EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLDMektup 33

84

Umûm kardeşlerime ve hemşîrelerime, hâssaten duâları makbûl mübârek ma‘sûmlar tâifesine ve muhterem ihtiyârlar cemâatinden her birerlerine binler selâm ve duâ ederek Ramazân-ı Şerîflerini tebrîk ederiz. Duâlarını ricâ ederiz. Hâşiye

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Hasta kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Isparta’daki umûm Risâle-i Nûr talebeleri nâmına Ramazân tebrîki münâsebetiyle yazılmış ve on üç fıkra ile ta‘dîl edilmiş bir mektûbdur.

[33]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Ey Âlem-i İslâm’ın dünya ve âhirette selâmeti için Kur’ân’ın feyziyle ve Risâle-i Nûr’un hakîkatiyle ve sâdık şâkirdlerinin himmetiyle mübârek gözlerinden yaş yerine kan akıtan;

85

ve ey fitne-i âhirzamanın şu dağdağalı ve fırtınalı zamanında, Hazret-i Eyyûb aleyhisselâm'dan ziyâde hastalıklara, derdlere giriftâr olan; ve Kur’ân’ın nûruyla ve Risâle-i Nûr’un burhânlarıyla ve şâkirdlerin gayretiyle Âlem-i İslâm’ın maddî ve ma‘nevî hastalıklarını Hekîm-i Lokmân as gibi tedâviye çalışan;

Ve ey mübârek ellerinde mevcûd olan nûr parçalarının hak ve hakîkat olduğunu, Kur’ân’ın otuz üç âyetiyle ve Kerâmet-i Aleviye ve Gavsiye ile isbat eden;

Ve ey kendisi hasta ve ihtiyâr ve zayıf ve gāyet acınacak bir hâlde iken, herkesten ziyâde Âlem-i İslâm’a can fedâ eder derecesinde acıyarak, kendine fenâlık etmek isteyenlere Kur’ân’ın hakîkatiyle ve Risâle-i Nûr’un hüccetleriyle ve nûr talebelerinin sadâkatleriyle hayırlı duâlar ve iyilikler etmekle karşılayan;

Ve yazdığı mühim eserlerinden Âyetü’l-Kübrâ ismindeki eserin tab‘edilmesiyle kendi zâtına ve talebelerine gelen musîbette hapishânelere düşen; ve o zindanları, Kur’ân’ın irşâdıyla ve Risâle-i Nûr’un dersiyle ve şâkirdlerin iştiyâkıyla bir Medrese-i Yûsufiye’ye çeviren ve bir dershâne yapan; ve içimizde bulunan ve câhil olanların hepsini, o dershânede Kur’ân’ı hatmettirerek çıkaran; ve o musîbette Kur’ân’ın kuvve-i kudsiyesiyle ve Risâle-i Nûr’un tesellisiyle ve kardeşlerin tahammülleriyle ihtiyâr ve zayıf olduğu hâlde, bütün ağırlıklarımızı ve yüklerimizi üzerine alan; ve yazdığı Meyve ve Müdâfaanâme Risâleleriyle Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın i‘câzıyla ve Risâle-i Nûr’un kuvvetli burhânlarıyla ve şâkirdlerinin

86

ihlâsı ile, izn-i İlâhî ile o zindan kapılarını açtırıp berâet kazandıran; ve o günde bize ve Âlem-i İslâm’a bayram yaptıran; ve hakîkaten Risâle-i Nûr’u, nûrun alâ nûr olduğunu isbat ederek kıyâmete kadar serbest okunup yazılmasına hak kazandıran;

Ve Âlem-i İslâm’ın Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın gıdâ-yı kudsîsiyle ve nûrun uhrevî taâmıyla ve şâkirdlerinin iştihâlarıyla ekmek, su ve hava gibi bu nûrlara pek çok ihtiyacı olduğunu ve bu nûrları okuyup yazanlardan binlerle kişi îmânla kabre girdiklerini isbat eden; ve kendine mensûb talebelerini, hiç bir yerde mağlûb ve mahcûb etmeyen; ve el-yevm Kur’ân’ın semâvî dersleriyle ve Risâle-i Nûr’un esâsâtıyla ve şâkirdlerinin zekâvetleriyle ve Meyve’nin Onuncu ve On Birinci Mes’eleleriyle ve çiçekleriyle firâk ateşiyle gece gündüz yanan kalplerimizin ateşini, âb-ı hayât ve şarâb-ı kevser gibi o mübârek mes’ele ve çiçekleriyle söndürüp bizleri sürûr ve feraha sevkeden;

Ve ey âlemin en çok korktuğu ölümü, Kur’ân-ı Azîmü’ş­şân’ın kat‘î va‘dleriyle ve tehdîdleriyle ve Risâle-i Nûr’un keşf-i kat‘îsiyle ve merhûm şâkirdlerinin müşâhedesiyle ve onlardaki keşfü’l-kubûr sâhiblerinin görmesiyle ehl-i îmân için i‘dâm-ı ebedîden kurtarıp bir terhîs tezkeresine çeviren; ve âlem-i nûra gitmek için güzel bir yolculuk olduğunu isbat eden; ve kâfirler ve münâfıklar için i‘dâm-ı ebedî olduğunu bildiren;

87

Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın bin Mu‘cizât-ı Ahmediye’nin asm ve kırk vech-i i‘câzının tasdîki altında ihbârât-ı kat‘iyesiyle ve ondan çıkan Risâle-i Nûr’un en muannid düşmanlarını mağlûb eden hüccetleriyle ve nûr şâkirdlerinin çok emârelerin ve tecrübelerin ve kanâatlerinin teslîmiyle o korkunç, karanlık, soğuk ve dar olan kabri, ehl-i îmân için cennet çukurlarından bir çukur ve cennet bahçelerinin bir kapısı olduğunu isbat eden; ve kâfirler ve münâfıklar ve zındıklar için cehennem çukurlarından, yılan ve akreplerle dolu bir çukur olduğunu isbat eden;

Ve oraya gelecek olan Münker-Nekîr ismindeki melâikeleri, ehl-i hak ve hakîkat yolunda gidenler için, birer mûnis arkadaş yapan; ve Risâle-i Nûr’un şâkirdlerini talebe-i ulûm sınıfına dâhil edip, Münker-Nekîr suâllerine Risâle-i Nûr’la cevâb verdiklerini, merhûm kahraman şehîd Hâfız Alî’nin rh vefâtıyla keşfeden; ve hayâtta olanlarımızın da, yine Risâle-i Nûr’la cevâb vermemizi Rahmet-i İlâhiyeden duâ ve niyâz eden;

Ve Hazret-i Kur’ân’ı, Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın kırk tabakadan her tabakaya göre bir nevi‘ i‘câz-ı ma‘nevîsini göstermesiyle ve umûm kâinâta bakan Kelâm-ı Ezelî olmasıyla ve tefsîri olan Risâle-i Nûr’un Mu‘cizât-ı Kur’âniye ve Rumûzât-ı Semâniye Risâleleriyle ve Risâle-i Nûr’un gül fabrikasının serkâtibi ki, kahraman kardeşlerin ve şâkirdlerinin fevkalâde gayretleriyle, Asr-ı Saâdet'ten beri böyle hârika bir sûrette mu‘cizeli olarak yazılmasına hiç bir kimse

88

kādir olmadığı hâlde, Risâle-i Nûr’un kahraman bir kâtibi olan Husrev’e, yaz emri buyurulmasıyla, Levh-i Mahfûz’daki yazılan Kur’ân gibi yazılması;

Ve Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın hak Kelâmullâh olduğunu ve bütün semâvî kitabların en büyüğü ve en efdali ve bir Fâtiha içinde, binler Fâtiha ve bir İhlâs içinde, binler İhlâs ve hurûfâtının her biri on sevâbdan, yüz ve bin ve binlere kadar sevâb ve hasene verdiklerini hiç görülmedik ve işitilmedik pek güzel ve hârika bir sûrette ta‘rîf ve isbat eden;

Ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın bin üç yüz seneden beri i‘câzını göstermesiyle ve muârızlarını durdurmasıyla ve nûrun gözlere gösterir derecede zâhir delilleriyle ve nûr şâkirdlerinin elmas kalemleriyle bu zamana kadar mislî görülmedik Risâle-i Nûr’un, dünyaya ferman okuyan risâleleriyle, bilhassa en mütemerridleri ve muannidleri susturan Yirmi Beşinci Söz ve Zeyilleriyle, kırk vecihle i‘câz-ı Kur’ânî olduğunu isbat eden;

Ve ey Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, hak peygamber olduğuna ve umûm yüz yirmi dört bin peygamberlerin efdali ve seyyidi olduğuna dâir binler mu‘cizelerini Mu‘cizât-ı Ahmediye asm nâmındaki Risâle-i Nûr’u ile güzel bir sûrette isbat eden; ve Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ı Rahmeten-li’l-âlemîn olduğunu kâinâtta i‘lân etmesiyle ve nûrun baştan nihâyete kadar O’nun asm Rahmeten-li’l-âlemîn

89

olduğunu burhânlarla isbat etmesiyle ve o Resûl’ün asm ef‘âl ve ahvâli, kâinâtta numûne-i iktidâ olacak en sağlam ve en güzel rehber olduğunu, hatta körlere de göstermesiyle ve Anadolu’da ve husûsî memleketlerde nûrun intişârı zamanında belâların ref‘i ve susturulmasıyla musîbetlerin gelmesi şehâdetiyle ve nûr şâkirdlerinin gāyet ağır müşkilâtlar içinde kemâl-i metânetle hizmet ve irtibâtlarıyla o Zât’ın asm sünnet-i seniyesine ittibâ‘ etmek, ne kadar kârlı olduğunu beyân eden;

Ve bir sünnete bu zamanda ittibâ‘da yüz şehîdin ecrini kazandığını bildiren; ve sadaka kazâ ve belâyı nasıl def‘ediyorsa, Risâle-i Nûr da Anadolu’ya gelecek kazâ ve belâyı, yirmi senedir def‘ettiğini ayne’l-yakîn isbat eden Üstâd-ı Ekremimiz Efendimiz Hazretleri Hâşiye

90

Şimdi şu Risâle-i Nûr’un berâati, başta siz sevgili Üstâdımızı, sonra biz âciz kusûrlu talebelerinizi, sonra Âlem-i İslâm’ı sürûrlara sevkederek ikinci büyük bir bayram yaptırdığından, siz mübârek Üstâdımızın büyük Bayram-ı Şerîf’ini ve yine üçüncü bayram olan Ramazân-ı Şerîf’inizi ve Leyle-i Kadr’inizi tebrîk ederek, emsâl-i kesîresiyle müşerref olmaklığımızı ve biz kusurluların kusurlarımızın affını ricâ ederek, umûmen selâm ile mübârek el ve ayaklarınızdan öperek mübârek duâlarınızı temennî ederiz, efendimiz hazretleri

Isparta ve havâlîsinde bulunan Risâle-i Nûr talebeleri

91

Haddimden yüz derece ziyâde olan bu mektûb muhteviyâtını tevâzu‘ ile reddetmek, bir küfrân-ı ni‘met ve umûm şâkirdlerin hüsn-ü zanlarına karşı bir ihânet olması; ve aynen kabûl etmek bir gurur, bir enâniyet ve benlik bulunması cihetiyle, umûm nâmına Risâle-i Nûr kâtibinin yazdığı bu uzun mektûbu, on üç fıkra ilâve ederek hem bir şükr-i ma‘nevî, hem gururdan, hem küfrân-ı ni‘metten kurtulmak için size bir sûretini gönderiyorum ki, Meyve’nin On Birinci Mes’elesi’nin âhirinde Risâle-i Nûr’un Isparta ve civârı talebelerinin bir mektûbudur diye ilhâk edilsin.

Ben bu mektûbu bu ta‘dîlât ile yazarken, iki def‘a bir güvercin yanımızdaki pencereye geldi. İçeriye girecekti, Ceylan’ın başını gördü, girmedi. Birkaç dakîka sonra başkası aynen geldi, yine yazanı gördü, girmedi. Ben dedim:

Her hâlde evvelki serçe ve kuddûs kuşları gibi müjdecidirler. Veyâhûd bu mektûb gibi müteaddid mektûbları yazdığımızdan bu mübârek mektûbun da ta‘dîli ile mübârekiyetini tebrîk için gelmişler, kanâatimiz geldi.

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç