Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 6
Ve ma‘nen yirmi seneden beri ölmüş bir adamım. Yeniden dirilip fâidesiz ve kendime çok zararlı olarak hayât-ı siyâsiyeye girerek, sizinle uğraşmam. Elbette benim muhâlefetimden tevehhüm etmek dîvâneliktir. Dîvânelerle ciddî konuşmak dahi bir dîvânelik olduğundan, sizin gibilerle konuşmayı terk ediyorum. Ne yaparsanız yapınız, minnet çekmem dedim. Onları hem kızdırdım, hem susturdum.
Son sözüm:
حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖیلُ حَسْبِیَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَعَلَیْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظٖیمِ
Saîdü’n-Nûrsî
[3]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Kendi kendime bir hasbihâldir.
(Bu hasbihâli Ankara makamâtına işittirmeyi, ıslâhtan sonra sizin tensîbinize havâle ederim.)
Hâkim kendisi müddeî olsa, elbette Kimden kime şekvâ edeyim, ben dahi şaştım benim gibi bîçârelere dedirtir. Evet, şimdiki vaz‘iyetim hapisten çok ziyâde sıkıntılıdır. Bir günü bir ay haps-i münferid kadar beni sıkıyor. Bu gurbet ve
SAYFA 7
ihtiyârlık ve hastalık ve yoksulluk ve za‘fiyetimle kışın şiddeti içinde her şeyden men‘edildim. Bir çocukla, bir hastalıklı adamdan başka kimse ile görüşemem. Zâten ben tâm bir haps-i münferidde yirmi seneden beri azâb çekiyorum. Bu hâlden fazla bana tecrîd ve tarassudlarla sıkıntı vermek ise, gayretullâha dokunup bir belâya vesîle olmasından korkulur. Mahkemede dediğim gibi, nasıl ki dört defʻa dehşetli zelzeleler, bize zulmen taarruzun aynı zamanında gelmesi gibi pek çok vukūât var. Hatta tahmîn ederim ki, benim hukūkumu muhâfaza ve beni himâye etmek için çok güvendiğim Afyon Adliyesi, Denizli Mahkemesi’ndeki Risâle-i Nûr hakkında mürâcaatıma, bilakis ehemmiyet vermedi, beni me’yûs etti. Adliyenin yanmasına bir vesîle oldu, ihtimâli var.
Ben derim ki: Benim hakkımda vicdânlı ve insaniyetli olan bu kazânın hükûmetinin, zâbıta ve adliyesiyle beraber beni tâm himâye etmek, en ehemmiyetli bir vazîfesidir. Çünki yirmi senelik bütün eserlerimi ve mektûblarımı, üç adliye ve merkez-i hükûmet dokuz ay tedkîkten sonra berâetimize ve tahliyemize karar verdiler. Fakat ecnebî menfaati hesabına bu millet ve bu vatanın pek büyük zararına çalışan bir gizli komite, bizim berâetimizi bozmak için her tarafta habbeyi kubbe yaparak bir kısım me’mûrları aleyhime evhâmlandırıyorlar. Bir maksadları, benim sabrım tükensin, artık yeter, dedirtsinler. Zâten onların şimdi benden kızdıklarının bir sebebi, sükûtumdur. Dünyaya karışmamaklığımdır.
SAYFA 8
Âdetâ, ne için dünyaya karışmıyorsun? Tâ karışsın, maksadımız yerine gelsin, diyorlar.
Aleyhime hükûmetin bir kısım me’mûrlarını evhâmlandırmakta isti‘mâl ettikleri bir iki desîselerini beyân ediyorum. Derler: Saîd’in nüfûzu var. Eserleri hem te’sîrli, hem kesretlidir. Ona temas eden, ona dost olur. Öyle ise, onu her şeyden tecrîd etmek; ve ihânet etmek ile ve ehemmiyet vermemekle ve herkesi ondan kaçırmakla ve dostlarını ürkütmekle nüfûzunu kırmak lâzımdır diye, hükûmeti şaşırtırlar. Beni de dehşetli sıkıntılara sokarlar.
Ben de derim:
Ey bu millet ve vatanı seven kardeşler Evet, o münâfıkların dedikleri gibi nüfûz var, fakat benim değil. Belki Risâle-i Nûr’undur. Ve o kırılmaz. Ve ona ilişildikçe kuvvetleşir. Ve millet ve vatan aleyhinde hiç bir vakit isti‘mâl edilmemiş ve edilmez ve edilemez. İki adliye on sene fâsıla ile yirmi senelik evrâklarımı şiddetli ve hiddetli tedkîkāt netîcesinde cezâmıza bir hakîkî sebeb bulmaması, bu da‘vâya cerhedilmez bir şâhiddir.
Evet, eserler te’sîrlidir. Fakat millet ve vatanın tâm menfaatine ve hiç bir zarar dokundurmadan yüz bin adama kuvvetli îmân-ı tahkîkî dersi vermekle saâdet ve hayât-ı ebediyelerine tâm hizmette te’sîrlidir. Denizli hapsinde kısmen ağır cezâ ile
SAYFA 9
mahkûm yüzler adamın, yalnız Meyve Risâlesi’yle gāyet uslu ve mütedeyyin sûrete girmeleri, hatta iki üç adamı öldürenler, onun dersiyle daha tahta bitini de öldürmekten çekinmeleri; ve o hapishâne müdürünün ikrârıyla, hapishânenin bir terbiye medresesi hükmünü alması, bu müddeâya reddedilmez bir seneddir, bir hüccettir.
Evet, beni her şeyden tecrîd etmek, işkenceli bir azâb ve katmerli bir zulümdür. Ve bu millete gadirli bir hıyânettir. Çünki otuz kırk sene hayâtımı bu millet içinde geçirdiğim hâlde, temasımdan hiç bir zarar görmediğine; ve bu dîndâr millet çok muhtâç olduğu kuvve-i ma‘neviyeyi ve tesellîyi ve kuvvet-i îmâniye menfaatini gördüğüne kat‘î bir delîli budur: Aleyhimde olan şiddetli propagandalara bakmayarak her tarafta Risâle-i Nûr’a fevkalâde teveccüh ve rağbet göstermeleridir. Hatta i‘tirâf ederim, haddimden yüz derece ziyâde ve lâyık olmadığım büyük bir iltifât etmeleridir.
Ben işittim ki, benim iâşeme ve istirâhatime, buradaki hükûmet mürâcaat etmiş. Kabûl cevâbı gelmiş. Ben bunların insâniyetine teşekkür ile beraber derim:
En ziyâde muhtâç olduğum ve hayâtımda en esaslı düstûr olan, hürriyetimdir. Asılsız evhâm yüzünden emsâlsiz bir tarzda hürriyetimin kayıdlar ve istibdâdlar altına alınması, beni hayattan cidden usandırıyor. Değil hapsi ve zindanı, belki kabri bu hâle tercîh ederim. Fakat hizmet-i îmâniyede ziyâde meşakkat ise, ziyâde sevâba sebeb olması,
SAYFA 10
bana sabır ve tahammül veriyor. Mâdem bu insaniyetli zâtlar, benim hakkımda zulmü istemiyorlar. En evvel, benim meşrû‘ dâiredeki hürriyetime dokundurmasınlar. Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşamam.
Evet, on dokuz sene bu gurbette, yalnız iki yüz banknot ile şiddetli bir iktisâd ve kuvvetli bir riyâzet içinde kendini idare ederek, hürriyetini ve izzet-i ilmiyeyi muhâfaza için kimseye izhâr-ı hâcet etmeyen ve minnet altına girmeyen ve sadaka ve zekât ve maaş ve hediyeleri kabûl etmeyen bir adam, elbette iâşeden ziyâde, adâlet içinde hürriyetine muhtâçtır. Evet, emsâlsiz bir tazyîk altındayım. Bir iki cüz’î numûnesini beyân ediyorum.
Birisi: Mahkemece Risâle-i Nûr’un ilmî bir müdâfaanâmesi ve Ankara’nın yedi makāmına ve reîs-i cumhûra müdâfaâtımla beraber gönderilen; ve netîcede Ankara ehl-i vukūfunun takdîri ile berâetimize bir sebeb olan; ve hapis arkadaşlarımın bana bir yâdigâr ve hâtıra olmak üzere, güzel yazılarıyla birkaç nüshası yazılan ve elimde bulunan; ve Denizli zâbıtası ilişmediği ve Afyon polishânesinde bir gece kalan; ve buranın zâbıtasında da açık olarak bir gece kalan Meyve Risâlesi’yle müdâfaanâmemi, hergün endişeler içerisinde, bunları da elimden almasınlar diye saklıyordum. Belki beni taharrî edecekler. Telâş ile, bu gurbette tanımadığım adamlara, bunları sakla diyemediğimden, çok üzülüyordum.
SAYFA 11
İkincisi: Denizli Mahkemesi hiç ilişmediği ve Eskişehir Mahkemesi yalnız bir tek kelimesine ilişip, bir tek harf ile cevâbını aldığı İhtiyârlar Risâlesi’ni İstanbullu bir adam, burada bir adamdan alıp İstanbul’a götürmüş. Her nasılsa aleyhimdeki bir dinsizin eline geçmiş. Bir habbeyi on kubbe yaparak vilâyet zâbıtasını şaşırtıp, kimin ile görüşüyor? Yanına kim gidiyor? diye beni sıkmaya başladılar. Her ne ise, bunlar gibi çok acı numûneler var. Fakat en ma‘nâsızı budur ki, beni konuşturmamak için hizmetimde bir çocukla, bir hastalıklı adamdan başka herkesi ürkütüp benden kaçırtmalarıdır.
Ben de derim:
On adamı benden çekmeleri yerinde, on binler Müslüman, belki yüz binler Müslüman, Risâle-i Nûr’un dersine hiç bir mâniaya ehemmiyet vermeyerek devam ediyorlar. Hem bu memlekette, hem hâric-i Âlem-i İslâm’da çok kuvvetli hakîkatler ve çok kıymetli fâideleri için tâm bir revâc ile intişâr eden Risâle-i Nûr’un binler nüshalarından her biri, benim yerimde benden daha mükemmel konuşuyor. Benim susmamla onlar susmazlar ve susturulmazlar. Hem mâdem mahkemece isbat edilmiş ki, yirmi seneden beri siyâsetle alâkamı kesmişim ve hiç bir senet ve emâre aksine zuhûr etmedi. Elbette benim ile görüşenden tevehhüm etmek ma‘nâsızdır. Hâşiye
SAYFA 13
[4]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Kendi kendime hasbihâl nâmındaki parçaya lâhika olarak, adliye vekîli ile ve Risâle-i Nûr ile alâkadâr mahkemelerin hâkimleriyle bir hasbihâldir.
Efendiler, siz ne için sebepsiz bizimle ve Risâle-i Nûr ile uğraşıyorsunuz? Kat‘iyen size haber veriyorum ki, ben ve Risâle-i Nûr sizinle değil mübâreze etmek, belki sizi düşünmek dahi vazîfemizin hâricindedir. Çünki Risâle-i Nûr ve hakîkî şâkirdleri, elli sene sonra gelen nesl-i âtîye gāyet büyük bir hizmet ediyoruz. Ve onları büyük bir vartadan ve millet ve vatanı büyük bir tehlikeden kurtarmaya çalışıyoruz. Şimdi bizimle uğraşanlar, o zaman kabirde elbette toprak oluyorlar. Farz-ı muhâl olarak, o saâdet ve selâmet hizmeti bir mübâreze de olsa, kabirde toprak olmaya yüz tutanları alâkadâr etmemek gerektir.
Evet, hürriyetçilerin ahlâk-ı ictimâiyede ve dinde ve seciye-i milliyede bir derece lâubâlîlik göstermeleriyle, yirmi otuz sene sonra dînce, ahlâkça, nâmusça şimdiki vaz‘iyeti gösterdiği cihetten, şimdiki vaz‘iyet elli sene sonra bu dîndâr, nâmuskâr, kahraman seciyeli milletin nesl-i âtîsi, seciye-i dîniye ve ahlâk-ı ictimâiye cihetinde ne şekle girecek, elbette anlıyorsunuz.
Bin seneden beri bu fedâkâr millet, bütün rûhuyla ve canıyla Kur’ân’ın hizmetinde emsâlsiz
SAYFA 14
kahramanlık gösterdikleri hâlde, elli sene sonra o parlak mâzîsini dehşetli lekedâr edecek, belki mahvedecek bir kısım nesl-i âtînin eline Risâle-i Nûr gibi bir hakîkati verip, o dehşetli sukūttan kurtarmak en büyük bir vazîfe-i milliye ve vataniye bildiğimizden, bu zamanın insanlarını değil, o zamanın insanlarını düşünüyoruz.
Evet, efendiler Gerçi Risâle-i Nûr, sırf âhirete bakar. Gāyesi rızâ-yı İlâhîdir ve îmânı kurtarmaktır. Ve şâkirdleri ise, kendilerini ve vatandaşlarını i‘dâm-ı ebedîden ve ebedî haps-i münferidden kurtarmaya çalışmaktır. Fakat dünyaya âit ikinci derecede gāyet ehemmiyetli bir hizmeti de, bu millet ve vatanı anarşilik tehlikesinden ve nesl-i âtînin bîçâreler kısmını, dalâlet-i mutlakadan kurtarmaktır. Çünkü bir Müslüman başkasına benzemez. Dinini terkeden ve İslâmiyet seciyesinden çıkan bir Müslüman, dalâlet-i mutlakaya düşer, anarşist olur. Daha idare edilmez.
Evet, eski terbiye-i İslâmiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken; ve an‘anât-ı milliye ve İslâmiye’ye karşı yüzde elli lâkaydlık gösterildiği hâlde, elli sene sonra yüzde doksanı, nefs-i emmâreye tâbi‘ olup millet ve vatanı anarşiliğe sevketmek kuvvetli ihtimâlin düşüncesi ve o belâya karşı bir çâre taharrîsi, yirmi sene evvel beni siyâsetten ve bu asırdaki insanlarla uğraşmaktan men‘ettiği gibi, Risâle-i Nûr’un hem şâkirdlerinin de bu zamana karşı alâkalarını kesmiştir. Hiç onlarla mübâreze de yok, meşgūliyet de yok.
SAYFA 15
Mâdem hakîkat budur. Adliyeler, değil beni ve onları ithâm etmek, belki Risâle-i Nûr’u ve şâkirdlerini himâye etmek, en birinci vazîfeleridir. Çünkü onlar, bu millet ve vatanın en büyük bir hukūkunu muhâfaza ettiklerinden, onların karşısında bu millet ve vatanın hakîkî düşmanları, Risâle-i Nûr’a hücûm edip adliyeyi şaşırtıp dehşetli bir haksızlığa ve adâletsizliğe sevkediyorlar. Küçücük iki numûnesini beyân ediyorum.
Ezcümle: Hapisteki arkadaşlarımdan selâm kelâmdan ibâret ve Arabî bir risâlemin fiyatı olan on banknot buradaki bir adama gönderilmiş. Tâ Isparta’da tab‘ masrafını veren o nüshalar sâhibine verilsin diye. O mektûbu yüzünden, hem adliye, hem hükûmet bana sıkıntılar verdiler. Hem o vâsıta olan adamı taharrî ettiler. Bu sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan âdî bir mektûbu, hem altı ay zarfında bu bir tek âdî muhâbereyi, bu kadar büyük bir mes’ele sûretine getirmek, elbette adliyenin şerefine, haysiyetine yakışmaz.
İkinci Numûne: Benim gibi garîb, ihtiyâr ve zayıf ve berâet etmiş bir misâfire, herkesi hatta hizmetçilerini resmen propaganda ile ondan ürkütmek, kendini perişan bir vaz‘iyete sokmak, bu vilâyetteki hükûmetin hamiyet-i milliyesine yakışmadığından, sinek kanadı kadar mevhûm bir zarara, dağ gibi ehemmiyet verip aleyhimde resmen propaganda yapmak, kim ile görüşüyor? ve yanına kim gidiyor? diye herkese
SAYFA 16
bir telâş vermek, hükûmetin hikmeti ve hâkimiyeti bu acîb hâlete, elbette tenezzül etmemek gerektir. Her ne ise, bu iki madde gibi, muttali‘ olanlara hayret veren çok maddeler var.
Efendiler, dalâlet ve fenâlıklar cehâletten gelse, def‘etmesi kolaydır. Fakat fenden, ilimden gelen dalâletin izâlesi çok müşkildir. Bu zamanda dalâlet, fenden ve ilimden geldiği için ancak onları izâle edecek ve nesl-i âtîden o belâya düşen kısmını kurtaracak ve karşılarında dayanacak, Risâle-i Nûr gibi her cihetle mükemmel bir eser lâzımdır. Risâle-i Nûr bu kıymette olduğuna delîl şudur ki:
Yirmi seneden beri benim şiddetli ve kesretli bulunan muârızlarım ve şiddetli tokatlarını yiyen feylesofların hiç birisi, Risâle-i Nûr’a karşı çıkamamış ve cerhedememiş. Ve karşı çıkamaz. Ve dokuz ay, üç adliye ve merkez-i hükûmet ehl-i vukūfu, yüz kitabdan ibâret eczâlarında bizi mes’ûl edecek bir tek madde bulamamalarıdır. Ve binler ehl-i dikkat olan Risâle-i Nûr şâkirdlerine kanâat-ı kat‘iye veren İşârât-ı Kur’âniye ve ihbârât-ı gaybiye-i Aleviye ve Gavsiye’nin, bu asırda Risâle-i Nûr’un ehemmiyetine ve makbûliyetine imza basmalarıdır.
Evet, adliyelerin, hukūkları muhâfaza etmek ve haksızları tecâvüzden durdurmak vazîfeleri olmak cihetiyle, Risâle-i Nûr’un yüz risâlesinin yirmi senede yüz bin adamın saâdetlerine hizmet ettiği maddeten sâbit olmasıyla beraber, on seneden beri
SAYFA 17
iki mahkeme ve merkez-i hükûmet ve birkaç vilâyetin zâbıtaları ve Denizli Mahkemesi münâsebetiyle, dokuz ay bütün mahrem ve gayr-ı mahrem evrâklarımızda ve risâlelerde millete ve vatana bir zararlı maddeyi ve mûcib-i cezâ bir yanlışı görmediklerinden, elbette Risâle-i Nûr’un bu vatanda gāyet küllî ve büyük hukūku var. Bu küllî ve çok ehemmiyetli hukūku nazara almayıp âdî evrâklar gibi müsâdere ederek, millete ve takviye-i îmâna muhtâç bîçârelere pek büyük bir haksızlığı nazara almamak ve âdî bir adamın cüz’î ve küçük bir hakkını ehemmiyetle nazara almak, adliyenin mâhiyetine ve adâletin hakîkatine hiç bir cihetle yakışmaz diye sizlere hatırlatıyorum.
Doktor Duzi’nin ve sâir zındıkların eserlerine ilişmemek, Risâle-i Nûr’a ilişmek, gazab-ı İlâhî’nin celbine vesîle olabilir diye korkuyoruz. Cenâb-ı Hakk size insaf ve merhamet, bize de sabır ve tahammül ihsân eylesin. Âmîn.
Gayr-ı resmî fakat dehşetli bir tecrîd-i mutlakta Saîdü’n-Nûrsî
[5]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَشَاوِرْهُمْ فِی الْاَمْرِ: emriyle, kardeşlerimle bir meşverete muhtâcım.
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Şimdi bir emr-i vâki‘ karşısında bulunuyorum. Benim iâşem için her gün iki buçuk banknot, hem yeniden benim için bir hâne, mobilyasıyla beraber ve istediğim tarzda
SAYFA 18
yaptırmak için emir gelmiş. Hâlbuki elli altmış senelik bir düstûr-u hayatım bunu kabûl etmemek iktizâ eder. Gerçi Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye’de bir iki sene maaşı kabûl ettim, fakat o parayı kitablarımın tab‘ına sarfederek ve ekserini meccânen millete verip, milletin malını yine millete iâde ettim.
Şimdi eğer mecbûr olsam ve size ve Risâle-i Nûr’a zarar gelmemek için kabûl etsem, yine ileride millete iâde etmek üzere saklayacağım. Zarûret-i kat‘iye derecesinde, kendime yalnız az bir parça sarfedeceğim. İşittim ki, eğer reddetsem, onlar, husûsen lehimde iâşem için çalışanlar gücenecekler. Ve aleyhimde olanlar diyecekler: Bu adam başka yerden iâşe ediliyor. O bedbahtlar, iktisâdın hârikulâde bereketini bilmiyorlar. Ve iki günde beş kuruşluk ekmek bana kâfî geldiğini görmemişler ki, bütün bütün asılsız bir evhâma kapılıyorlar.
Eğer kabûl etsem, yetmiş senelik hayâtım gücenecek. Ve bu zamandan haber verip tama‘ ve maaş yüzünden bid‘alara giren ve ihlâsı kaybeden âlimleri tokatlayan İmâm-ı Alî radıyallâhü anh dahi benden küsecek ihtimâli var. Ve Risâle-i Nûr’un hakîkî ve sâfî olan ihlâsı beni de ihlâssızlıkla ithâm etmek ciheti var. Ben hakîkaten tahayyürde kaldım.
Ben işittim ki, eğer kabûl etmesem, beni daha ziyâde sıkacaklar ve belki Risâle-i Nûr’un tâm serbestiyetine ilişecekler. Hatta şimdiki tazyîkleri, beni o iâşe teklîflerine
SAYFA 19
mecbûr etmek için imiş. Mâdem hâl böyledir. اِنَّ الضَّرُورَاتِ تُبٖیحُ الْمَحْظُورَاتِ kāidesiyle, zarûret derecesinde olsa, İnşâallâh zarar vermez. Fakat ben reddettim. Re’yinize havâle ediyorum
Mütehayyir Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Azîz Kardeşlerim, beni merâk etmeyiniz. Ben her zahmette bir eser-i rahmet ve bir lem‘a-i inâyet gördüğümden, sıkılmıyorum ve sizin gayret ve ciddiyetiniz ve yardımınız, her sıkıntıyı izâle eder, dâimî sürûr verir.
Burada hem küçücük bir Husrev, hem küçücük bir Abdurrahmân hükmünde Ceylan nâmında çok çalışkan ve mekteblerde birinciliği kazanan bir çocuk, Risâle-i Nûr’a tâm hizmet ediyor.
[6]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Size melâikeye âit Meyvelerin bir parçasını daha gönderdim. Mahkeme reîsi kitablarımı bana vereceğini söylemesi üzerine, Denizli’ye iki vekâletnâme gönderdim. Burada bana şiddetli bir tecrîd ve tazyîk verildiğine merâk etmeyiniz; İnâyet-i Rabbâniye devam ediyor.