
SAYFA 134
zamanında tam bir muâvini ve vefâtından sonra tam bir vârisi olduğunu hapiste gösterdi. Demek mübârek hey’et-i âliyesinde on sekiz sene evvel ümîd ettiğim hizmet-i nûriyeyi tam yapmışlar ve yapıyorlar. Ve ektikleri tohumlar, onlar çalışmasalarda onların bedeline mahsûlât veriyor.
Umûm kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
(49)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Ben Meyve Risâlesi’yle Huccetullâhi’l-Bâliğa’nın âhirine Yirmi İkinci Söz'ün hikâye-i temsîliyesi ile Yirminci Mektûb’un Birinci Makamı’nı ilâve edip tekrar İstanbul’daki Azîz’e göndermek niyet ettim. Belki evvelki gönderdiğimiz nüshalarda yanlışlar varsa, bununla mukābele edilir. Hem eski hurûfla tab‘edildiği zaman böyle bir nüsha daha lâzımdır diye düşündüm. Meyvedeki Husrev’in o iki mektûbunun medâr-ı vehim olabilen birkaç kelimesini kaldırdım.
Bu def‘a Gülcü Husrev’in bülbül tevâfuku ve İnebolu talebelerinin merdâne sadâkatlerini gösteren mektûblarının birer parçasını size gönderdim. Tâ Hasan Feyzî’nin mektûbunun
SAYFA 135
âhirinde veya münâsib gördüğünüz yerde yazılsın. Risâle-i Nûr kahramanı ve Isparta gülistânında nûrun gül fabrikasının parlak kâtibi, kuşların Risâle-i Nûr ile alâkadârlıklarına dâir latîf tevâfuka bir güzel zarâfet veren ve gül ile münâsebeti meşhûr bülbülün dahi aynı tevâfukuna imza basmasına ve o letâfete bir zarâfet katmasına dâir mektûbunun bir parçasıdır.
Saîd
(50)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Çok Mübârek, çok Azîz, çok Kıymetdâr Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Bu mektûbun ikinci mes’elesiyle azîz Üstâdım tevâfuk kerâmetleriyle tuyûrun cevelângâhı olan fezâ-yı âlemin sükût ve sükûnetini ihlâl ederek sükkânı olan tuyûrun istirâhatlerini azametli ve dehşetli gürültüleriyle selbeden tahrîbâtçı canavar insan kuşlarının zulümlerini beşerin menfaatine tebdîl ve tahvîline vesîle olacak Risâle-i Nûr’un yazılması ve okunması zamanında alâkadârlıklarını gösteren kuşların muhtelif mahallerde gelip dinlemelerinin tevâfuklarını te’yîd edecek iki tevâfuk-u cemîlesiyle karşılaşmıştık.
SAYFA 136
Birisi: Bu mübârek mektûbun geleceği gün, kuşluk vaktinde bu fakîr talebeniz Husrev’in evinin sokağına açık pencerelerinden bir bülbül geldi, girdi, dolaştı, çıktı. Sofaya bülbülün hiç geldiği yoktu. Çok hayretime gitti. Bu mübârek kuş acaba ne için geldi, dedim. Akşam üzeri oldu. Bir kardeşimiz bu mübârek mektûbu getirdi. Okuduktan sonra anladım ki, bu bülbül kendi tâifesi nâmına kendi bahislerinin geldiğini müjdelemek için gelmiş.
İkincisi: Ertesi gün kahraman Tâhirî ile berâberdik. Ben söylüyordum, o yazıyordu. Kuşların bahsine gelmiştik. Ben bir iş için oturduğum yerden kalkmıştım. Pencereye doğru yakınlaştım. İki serçe kuşu pencereye doğru geliyorlardı. Birisi geldi, kondu. Beni görünce derhâl uçtu, gitti. Kardeşimiz Tâhirî’ye dedim: Alâkadârlıklarını te’yîd etmek için gelen bu kuşlara ne dersin? O da: Haktır, bu hakîkatli bahiste vücûdlarını göstermekle hakîkatini imza etmeye gelmişler dedi.
Çok kusûrlu talebeniz Husrev
SAYFA 137
[51]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Sizin leyâl-i aşr olan mübârek, geçmiş gecelerinizi ve kudsî bayramınızı rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Cenâb-ı Hakk, rahmet ve keremiyle ve hıfz ve himâyetiyle ve tevfîk ve hidâyetiyle, Risâle-i Nûr’un tab‘ ve intişârına ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın tevâfuklu tab‘ına sizleri muvaffak eylesin, âmîn
Sâniyen: Risâle-i Nûr’un bir hulâsası olan Âyetü’l-Kübrâ ve Hizb-i Nûriye’nin bir hulâsatü’l-hulâsası hükmünde otuz üç Kelime-i Tevhîdin namaz tesbîhâtında eskiden beri okuduğum ve Risâle-i Nûr’un ekser hakîkatleri namaz tesbîhâtında inkişâf etmesiyle hayâlim fazla tevessü‘ ederek, o otuz üç Kelime-i Tevhîd her birisini kâinâtın bir tabaka-i mahlûkâtının lisân-ı hâliyle söylediği o kelimeyi ben o lisân ile söylüyorum gibi, o küllî lisân-ı hâl benim cüz’î lisân-ı kālimin aynı olur. Ben kemâl-i zevk ile okuyorum. Size de sûretini gönderiyorum. Benim şüphem kalmadı ki: تَفَكُّرُ سَاعَةٍ ilâ-âhirihî sırrını taşıyan Hizb-i Nûriye’nin on, on beş dakîka zarfında bu hulâsatü’l-hulâsası dahi aynı sırrı taşıyor. Arabî bilmeyenler Âyetü’l-Kübrâ’nın mertebelerini güzelce anlasalar, bu Arabî parça tam anlaşılır. Arabî bilmeyen birkaç def‘a ikisine
SAYFA 138
baksa, tam anlayacak. Bunu ben yirmi dört saatte bir def‘a, ya sabah namazının tesbîhâtında veya başka vakitte en ziyâde usandığım ve sıkıntı zamanında okuyorum. Bana ulvî bir inşirâh verir, usancı izâle eder. Münâsib gören Âyetü’l-Kübrâ ve Hizb-i Nûriye’nin âhirinde yazabilir. Eğer Meyve ve Huccetullâhi’l-Bâliğa eski hurûfla tab‘edilse, onların âhirinde yazılsa münâsib olur. Ma‘nîdârdır ki, Âyetü’l-Kübrâ ve Risâle-i Nûr’un ekser hakîkatleri, Ramazân’da ve namaz tesbîhâtında zuhûru gibi, bu hulâsatü’l-hulâsa aynen Ramazân’da ve tesbîhâtta zuhûr etti.
Sâlisen: Bugünlerde haber aldım ki, hey’et-i vekîle, benim nüfûsumu Kastamonu’dan alıp Emirdağı’na nakletmeye karar vermişler. Anlaşılıyor ki, Risâle-i Nûr’a ve talebelerine ilişmeye bahâne bulamıyorlar. Yalnız ehemmiyetsiz şahsıma ehemmiyet veriyorlar, kayıt altına alıyorlar. Ben de sizi bütün kuvvetimle te’mîn ediyorum ki, ben rûh u cânımla, onların Risâle-i Nûr ve talebelerine ilişmeye bedel, bana ilişmelerini iftihâr ile kabûl ediyorum. Güyâ başka yerlerde birden bana iltihâk ediyorlar ve men‘ine çâre bulamıyorlar. Fakat burada tam çâre bulmuşlar zannedip böyle muâmele oluyor. Siz hiç müteessir olmayınız. Benim bu vaz‘iyetim, Risâle-i Nûr’un ve şâkirdlerinin fütûhâtlarına bir vesîledir. İnâyet-i merhamet-i İlâhiye, hakkımda ehl-i dünyânın haksızlıklarını büyük bir hayra çevirecek kanâatindeyim. Zâten mesleğimizde zaman, mekân sohbetimize mâni‘ olamaz. Şarkta,
SAYFA 139
garbda, hatta âhirette, berzahta olsa da beraberiz. Meselâ, berzahta Hâfız Alî rh, hergün ma‘nen yanımızdadır. Bu hakîkata binâen sûrî ayrılmaya, hatta ölüme ehemmiyet vermemeliyiz.
Râbian: Medrese-i Nûriye kahramanlarından Marangoz Ahmed’in bülbülü, gül fabrikasının mübârek gülcü kâtibinin bülbülünü tasdîk etmesi pek latîf olmuş. Zâten baharda umûm kuşlar nâmına nebâtât kāfilelerinin erzâk-ı hayvâniyeyi getirmelerine karşı bülbüller bir hatîbdir ki, onları, kuşlar nâmına alkışlıyor. Risâle-i Nûr’un kuşlar tarafından alâkadârlıkları içinde elbette yine başta bülbül görünmek lâzım geliyordu ki, göründü.
Safranbolulu muhlis, metîn kardeşimiz Mustafâ Usman, buradaki kardeşlerime bir iki mektûb gönderdim diyor. Mektûbların cevâbını alamadığından telâş etmiş. Telâş etmesin. İhtiyâta binâen ve Isparta vâsıtasıyla muhâbereye i‘timâden ona ayrı mektûb yazılmamış, merâk etmesinler. Kastamonulu kardeşlerimiz de telâş etmesinler. Nüfûsumun buraya nakli, Kastamonu ve onlarla alâkamı gevşetmez, bilakis daha kuvvetli beni onlarla bağlıyor. Ben ekser vakitte hayâlen ve ma‘nen kendimi Kastamonu’nun mübârek dağlarında ve o kardeşlerimin yanında buluyorum.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 140
[52]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim ve Hakîkî Vârislerim,
Bayram tebrîklerine âit çok mektûbları aldım. Her birine cevâb vermeye vaktim, hâlim müsâade etmiyor. Her bir mektûbu, çok kardeşlerimi temsîl ederek bir hâs kardeşimiz yazmış. O mektûblarda, tebrîkten başka bazı ehemmiyetli noktalar da var. Beni mesrûr, minnetdâr eyledi.
Ezcümle: Gül ve nûr fabrikası nâmına Husrev’in tebrîk mektûbu, beni sevinçle ağlattırdı. Zâten Husrev’in mümtâz bir hâsiyeti budur ki, şimdiye kadar bana gelen bütün mektûblarının hiç birisi beni incitmiyor. Elîm zamanlarda da yumuşak geliyor, rûhumu okşuyor. Bu cihette dahi ona şahsım i‘tibârıyla çok minnetdârım. Hulûsî-i sânî Sabrî’nin, ma‘lûm kardeşleri hesabına tebrîknâmesi, beni derinden derine sevindirdi. O hâs kardeşimizin takdîr ve tahsîn noktasında ileri olması, Husrev ve Hasan Feyzî hakkında çok güzel takdîrâtı, beni cidden müferrah eyledi. Hasan Feyzî’nin Denizli şâkirdlerinin hesabına tebrîki dahi onun yüksek irtibâtını, kuvvetli alâkasını gösteriyor.
Kastamonu fedâkârları nâmına Kastamonu’nun Husrev’i ve Rüşdü’sü olan Feyzî ve Emîn’in tebrîkli mektûbu ve Feyzî’nin ma‘lûm hâdisede hiç bir endişe verecek bir hâl
SAYFA 141
vukū‘ bulmadığını, bilakis bir teşvîk kamçısı hükmüne geçtiğini yazması, bizim endişemizi izâle etti. Nazîf’in umûm o havâlîdeki kardeşlerimizin nâmına tebrîki ve Nazîf’in sarsılmaz sadâkat ve irtibâtı ve kuvvetli ümîdleri bize tam bir nefes aldırdı. Onun husûsî rakîpleri bulunduğu için telâşlı idim.
Sadâkatı hârika olduğu gibi, cesâreti de o nisbette olan Hâlil İbrâhîm’in rh doğrudan doğruya benim adresime gönderdiği tebrîkini aldım. Onu ve nûrun dikkatli avukatı başta olarak onların umûmuna selâm ve bayramlarını tebrîk ediyoruz. Medrese-i Nûriye kahramanlarından Şükrü Efe’nin, kuşların ve serçelerin alâkadârlıklarını gösteren mektûbu, kahraman marangozun te’yîdini te’yîd etti, bizi de memnûn etti.
Atabey kardeşlerimizden, Lütfî vârislerinden Alî Osmân’ın mektûbundaki suâline cevâb vermeye vakit bulamadık. İşte bu mezkûr kardeşlerimizin her biri temsîl ettikleri kendilerine ve arkadaşlarına ayrı ayrı rûh u cânımızla maddî ve ma‘nevî bayramlarını tebrîk ediyoruz ve büyük Re’fet kardeşimize, binler safâlar ile geldin deriz.
Umûm kardeşlerime ki, içinde ma‘sûmlar tâifesi ve ümmî ihtiyârlar ve fedâkâr hemşîreler tâifeleri olarak birer birer üçüncü olarak bayramlarınızı tebrîk ve selâm ve selâmet ve saâdetlerine duâ ederek hatm-i mekāl ediyorum
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî