Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 134
zamanında tam bir muâvini ve vefâtından sonra tam bir vârisi olduğunu hapiste gösterdi. Demek mübârek hey’et-i âliyesinde on sekiz sene evvel ümîd ettiğim hizmet-i nûriyeyi tam yapmışlar ve yapıyorlar. Ve ektikleri tohumlar, onlar çalışmasalarda onların bedeline mahsûlât veriyor.
Umûm kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
(49)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Ben Meyve Risâlesi’yle Huccetullâhi’l-Bâliğa’nın âhirine Yirmi İkinci Söz'ün hikâye-i temsîliyesi ile Yirminci Mektûb’un Birinci Makamı’nı ilâve edip tekrar İstanbul’daki Azîz’e göndermek niyet ettim. Belki evvelki gönderdiğimiz nüshalarda yanlışlar varsa, bununla mukābele edilir. Hem eski hurûfla tab‘edildiği zaman böyle bir nüsha daha lâzımdır diye düşündüm. Meyvedeki Husrev’in o iki mektûbunun medâr-ı vehim olabilen birkaç kelimesini kaldırdım.
Bu def‘a Gülcü Husrev’in bülbül tevâfuku ve İnebolu talebelerinin merdâne sadâkatlerini gösteren mektûblarının birer parçasını size gönderdim. Tâ Hasan Feyzî’nin mektûbunun
SAYFA 135
âhirinde veya münâsib gördüğünüz yerde yazılsın. Risâle-i Nûr kahramanı ve Isparta gülistânında nûrun gül fabrikasının parlak kâtibi, kuşların Risâle-i Nûr ile alâkadârlıklarına dâir latîf tevâfuka bir güzel zarâfet veren ve gül ile münâsebeti meşhûr bülbülün dahi aynı tevâfukuna imza basmasına ve o letâfete bir zarâfet katmasına dâir mektûbunun bir parçasıdır.
Saîd
(50)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Çok Mübârek, çok Azîz, çok Kıymetdâr Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Bu mektûbun ikinci mes’elesiyle azîz Üstâdım tevâfuk kerâmetleriyle tuyûrun cevelângâhı olan fezâ-yı âlemin sükût ve sükûnetini ihlâl ederek sükkânı olan tuyûrun istirâhatlerini azametli ve dehşetli gürültüleriyle selbeden tahrîbâtçı canavar insan kuşlarının zulümlerini beşerin menfaatine tebdîl ve tahvîline vesîle olacak Risâle-i Nûr’un yazılması ve okunması zamanında alâkadârlıklarını gösteren kuşların muhtelif mahallerde gelip dinlemelerinin tevâfuklarını te’yîd edecek iki tevâfuk-u cemîlesiyle karşılaşmıştık.
SAYFA 136
Birisi: Bu mübârek mektûbun geleceği gün, kuşluk vaktinde bu fakîr talebeniz Husrev’in evinin sokağına açık pencerelerinden bir bülbül geldi, girdi, dolaştı, çıktı. Sofaya bülbülün hiç geldiği yoktu. Çok hayretime gitti. Bu mübârek kuş acaba ne için geldi, dedim. Akşam üzeri oldu. Bir kardeşimiz bu mübârek mektûbu getirdi. Okuduktan sonra anladım ki, bu bülbül kendi tâifesi nâmına kendi bahislerinin geldiğini müjdelemek için gelmiş.
İkincisi: Ertesi gün kahraman Tâhirî ile berâberdik. Ben söylüyordum, o yazıyordu. Kuşların bahsine gelmiştik. Ben bir iş için oturduğum yerden kalkmıştım. Pencereye doğru yakınlaştım. İki serçe kuşu pencereye doğru geliyorlardı. Birisi geldi, kondu. Beni görünce derhâl uçtu, gitti. Kardeşimiz Tâhirî’ye dedim: Alâkadârlıklarını te’yîd etmek için gelen bu kuşlara ne dersin? O da: Haktır, bu hakîkatli bahiste vücûdlarını göstermekle hakîkatini imza etmeye gelmişler dedi.
Çok kusûrlu talebeniz Husrev
SAYFA 137
[51]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Sizin leyâl-i aşr olan mübârek, geçmiş gecelerinizi ve kudsî bayramınızı rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Cenâb-ı Hakk, rahmet ve keremiyle ve hıfz ve himâyetiyle ve tevfîk ve hidâyetiyle, Risâle-i Nûr’un tab‘ ve intişârına ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın tevâfuklu tab‘ına sizleri muvaffak eylesin, âmîn
Sâniyen: Risâle-i Nûr’un bir hulâsası olan Âyetü’l-Kübrâ ve Hizb-i Nûriye’nin bir hulâsatü’l-hulâsası hükmünde otuz üç Kelime-i Tevhîdin namaz tesbîhâtında eskiden beri okuduğum ve Risâle-i Nûr’un ekser hakîkatleri namaz tesbîhâtında inkişâf etmesiyle hayâlim fazla tevessü‘ ederek, o otuz üç Kelime-i Tevhîd her birisini kâinâtın bir tabaka-i mahlûkâtının lisân-ı hâliyle söylediği o kelimeyi ben o lisân ile söylüyorum gibi, o küllî lisân-ı hâl benim cüz’î lisân-ı kālimin aynı olur. Ben kemâl-i zevk ile okuyorum. Size de sûretini gönderiyorum. Benim şüphem kalmadı ki: تَفَكُّرُ سَاعَةٍ ilâ-âhirihî sırrını taşıyan Hizb-i Nûriye’nin on, on beş dakîka zarfında bu hulâsatü’l-hulâsası dahi aynı sırrı taşıyor. Arabî bilmeyenler Âyetü’l-Kübrâ’nın mertebelerini güzelce anlasalar, bu Arabî parça tam anlaşılır. Arabî bilmeyen birkaç def‘a ikisine
SAYFA 138
baksa, tam anlayacak. Bunu ben yirmi dört saatte bir def‘a, ya sabah namazının tesbîhâtında veya başka vakitte en ziyâde usandığım ve sıkıntı zamanında okuyorum. Bana ulvî bir inşirâh verir, usancı izâle eder. Münâsib gören Âyetü’l-Kübrâ ve Hizb-i Nûriye’nin âhirinde yazabilir. Eğer Meyve ve Huccetullâhi’l-Bâliğa eski hurûfla tab‘edilse, onların âhirinde yazılsa münâsib olur. Ma‘nîdârdır ki, Âyetü’l-Kübrâ ve Risâle-i Nûr’un ekser hakîkatleri, Ramazân’da ve namaz tesbîhâtında zuhûru gibi, bu hulâsatü’l-hulâsa aynen Ramazân’da ve tesbîhâtta zuhûr etti.
Sâlisen: Bugünlerde haber aldım ki, hey’et-i vekîle, benim nüfûsumu Kastamonu’dan alıp Emirdağı’na nakletmeye karar vermişler. Anlaşılıyor ki, Risâle-i Nûr’a ve talebelerine ilişmeye bahâne bulamıyorlar. Yalnız ehemmiyetsiz şahsıma ehemmiyet veriyorlar, kayıt altına alıyorlar. Ben de sizi bütün kuvvetimle te’mîn ediyorum ki, ben rûh u cânımla, onların Risâle-i Nûr ve talebelerine ilişmeye bedel, bana ilişmelerini iftihâr ile kabûl ediyorum. Güyâ başka yerlerde birden bana iltihâk ediyorlar ve men‘ine çâre bulamıyorlar. Fakat burada tam çâre bulmuşlar zannedip böyle muâmele oluyor. Siz hiç müteessir olmayınız. Benim bu vaz‘iyetim, Risâle-i Nûr’un ve şâkirdlerinin fütûhâtlarına bir vesîledir. İnâyet-i merhamet-i İlâhiye, hakkımda ehl-i dünyânın haksızlıklarını büyük bir hayra çevirecek kanâatindeyim. Zâten mesleğimizde zaman, mekân sohbetimize mâni‘ olamaz. Şarkta,
SAYFA 139
garbda, hatta âhirette, berzahta olsa da beraberiz. Meselâ, berzahta Hâfız Alî rh, hergün ma‘nen yanımızdadır. Bu hakîkata binâen sûrî ayrılmaya, hatta ölüme ehemmiyet vermemeliyiz.
Râbian: Medrese-i Nûriye kahramanlarından Marangoz Ahmed’in bülbülü, gül fabrikasının mübârek gülcü kâtibinin bülbülünü tasdîk etmesi pek latîf olmuş. Zâten baharda umûm kuşlar nâmına nebâtât kāfilelerinin erzâk-ı hayvâniyeyi getirmelerine karşı bülbüller bir hatîbdir ki, onları, kuşlar nâmına alkışlıyor. Risâle-i Nûr’un kuşlar tarafından alâkadârlıkları içinde elbette yine başta bülbül görünmek lâzım geliyordu ki, göründü.
Safranbolulu muhlis, metîn kardeşimiz Mustafâ Usman, buradaki kardeşlerime bir iki mektûb gönderdim diyor. Mektûbların cevâbını alamadığından telâş etmiş. Telâş etmesin. İhtiyâta binâen ve Isparta vâsıtasıyla muhâbereye i‘timâden ona ayrı mektûb yazılmamış, merâk etmesinler. Kastamonulu kardeşlerimiz de telâş etmesinler. Nüfûsumun buraya nakli, Kastamonu ve onlarla alâkamı gevşetmez, bilakis daha kuvvetli beni onlarla bağlıyor. Ben ekser vakitte hayâlen ve ma‘nen kendimi Kastamonu’nun mübârek dağlarında ve o kardeşlerimin yanında buluyorum.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 140
[52]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim ve Hakîkî Vârislerim,
Bayram tebrîklerine âit çok mektûbları aldım. Her birine cevâb vermeye vaktim, hâlim müsâade etmiyor. Her bir mektûbu, çok kardeşlerimi temsîl ederek bir hâs kardeşimiz yazmış. O mektûblarda, tebrîkten başka bazı ehemmiyetli noktalar da var. Beni mesrûr, minnetdâr eyledi.
Ezcümle: Gül ve nûr fabrikası nâmına Husrev’in tebrîk mektûbu, beni sevinçle ağlattırdı. Zâten Husrev’in mümtâz bir hâsiyeti budur ki, şimdiye kadar bana gelen bütün mektûblarının hiç birisi beni incitmiyor. Elîm zamanlarda da yumuşak geliyor, rûhumu okşuyor. Bu cihette dahi ona şahsım i‘tibârıyla çok minnetdârım. Hulûsî-i sânî Sabrî’nin, ma‘lûm kardeşleri hesabına tebrîknâmesi, beni derinden derine sevindirdi. O hâs kardeşimizin takdîr ve tahsîn noktasında ileri olması, Husrev ve Hasan Feyzî hakkında çok güzel takdîrâtı, beni cidden müferrah eyledi. Hasan Feyzî’nin Denizli şâkirdlerinin hesabına tebrîki dahi onun yüksek irtibâtını, kuvvetli alâkasını gösteriyor.
Kastamonu fedâkârları nâmına Kastamonu’nun Husrev’i ve Rüşdü’sü olan Feyzî ve Emîn’in tebrîkli mektûbu ve Feyzî’nin ma‘lûm hâdisede hiç bir endişe verecek bir hâl
SAYFA 141
vukū‘ bulmadığını, bilakis bir teşvîk kamçısı hükmüne geçtiğini yazması, bizim endişemizi izâle etti. Nazîf’in umûm o havâlîdeki kardeşlerimizin nâmına tebrîki ve Nazîf’in sarsılmaz sadâkat ve irtibâtı ve kuvvetli ümîdleri bize tam bir nefes aldırdı. Onun husûsî rakîpleri bulunduğu için telâşlı idim.
Sadâkatı hârika olduğu gibi, cesâreti de o nisbette olan Hâlil İbrâhîm’in rh doğrudan doğruya benim adresime gönderdiği tebrîkini aldım. Onu ve nûrun dikkatli avukatı başta olarak onların umûmuna selâm ve bayramlarını tebrîk ediyoruz. Medrese-i Nûriye kahramanlarından Şükrü Efe’nin, kuşların ve serçelerin alâkadârlıklarını gösteren mektûbu, kahraman marangozun te’yîdini te’yîd etti, bizi de memnûn etti.
Atabey kardeşlerimizden, Lütfî vârislerinden Alî Osmân’ın mektûbundaki suâline cevâb vermeye vakit bulamadık. İşte bu mezkûr kardeşlerimizin her biri temsîl ettikleri kendilerine ve arkadaşlarına ayrı ayrı rûh u cânımızla maddî ve ma‘nevî bayramlarını tebrîk ediyoruz ve büyük Re’fet kardeşimize, binler safâlar ile geldin deriz.
Umûm kardeşlerime ki, içinde ma‘sûmlar tâifesi ve ümmî ihtiyârlar ve fedâkâr hemşîreler tâifeleri olarak birer birer üçüncü olarak bayramlarınızı tebrîk ve selâm ve selâmet ve saâdetlerine duâ ederek hatm-i mekāl ediyorum
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 142
[53]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Merhûm şehîd Hâfız Alî’nin rh kitablarıyla beraber bana gelen mübâreklerin pehlivânı ve Abdurrahmânların kahramanı Büyük Rûhlu Küçük Alî’nin Sikke-i Tasdîk-i Gaybî nâmındaki mecmûası çok güzel ve münâsibdir. Fakat Lâhika’da ve bilhassa Emirdağı parçasında, Risâle-i Nûr’un kerâmetlerine alâkadâr zelzele ve yağmur ve kuşlar bahisleri gibi daha münâsib gördüğünüz bir kısım mektûblar o Sikke’nin âhirine girse, daha güzel olur. Bu münâsebetle, mübârekler hey’etinin bayramlarını tekrar tebrîk ile Küçük Alî’ye bin Bârekallâh derim.
Safranbolu bahâdırı fedâkârı Mustafâ Usman’ın buradaki şâkirdlere gönderdiği güzel mektûbu okudum. Bu zât dahi Hasan Feyzî gibi fevkalâde sadâkatini ve hüsn-ü zannını edîbâne yazmış. Fakat Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsi yerine bana haddimden çok ziyâde makam vermiş. Üstâdını kendi parlak âyînesinde çok parlak görmüş. Ben de onun o hüsn-ü zannını bir ma‘nevî duâ yerinde kabûl ettim. Hem onun, hem civârındaki kardeşlerimizin bayramlarını tebrîk ederiz.
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 143
(54)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk, Muhlis Kardeşim,
Senin uzun ve güzel mektûbunu aldım. Zâtınızın kendine intihâb ettiğin salavât ve tesbîhât ve tevhîdler çok mübârektirler. Onların ekserî benim ve Risâle-i Nûr şâkirdlerinin virdleridir. Senin o rü’yâların mübârek olduğu gibi, senin ve hânenizdeki hemşîremin rüyaları dahi çok mübârek ve müjdelidirler. Ve ta‘bîr ettiğin gibi Risâle-i Nûr’u size müjdeliyor.
Hem senin refîka-i hayatın ve ma‘sûm evlâdların da çok mübârektirler. Bugünden i‘tibâren onları Risâle-i Nûr şâkirdler dâiresinde ve ma‘sûmlar, ma‘sûm şâkirdler içinde dâhil edip şirket-i ma‘neviye-i nûriye de kazanılan hayırlara ve duâlara hissedâr ediyoruz. Hânenize bugünden i‘tibâren küçücük bir Medrese-i Nûriye nazarıyla bakacağız. Fakat cinnî ve insî şeytanların şerrinden ve münâfıkların desîselerinden çekinmek için çok ihtiyâta lüzûm var.
Her tarafta bulunan kardeşlerime mektûb yazmayı yetiştiremediğim için bazen mektûbunuza cevâb te’hîr etse de gücenmeyiniz. Lüzûm olsa, ara sıra beni cevâb vermeye mecbûr etmemek şartıyla yazabilirsiniz
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 144
Bu kumandan, yalnız Âyetü’l-Kübrâ'yı okumasıyla bütün rûh u cânıyla ve çoluk çocuğuyla Risâle-i Nûr’a şâkird olduğunu ve her bir hizmet-i nûriyeye âmâde bulunduğunu hâlisâne mektûblarla bildirdiğinden berây-ı ma‘lûmât size gönderildi
S Nûrsî
[55]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk, Mübârek Kardeşlerim, Sizin mübârek Ramazân’ınızı ve Leyle-i Kadr’inizi ve bayramınızı bütün rûh u cânımızla tebrîk ve tes‘îd ediyoruz. Cenâb-ı Erhamürrâhimîn, emsâl-i kesîresiyle sizleri müşerref eylesin. Âmîn
Bu Ramazân-ı Şerîf’te gerçi bir tesemmüm netîcesinde ziyâde sıkıntı ve ızdırâb çektimse de, Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, sabır ve tahammül ihsân eyledi. Ve hastalığın ehemmiyetli sevâbıyla ızdırâbın verdiği gaflet noktalarını izâle eyledi. Duâlarınız berekâtıyla bu def‘a da o tesemmümden tam kurtuldum. Fakat verdiği za‘fiyet ve sarsıntı, ara sıra sıkıntı verir.
Size yazmıştım ki, nasıl Hizb-i Nûriye, Risâle-i Nûr’un ve Âyetü’l-Kübrâ’nın bir hulâsasıdır. Öyle de on dakîka zarfında Hizb-i Nûriye’nin bir hulâsası, bu Ramazân-ı Şerîf’in feyzinden ve Ramazân’da te’lîf edilen ve yeni intişâr eden Ramazâniye Risâlesi olan
SAYFA 145
Âyetü’l-Kübrâ’nın otuz üç mertebe-i vücûb ve vücûd ve tevhîd otuz üç elsine-i külliye ile tezâhür ettiği gibi, rûh ve hayâl ve kalp o noktadan öyle bir inbisât ve inkişâf etti ki, her bir mertebenin söylediği لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ şehâdetini dediğim vakit, o küllî lisân, benim oluyor gibi azametli bir tevhîd hissettiğimden, Âyetü’l-Kübrâ, güneş gibi îmân nûrlarını rûhlara telkîn edebilir, şeksiz şüphesiz kanâat ettim ve gördüm ve İmâm-ı Alî’nin ra ona verdiği ehemmiyetin sırrını bildim.
Bu def‘a Isparta umûm şâkirdlerinin hissiyâtı ile Risâle-i Nûr kahramanı Husrev’in yazdığı mektûb, gerçi hakkım olmayarak bana ziyâde hisse vermiş, fakat Isparta ve civârı kahraman şâkirdlerinin tam derece-i irtibâtlarını ve Risâle-i Nûr’un tam kıymetini gösterdiğinden hem mektûblarım içinde, hem Lâhika’ya, hem daha münâsib gördüğünüz makamlarda yazmaya lâyıktır. Size bir sûreti yeni hurûfla gönderiliyor.
Pek çok alâkadâr olduğum Kastamonu ve içindeki ehemmiyetli kardeşlerim, Isparta şâkirdleriyle vasıta-i irtibât olan Mustafâ Usman, hakîkaten az bir zamanda çok ehemmiyetli bir iş görmesinden, birinci saftaki hâslar içine girmeye hak kazanmış. Demek ihlâsı tamdır ki, az bir zamanda çok zaman işini gördü. Cenâb-ı Hakk, onun emsâlini o havâlîde çoğaltsın, sebât ve selâmet versin. Âmîn ش ش.
Umûm kardeşlerime ve hemşîrelerime birer birer selâm ve tebrîk ve duâ ediyorum.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 146
[56]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Çok Mübârek, çok Kıymetdâr, çok Sevgili Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Elhamdülillâh, bu sene Isparta’daki talebelerinizi dünyevî meşâgil daha çok gaflete sokamadı. Hizmet-i nûriyedeki gayretlerimiz ciddî bir sûrette devam ediyor. Her birimizin kalplerimizdeki nûra karşı incizâb, sîmâlarımızda okunuyor. Sanki bu talebelerinizin kalpleri sevinçle doludur.
Evet, sevgili Üstâdımız, bütün talebeleriniz hep birden diyorlar: Liyâkatsizliğimiz, hiçliğimizle beraber sâfiyâne istihdâm edildiğimiz bu hizmet-i nûriyede bedî‘ bir Üstâda hem talebe, hem kâtib, hem muhâtab, hem nâşir, hem mücâhid, hem halka nâsih, hem Hakk’a âbid olmak gibi cihân-değer güzelliklerin hepsini birden bize veren Hazret-i Allâh’a ne kadar şükretsek azdır. Ve bu yapmak istediğimiz şükürler dahi, Hâlikîmızın fazlı ile kalbimize gelen bir ihsân olduğunu tahattur eden biz talebelerinizin kalplerini sürûr ve sevinç dolduruyor. Ma‘sûm Nûrsluların Üstâdımızın küçüklüğünde geçirdikleri hayâtın müteşekkirâne bir tarzı, hâl ve etvârımızda okunuyor. Hudûdsuz şükürler, nihâyetsiz medh ü senâlar olsun ol Zât-ı Zü’l-Celâl’e ki, bizleri cehl-i mutlak
SAYFA 147
derelerinden, isyan ve küfrân bataklıklarından lütuf ve keremiyle çıkarıp, gözleri kamaştıran en parlak bir nûra talebe etmiştir.
Eğer sevgili Üstâdımız, iktirân ta‘bîr edilen iki ni‘metin beraber geldiğini daha evvel bize îzâh etmemiş olsa idi, çok minnetdârlıklarımızı kalplerimize tercüman olan kalemlerimizden okuyacaklardı.
Evet, sevgili Üstâdımız, biz kendimize bakıyoruz, Risâle-i Nûr’a muhâtab olamıyoruz. Buna rağmen ihtiyâç şiddetlendikçe, Hâlik-ı Rahîm’in merhametli tecellilerini müşâhede ediyoruz.
Kalb-i Üstâd, parlak bir âyîne, bir mazhar, bir ma‘kes; lisân-ı Üstâd, âlî bir mübellliğ, bir muallim, bir mürşid; hâl-i Üstâd, tecessüm etmiş en güzel bir örnek, bir numûne, bir misâl oluyor. Tavâif-i beşerin ihtiyâçları yazılıyor, gösteriliyor.
İşte, yedi seneden beri ateş püsküren zâlim beşerin hâli, bugün daha çok ızdırâblı bir hâle girmiş bulunuyor. Her bir zî-idrâk, acaba yarın ne olacak düşüncesiyle kulaklarını radyoların ağızlarına koymuşlar, mütehayyir duruyorlar. Şarkta Japonların mağlûb olmasıyla, dünyanın salâh u selâmete ve emn ü emâna kavuşması beklenirken, deccâlâne bir hareket şimâlde kendini gösterdiği görülüyor. Şu vaz‘iyet herkesi heyecana, endişeye sevkediyor. İstikbâlin zulmetlere gittiği zannıyla, merâkla radyoları ta‘kîbe koşturuyor. Lillâhi’l-hamd, Risâle-i Nûr’un âlî beyânâtı