şiddetli bir kış başladığı gibi, Afyon’a şekvâ sûretinde yazılan hasbihâl ve zelzeleleri Risâle-i Nûr’un ta‘tîliyle münâsebetdâr gösterdiği cihetini inanmayanlara güyâ inandırmak için aynı taarruz zamanında başlayıp şimdiye kadar arasıra hafîfçe sarsar, îkāz ediyor diye işittim.

Hem ne vakit Risâle-i Nûr’a ilişilmişse, bir nevi‘ umûmî korku başlamış görüyoruz. Demek bu vatanın belâlardan muhâfazası için Risâle-i Nûr bir kat‘î vesîledir. Mâdem böyledir, millet ve vatanı sevenler Risâle-i Nûr’u serbest bıraksınlar ve okusunlar ve okutsunlar.

İâşe için tahsîsâtlarından, yalnız masraf borçları vermek için bir tek def‘a seksen günlük ta‘yînâtı kabûl ettim, daha istemem dedim.

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

21

[7]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

بِعَدَدِ حُرُوفِ مَا تَكْتُبُونَ

Azîz, Sıddîk, tâm Metîn Kardeşlerim,

Şehîd merhûmun berzahta okumasıyla mesrûrâne meşgūl olduğu Nûr Risâleleri’ni dünyada kendi yerinde çalışmak ve beni de çalıştırmak için yazılmışlar gibi tâm vaktinde yetişti. Ve Medrese-i Yûsufiye’nin üç tatlı meyvesini ve Kur’ân’ın kudsî ve Firdevsî binler meyveler veren üç hizbini beraber getirdi.

İki kahraman mübârek, yazdıkları güzel iki meyvelerinin tarzında ve kıt‘asında On Birinci Mes’elesi’ni dahi yazıp dört beş nüsha Hizb-i Nûriye varsa ve beş altı Hizb-i Kur’âniye ile beraber gönderilse münâsibdir. Ve Husrev’in arkadaki fıkrası, On Birinci Mes’elenin âhirinde kaydedilsin.

Size bu def‘a Âyetü’l-Kürsî’nin arkadaşı ve tetimmesi iki üç âyetin bir nükte-i i‘câziyelerine dâir bir parça gönderdim. Daha tamamlamaya bir ihtâr almadım, noksân kaldı. Pek acelelik ile yazıldı. Ehemmiyetli sırlar göründü, fakat dünyaya bakmamak için tamam ve açık yazdırılmadı. Eğer hoşunuza gitse, On Birinci Mes’ele hâşiyesinin bir lâhikası olarak kaydedersiniz. Ve İ‘câz-ı Kur’ân Risâlesi’nin zeyillerinde hem اَلْفَلَقُ nüktesini, hem bunu yazarsınız.

22

Kardeşlerim, hiç merâk etmeyiniz. Kat‘î kanâatim geldi ki, bizler bir inâyet altında, gāyet ehemmiyetli bir hizmette ve ihtiyâr ve iktidârımız hâricinde bir dest-i gaybî tarafından istihdâm ediliyoruz. Çok def‘a عَسٰٓی اَنْ تَكْرَهُوا شَیْئًا وَهُوَ خَیْرٌ لَكُمْ sırrına mazhar oluyoruz. Bu çalışmada zahmet pek az, ücret pek çok

Umûm kardeş ve hemşîrelerimize birer birer selâm ve duâ ederiz.

Kardeşiniz ve duânızdan çok istifâde eden

dâimâ duânıza muhtâç Saîdü’n-Nûrsî

[8]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ مَا كَتَبْتُمْ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Sizin gāyet mübârek ve cennet meyveleri gibi şirin hediyelerinizi ve Denizli cihetindeki beşâretinizi aldım. Şimdi bu dakîkada pek çok işler beni uzun konuşturmayacak, kısa kesmeye mecbûr oldum. Çünkü, hediyeyi getiren çabuk gidecek diye acele yazdım.

Evvelen: Son parçada, başta بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰی 1344 sehivdir. Eğer okunmayan iki hemze ve medde sayılmazlarsa, sehiv değil, hem çok ma‘nîdârdır. Doğrusu 1347dir ki parçanın âhirinde tekrar doğru yazılmış. Hem bâkî kalan kısmı

23

hem ehemmiyetli, hem dünyaya baktığı için ve Alak’taki اِنَّ الْاِنْسَانَ لَیَطْغٰی o parçadaki tâgūta baktığından şimdilik yazdırılmadı.

Ve Sâniyen Fihristede Âyet-i Hasbiye olan Dördüncü Şuâ‘ın fihristesi, İhtiyâr Lem‘asının On Dördüncü Recâ yerinde yazılsın. Hakîkaten münâsib görünüyor, tâm bir recâdır.

Sâlisen: Yirmi Sekizinci Lem‘anın Yirmi Sekizinci Nüktesinin aynını fihristesi değil, On Beşinci Söz’ün âhirinde yazılsın. Çünkü ikisi aynı hakîkatten bahsederler.

Râbian: Merhûm Hâfız Alî’nin lem‘alarını tashîh ettim. Yakında İnşâallâh gönderilecek.

Bugünlerde mübârek kahramanların Firdevsî ve Yusufî meyvelerini tashîh ederken, o risâle bana o derece kuvvetli ve kıymetli göründü ki, bağırarak dedim: Bütün çektiğimiz hapisler, sıkıntılar yüz mislî ziyâde olsa da, yine bu Meyve Risâlesi, yüz derece daha fazla iş görmüş. En muannidleri de îmâna getirerek geniş dâirelerde kendini zevkle okutturuyor. Ey bana sıkıntı veren bedbahtlar Bana ne yapsanız yapınız, beş para vermem. Başımıza ne gelse ucuzdur, ayn-ı inâyettir ve mahz-ı rahmettir diye tâm teselli buldum.

Umûm Risâle-i Nûr talebelerine selâm ve selâmetlerine duâ ederiz.

Kardeşiniz ve duânıza dâimâ muhtâç Saîdü’n-Nûrsî

24

[9]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim, eğer bu zındıklar akıllarını başlarına almazlarsa bunu tâ Ankara’ya göndereceğiz

س ع

Hey’et-i Vekîleye ve Milletvekîlleri Riyâseti’ne Cüz’î, Fakat Ehemmiyetli bir Ma‘rûzâtımdır.

Otuz seneden beri hayât-ı siyâsiyeden çekildiğim hâlde, bu sırada bir def‘aya mahsûs olarak, vatanî ve millî ve âsâyişi bir mes’eleyi beyân ediyorum. Şöyle ki: Çok emârelerle kat‘î kanâatimiz geldi ki, anarşilik hesabına bana ve bu Emirdağ kasabasına ve dolayısıyla bu vatana bir sûikast var ki, bir habbeyi kubbeler ve bir sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan bir hâdiseyi dağ gibi gösterip, sükûnete muhtâç olan bu vatanda beni bahâne edip, anarşilik hesabına ve bir ecnebî plânıyla bize, yani bîçâre vatandaşlarımızı i‘dâm-ı ebedîden ve şekāvet-i uhreviyeden kurtarmaya çalışan nûr şâkirdlerine, bütün bütün kānûnsuz ve keyfî hücûm edildi. Pek zâhir bir garaz ile, evhâmlar yüzünden baruta ateş atmak gibi, bu vatana ve âsâyişe beni bahâne edip sûikast edildi. Şöyle ki:

Üç mahkemenin, yirmi sene hayâtımda mektûblar ve kitablarımı ve hâllerimi inceden inceye tedkîkten sonra bize ve kitablarıma berâet verdiği hâlde; ve üç seneden beri te’lîfâtı

25

terkettiğim ve haftada ancak bir mektûb yazabildiğim ve üç dört terzi çırakları her biri bir gün nöbetle bana zarûrî hizmetimi mecbûr olmadan başka kimseyi kabûl etmediğim hâlde; ve serbestiyet verildiği ve memleketime gitmediğim hâlde, hiç ömrümde görmediğim bir tarzda ve resmî bir sûrette beni hiddete getirip bir hâdise çıkarmak için, tahkîr ve ihânet kastıyla, kānûnsuz ve garazla, beni taharrî ile kapımın kilidini kırıp, Kur’ân’ımı ve Arabî levhalarımı evrâk-ı muzırra gibi alıp götürmekle beraber, adliyenin mühim bir me’mûru, resmen buradaki me’mûrlara âmirâne demiş ki: Saîd’i iki jandarma ile teşhîr sûretinde çıkarıp, zorla başına şapka giydirip, öylece ifadeye getirmeli idiniz. Hem ona yanaşanları dövünüz diye, ehemmiyetli bir mecliste ve ayn-ı hakîkat olan ifâdemi okudukları vakit söylemiş. Bunda şek ve şüphe kalmadı ki, beni tahkîr ve ihânet edip, hiddete getirip, âsâyişi bozmak garazı ta‘kîb ediliyor.

Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, binler haysiyet ve şerefim bu vatandaki bîçârelerin istirâhatına ve onlardan belâların def‘ine fedâ etmeye bir hâlet-i rûhiyeyi ihsân eylemiş ki, ben de, onların yaptığı ve niyetinde bulundukları tahkîrât ve ihânetlere karşı tahammüle karar vermişim. Bu milletin âsâyişine, husûsen ma‘sûm çocukların ve muhterem ihtiyârların ve bîçâre hastaların ve fakîrlerin dünyevî istirâhatlarine ve uhrevî saâdetlerine binler hayâtımı ve binler şerefimi fedâ etmeye hazırım.

26

İşte, sinek kanadını dağ gibi yaptıklarının bir emâresi şu ki: Benim gibi gurbette, hasta, ihtiyâr, zayıf, tek başına bulunduğum hâlde on gün zarfında beş defʻa Afyon Vâlisi ve Emniyet Müdürü ve iki defʻa Afyon müdde-i umûmîsi benim için buraya gelmesi ve iki günde, her bir günde beş tayyâre benim gezdiğim yerlerde beni nezâret altına alması ve beş polis hafiyesinin burada bana tarassud edenlere ilâve edip, ahvâlimi tecessüs etmek için gönderilmesi ve postalara bana âit mektûblara müsâderelerine resmen emir verilmesi gösteriyor ki, Şeyh Saîd ve Menemen Hâdisesi’nin on misli bir hâdiseyi evhâmla düşünmüşler, habbeyi kubbe söylemişler ki, böyle bir vaz‘iyet alıyorlar. Benim eski hayâtımı zannedip, ihânetle hiddete gelecek tahmîn etmişler. Bilakis aldandılar. Biz bütün kuvvetimizle anarşiliğe bir Sedd-i Zülkarneyn gibi, bir Sedd-i Kur’ânî te’sîsine çalışıyoruz. Bize ilişenler, anarşilik ve belki de komünistliğin zararlı kısmına zemîn ihzâr ediyorlar.

Evet, eğer eski hayâtım gibi, izzet-i ilmiyeyi muhâfaza etmek için hiç bir hakāreti kabûl etmemek olsaydı ve vazîfe-i hakîkiyesi, sırf âhiret ve ölümün i‘dâm-ı ebedîsinden Müslümanları kurtarmak vazîfesi olmasa idi ve bana ilişenler gibi sırf dünyaya ve menfî siyâsete çalışmak olsaydı, on Menemen, on Şeyh Saîd Hâdisesi gibi bir hâdiseye, o anarşilik hesabına çalışanlar sebebiyet vereceklerdi.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç