EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLDMektup 31

78

Evet, ben yirmi dört sâat evvel hassâsiyetimle ve a‘sâbımın rutûbetten te’sîriyle rahmet ve yağmurun gelmesini hissettiğim gibi, aynen öyle de; ben ve köyüm ve nâhiyem, kırk dört sene evvel Risâle-i Nûr’daki rahmet yağmurunu bir hiss-i kable’l-vukū‘ ile hissetmişiz demektir.

Umûm kardeşlerimize ve hemşîrelerimize selâm ve duâ ederiz ve duâlarını ricâ ederiz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[31]

[Hiss-i kable’l-vukū‘ mektûbunun tetimmesi]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ شَهْرِ رَمَضَانَ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Risâle-i Nûr’un zuhûru hiss-i kable’l-vukū‘ ile küllî bir sûrette hissedilmesi gibi, Risâle-i Nûr’un hâs talebelerinin bir kısmının i‘tirâfıyla ve bir kısmının tarz-ı hayâtı Risâle-i Nûr gibi bir hizmete nâmzedliğini gösterdiği cihetle bu tetimmeyi yazıyorum. Evet, hiss-i kable’l-vukū‘ herkeste cüz’î küllî vardır. Hatta hayvanâtta dahi vardır. Hatta rüyâ-yı sâdıkanın ehemmiyetli bir kısmı, bu hiss-i kable’l-vukūun nev‘indendir. Hatta bazılarda ziyâde hassâsiyet cihetiyle kerâmet derecesine çıkar. Benim a‘sâbımdaki hassâsiyetle yağmurdan

79

yirmi dört sâat evvelki rutûbet-i havaiye ile yağmurun gelmesini hissetmem, bir cihette hiss-i kable’l-vukū‘ sayılabilir ve bir cihette sayılmaz.

Ben Risâle-i Nûr’a ehemmiyetli hizmet eden kardeşlerimin tarz-ı hayâtlarına dikkat ettim, gördüm ki, aynı benim güzerân-ı hayâtım gibi, Risâle-i Nûr gibi bir netîceye göre techîz edilip sevkedilmiş.

Evet, Husrev, Feyzî, Hâfız Alî, Nazîf gibi çok kardeşlerimizin geçen tarz-ı hayâtları bu hizmet-i nûriyeye göre bir vaz‘iyet verildiğini onlar hissettikleri gibi; ben de çok hâs kardeşlerimde, hatta burada da aynen tarz-ı hayâtım gibi böyle bir nûrânî meyveyi vermek için tanzîm edilmiş görüyorum. Hissetmeyen kısmı, dikkat etseler hissedecekler. Ben kendim, bütün hayâtımın hârika kısmını, evvelce Gavs-ı A‘zam’ın ks bir silsile-i kerâmeti telakkî ediyordum. Şimdi Risâle-i Nûr’un bir silsile-i ikrâmâtı olduğu tebeyyün etti.

Ezcümle: Ben hürriyetten evvel İstanbul’a gelirken, yolda, bir iki mühim ilm-i kelâm’a âit kitablar elime geçti. Dikkatle mütâlaa ettim. İstanbul’a geldikten sonra, sebebsiz olarak hem ulemâyı, hem mekteb muallimlerini münâzaraya Kim ne isterse benden sorsun diye iʻlân ettim. Medâr-ı hayrettir ki, münâzaraya gelenlerin bütün sordukları suâller, yolda mütâlaa ettiğim ve hâfızamda kaldığı mes’elelerdi. Hem feylesofların sordukları suâller, hâfızamda bulunan mes’elelerdi.

80

Şimdi anlaşıldı ki, o fevkalâde muvaffakiyet ve benim de haddimden çok ziyâde o hodfurûşluk ve ma‘nâsız izhâr-ı fazîlet ise, ileride Risâle-i Nûr’un İstanbul’ca ve ulemâca makbûliyetine ve ehemmiyetine zemîn ihzâr etmek imiş.

İkincisi: Hatta ben fakîr ve muhtâç olduğum ve zâhid ve sofu ve riyâzetçi olmadığım ve büyük bir şeref ve haysiyet ve hânedânlık haysiyetinden, şân ve şerefinden hissedâr olmadığım hâlde târîhçe-i hayatımda yazıldığı gibi küçükten beri halkların mallarını, hediyelerini kabûl edemiyordum, ihtiyâcımı izhâra tenezzül edemiyordum. Beni bilenler gibi ben de çok hayret ederdim. Şimdi hâssaten birkaç sene zarfında anlaşıldı ki, Risâle-i Nûr’un dehşetli bir mücâhedesinde, tama‘ ve mal yüzünden mağlûb olmamak ve i‘tirâz gelmemek için o hâlet-i rûhiye bize ihsân edilmişti. Yoksa düşmanlarım, o cihetten büyük bir darbe indirecektiler.

Hem ezcümle, Eski Saîd siyâsette çok ileri gittiği hâlde, Yeni Saîd de tarafdâr bulmak için çok muhtâç olduğu zamanda bütün insanları merâk ile meşgūl eden bu beş altı senedeki beşer tûfanları, siyâset fırtınaları içinde kat‘â ve aslâ beni meşgūl etmedi ve merâkla mağlûb etmedi ve beş sene, bilmeyi merâk etmedim. Beni bilenler gibi ben de bu hâle çok hayret ederdim. Hatta kendi kendime der idim: Acaba ben mi dîvâne olmuşum ki, bütün dünyayı kendiyle meşgūl eden bu hâdisâta bakmıyorum, ehemmiyet vermiyorum. Yoksa insanlar mı dîvâne olmuşlar? diye

81

hayret içinde idim. Şimdi hem ma‘nevî ihtârla, hem mezkûr hiss-i kable’l-vukū‘lar ile, hem meydandaki Risâle-i Nûr’un galebe ve serbestiyeti ile tahakkuk etti ki, Risâle-i Nûr’daki hakîkat-i ihlâs, Rızâ-yı İlâhîden başka hiç bir şeye âlet ve tâbi‘ olamaz. Ve Kur’ân’dan başka hiç bir nokta-i istinâdı olmadığını isbat etmek için o acîb hâlet-i rûhiye verilmiş.

Husrev mektûbunda demiş ki: Yüzümüzden çektiğin zahmetlerden hakkını helâl et. Ben de derim: Yüz bin def‘a helâl ediyorum. Çünkü o zahmetler bütün rahmetler oldu. Noktaları silindi. Fakat benim hatâlar ve kusurlarımla sizin çektiğiniz zahmetler cihetiyle hakkınızı siz bana helâl etmelisiniz. Ben i‘tirâf ediyorum ki, sizin gibi hâlis, sâfî zâtlara tam kardeş olmaya lâyık değilim. İnşâallâh Cenâb-ı Hakk merhametiyle sizlerin yüzünden beni de affeder

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[32]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk, Sarsılmaz, Sebâtkâr, Fedâkâr, Vefâdâr Kardeşlerim,

Bilirsiniz ki, Ankara ehl-i vukūfu, Risâle-i Nûr’a âit kerâmetleri ve işârât-ı gaybiyeleri

82

inkâr edememişler. Yalnız, yanlış olarak o kerâmetlerde hissedâr olduğumu zannedip i‘tirâz etmişler. Ve böyle şeyler kitabda yazılmamalı idi. Kerâmet izhâr edilmez demişler. Bunların bu hafîf tenkîdlerine mukābil müdâfaâtımda onlara cevâben demiştim ki: O kerâmetler bana âit değildir. Ve o kerâmetlere sâhib olmak benim haddim değildir. Belki Kur’ân’ın mu‘cize-i ma‘neviyesinin tereşşuhâtı ve lem‘alarıdır ki, hakîkî bir tefsîri olan Risâle-i Nûr’da kerâmetler şeklini almıştır. O kerâmetler Risâle-i Nûr şâkirdlerinin kuvve-i ma‘neviyelerini takviye etmek için ikrâmât-ı İlâhiye nev‘indendir. İkrâm ise, izhârı bir şükürdür, câizdir, hem makbûldür.

Şimdi ehemmiyetli bir sebebe binâen cevâbı bir parça îzâh edeceğim. Ve ne için izhâr ediyorum ve ne için bu noktada bu kadar tahşîdât yapıyorum ve ne için bu birkaç aydır bu mevzû‘da çok ileri gidiyorum ve ne için ekser mektûblar o kerâmete bakıyor? diye ma‘nen suâl edildi.

Elcevab: Risâle-i Nûr’un hizmet-i îmâniyesinde, bu zamanda binler tahrîbâtçılara mukābil, yüz binler ta‘mîrâtçı lâzım gelirken ; hem benimle beraber lâakall yüzer kâtib ve yardımcı bulunmaya ihtiyâç varken ; değil çekinmek ve temas etmemek, belki milletin ve ehl-i idârenin takdîr ile ve teşvîk ile yardım etmeleri ve temas etmeleri zarûrî iken ; ve o hizmet-i îmâniye hayât-ı bâkiyeye baktığı için, hayât-ı fâniyenin meşgalelerine ve fâidelerine tercîh etmek ehl-i îmâna vâcib iken ; kendimi misâl olarak derim ki: beni her şeyden

83

ve temastan ve yardımcılardan men‘etmek ile beraber, aleyhimizde olanlar bütün kuvvetleriyle arkadaşlarımın kuvve-i ma‘neviyelerini kırmak ve benden ve Risâle-i Nûr’dan soğutmak; ve benim gibi ihtiyâr, hasta, zayıf, garîp, kimsesiz bîçâreye, binler adamın göreceği vazîfeyi başına yüklemek; ve tecrîd ve tazyîklerde maddî bir hastalık nev‘inden insanlarla temastan ve ihtilâttan çekilmeye mecbûr olmaklığım;

Hem o derece te’sîrli bir tarzda halkları ürkütmek ki, en ziyâde merbût görünen bazı dostlarım bana selâm vermemek, hatta bazı, namazı da terketmek derecesinde ürkütmek ile kuvve-i ma‘neviyeyi kırmak cihetlerinden ve sebeblerinden, ihtiyârım hâricinde bütün o mâni‘lere karşı Risâle-i Nûr şâkirdlerinin kuvve-i ma‘neviyelerinin takviyesine medâr ikrâmât-ı İlâhiyeyi beyân ederek Risâle-i Nûr etrafında ma‘nevî bir tahşîdât yaptırmak; ve Risâle-i Nûr kendi kendine, tek başıyla başkalarına muhtâç olmayarak bir ordu kadar kuvvetli olduğunu göstermek hikmetiyle bu çeşit şeyler bana yazdırılmıştır. Yoksa hâşâ, kendimizi satmak ve beğendirmek ve temeddüh etmek ve hodfurûşluk etmek, Risâle-i Nûr’un ehemmiyetli bir esası olan ihlâs sırrını bozmaktır. İnşâallâh Risâle-i Nûr kendi kendine hem kendini müdâfaa ettiği, hem kıymetini tam gösterdiği gibi, bizi de ma‘nen müdâfaa edip kusurlarımızı affettirmeye vesîle olacaktır.

84

Umûm kardeşlerime ve hemşîrelerime, hâssaten duâları makbûl mübârek ma‘sûmlar tâifesine ve muhterem ihtiyârlar cemâatinden her birerlerine binler selâm ve duâ ederek Ramazân-ı Şerîflerini tebrîk ederiz. Duâlarını ricâ ederiz. Hâşiye

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Hasta kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Isparta’daki umûm Risâle-i Nûr talebeleri nâmına Ramazân tebrîki münâsebetiyle yazılmış ve on üç fıkra ile ta‘dîl edilmiş bir mektûbdur.

[33]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Ey Âlem-i İslâm’ın dünya ve âhirette selâmeti için Kur’ân’ın feyziyle ve Risâle-i Nûr’un hakîkatiyle ve sâdık şâkirdlerinin himmetiyle mübârek gözlerinden yaş yerine kan akıtan;

85

ve ey fitne-i âhirzamanın şu dağdağalı ve fırtınalı zamanında, Hazret-i Eyyûb aleyhisselâm'dan ziyâde hastalıklara, derdlere giriftâr olan; ve Kur’ân’ın nûruyla ve Risâle-i Nûr’un burhânlarıyla ve şâkirdlerin gayretiyle Âlem-i İslâm’ın maddî ve ma‘nevî hastalıklarını Hekîm-i Lokmân as gibi tedâviye çalışan;

Ve ey mübârek ellerinde mevcûd olan nûr parçalarının hak ve hakîkat olduğunu, Kur’ân’ın otuz üç âyetiyle ve Kerâmet-i Aleviye ve Gavsiye ile isbat eden;

Ve ey kendisi hasta ve ihtiyâr ve zayıf ve gāyet acınacak bir hâlde iken, herkesten ziyâde Âlem-i İslâm’a can fedâ eder derecesinde acıyarak, kendine fenâlık etmek isteyenlere Kur’ân’ın hakîkatiyle ve Risâle-i Nûr’un hüccetleriyle ve nûr talebelerinin sadâkatleriyle hayırlı duâlar ve iyilikler etmekle karşılayan;

Ve yazdığı mühim eserlerinden Âyetü’l-Kübrâ ismindeki eserin tab‘edilmesiyle kendi zâtına ve talebelerine gelen musîbette hapishânelere düşen; ve o zindanları, Kur’ân’ın irşâdıyla ve Risâle-i Nûr’un dersiyle ve şâkirdlerin iştiyâkıyla bir Medrese-i Yûsufiye’ye çeviren ve bir dershâne yapan; ve içimizde bulunan ve câhil olanların hepsini, o dershânede Kur’ân’ı hatmettirerek çıkaran; ve o musîbette Kur’ân’ın kuvve-i kudsiyesiyle ve Risâle-i Nûr’un tesellisiyle ve kardeşlerin tahammülleriyle ihtiyâr ve zayıf olduğu hâlde, bütün ağırlıklarımızı ve yüklerimizi üzerine alan; ve yazdığı Meyve ve Müdâfaanâme Risâleleriyle Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın i‘câzıyla ve Risâle-i Nûr’un kuvvetli burhânlarıyla ve şâkirdlerinin

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç