EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLDMektup 26

67

ehl-i îmâna gösteriyoruz. Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene fakat hakîkat olmak şartıyla minnetdâr oluyoruz, Allâh râzı olsun deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa biri gösterip, ısırmadan atılsa, nasıl memnûn oluruz; kusurumuzu, fakat garaz ve inâd olmamak şartıyla ve bid‘alara ve dalâlete yardım etmemek kaydı ile kabûl edip minnetdâr oluyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Pek çok kusûrlu Saîdü’n-Nûrsî

(26)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Denizli hapsi’nin üçüncü meyvesi olan kardeşlerime küçük mektûblar mecmûası ve burada da yazılan başka Risâlede kaydedilmeyen münâsib gördüğüm kısmını da bana yeniden tevâfuklu yazdığınız beraber Meyve Risâlesi tarzında benim için yazılsa iyi olur. Ve Denizli’deki kitablarımı siz kendiniz benim nâmıma alırsınız. Tâ ben sizden isteyinceye kadar veyâhûd münâsib görseniz Denizli’de de bırakabilirsiniz. Arkasında bu mektûbdan evvelki mektûb makine ile yazılan parça berây-ı ma‘lûmât size gönderildi. Herkes sizin gibi çelik, metîn olmadığından böyle şeyler yazdırılıyor.

68

Sâniyen: Okunması hiç usandırmaz ve gittikçe kıymetini ve zevkini bana ziyâde gösteren Hizb-i Kur’âni'ye dâir size yazdığım ve Husrev de sûretini bana gönderdiği mektûbun bu Hizbü’l-Kur’âni’l-Muazzamın kelimesinden tâ neşrine, tab‘ına çalışanlara çok büyük hayırları kazandırır cümlesinin âhirine kadar buradaki nüshaların başında arkadaşlar yazdılar. Siz de o beşaltı satırı nüshanızda yazsanız münâsib olur.

Sâlisen: Hapishânede Husrev ve Feyzî’ye demiştim. Isparta’da geçen Risâle-i Nûr noktasında târîhçe-i hayâtımı Husrev yazsın. Kastamonu’da hayâtımı Feyzî yazsın. Risâle-i Nûr’un bir nevi‘ tarihçesi olsun diye niyet etmiştim. Şimdi İhtiyâr Risâlesi’nin recâları içinde On Beşinci Recâ Isparta ve Eskişehir hayatı ve On Altıncı Recâ Kastamonu ve Denizli imtihânlarının mâhiyetlerini göstermek için muhtasar bir fihriste ve mücmel bazı esasları yazmak niyet ettim. Husrev’e ve Feyzî’ye esas olsun, o iki ehemmiyetli recâları onlar yazsınlar.

Râbian: Âhiret ticâreti için en çok kârlı bir pazar ve ma‘nevî hayâta bir bahar olan bu şuhûr-u mübârekede, husûsen Leyle-i Berât Şa‘bân-ı Muazzamın ortasında ve Leyle-i Kadir Ramazân’ın her gecesinde bulunmak ihtimâli ile aramak ve Risâle-i Nûr’un her bir şâkirdi şirket-i ma‘neviye sırrıyla umûm kardeşlerimin hesabına çalışmak vazîfemizdir. Cenâb-ı Hakk muvaffak eylesin. Âmîn

Saîdü’n-Nûrsî

69

[27]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Âyetü’l-Kübrâ’nın matbû‘ nüshalarından beş on tanesi bana geldi. Tam tashîh edilmediği için noktalarda, kelimelerde matbaa sehivleri var. Husûsen mukaddemesinde daha ziyâdedir. Ben size bir rehber göndereceğim. Siz Denizli’deki nüshaları bütün oraya celbediniz, tashîh ediniz, sonra satılsın. Ben demiştim, Denizli’de bir sülüsü onlara satılsın. Şimdi sehivleri gördüğüm için tashîhten sonra Denizli’deki lâyık ve müştâklara verilebilir.

Azîz kardeşlerim Hazret-i Alî ra وَبِالْاٰیَةِ الْكُبْرٰٓی اَمِنّٖی مِنَ الْفَجَتْ fıkrasında Âyetü’l-Kübrâ yüzünden şâkirdleri bir musîbete düşüp ve onun berekâtıyla emniyet ve selâmete çıkacaklarını kerâmetkârâne haber verdiği gibi, Âyetü’l-Kübrâ Risâle-i Nûr içinde yüzer matbû‘ nüshasıyla serbestiyet noktasında daha ziyâde mevkii alması cihetiyle bu memlekete üç büyük yağmur rahmetine birinci vesîle olduğu gibi; ben dünya hâlini bilmiyorum, fakat eskiden beri boğazımızı sıkan ve dâimâ bizi istîlâ etmeye fırsat bekleyen ve dehşetli kuvvet alan ve tarafdârlar bulan ve bizi istinâdsız zannıyla fırsat bekleyenin istîlâsından ve esâretinden Âyetü’l-Kübrâ ve arkadaşlarının serbestiyeti çok hâdise ve emârelerle, şimdiye kadar Risâle-i Nûr, sadaka gibi

70

belâların def'ine bir vesîle olduğundan, bu da bu belâya karşı bir vesîledir denilebilir. Ve İmâm-ı Alî’nin ra وَاسْمُ عَصَا مُوسٰی بِهِ الظُّلْمَةُ انْجَلَتْ fıkrasında, bir vecihte Âyetü’l-Kübrâ Risâlesi maksûd olduğu gibi, Denizli Meyvesi’nin on bir mes’elesi aynen Asâ-yı Mûsâ’nın on bir mu‘cizesine tevâfuk edip, bu fıkrada aynen Âyetü’l-Kübrâ Risâlesi gibi İmâm-ı Alî’nin ra medâr-ı nazarı olduğu kalbime ihtâr edildi.

Demek Meyve Risâlesi Asâ-yı Mûsâ gibi, çok firavunları susturur, mağlûb eder. Âyetü’l-Kübrâ’yı tab‘eden kahraman ve mübârek kardeşlerimiz, pek büyük bir hizmet-i nûriye yapmışlar. Merhûm HâfızAlî’nin rh hizmet-i nûriyesi bununla da devam ediyor.

Bana hapishânede yazdıklarınız Meyve Risâlesi’nin o küçücük defterler kıt‘asında onuncu ve on birinci mes’elelerini beş altı nüsha yazınız. Benim yanımdaki elmas kalemlerin yâdigârları olan beş altı nüshasının arkalarına ilâve edilecek. Hem size bu âhirlerde yeni hurûfla yazdığım mektûbları eski hurûfla yazıp sûretini bana gönderseniz iyi olur. Bu yeni hurûfla yazdığımız bütün mektûblar gāyet acele ve dikkatsiz ve tashîhsiz yazılmış. Siz hem ıslâh, hem tashîh edebilirsiniz. Yeni hurûfla yedi sekiz mektûbun vusûlüne dâir bir iş‘ârınızı almadığımızdan merâk ediyoruz.

71

Şa‘bân-ı muazzamın ortasında ve Leyle-i Kadr’in ikincisi hükmünde ve her bir hayrı on binler sevâbı kazandıran Leyle-i Berâtınızı bütün rûh-u cânımızla tebrîk ediyoruz. Ve o mübârek gecede amel-i sâlihânız ve duâlarınızın makbûliyetine Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ı şefâatçi yapıp dergâh-ı İlâhî’ye duâ ve ricâ ve niyâz ediyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[28]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Âyetü’l-Kübrâ’nın matbû‘ nüshaları perde altında çok hizmet görmüşler. Baştaki ihtârın âhirinde beyaz yerde bir hâşiye olarak size altı satır sûretini gönderdik. Siz münâsib görürseniz yazdırırsınız, hem ıslâh ve tashîh edersiniz. Benim kat‘î kanâatim geldi ki:

Bu def‘a, Âyetü’l-Kübrâ’yı dikkatle ve muârızları nazara alıp okudum. Şüphem kalmadı ki, Risâle-i Nûr’un çok şiddetli darbelerine karşı muârızlar, zayıf bahâneler ve sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz kusurları medâr-ı mes’ûliyet gördükleri hâlde, bu dehşetli darbeleri nazara almayıp hem berâetimizi, hem Risâle-i Nûr’un serbestiyetini

72

kabûl etmelerinin sebebi, başta Âyetü’l-Kübrâ olarak Risâle-i Nûr’un Meyve ve Hucceti’l-Bâliğa gibi eczâlarındaki hârikulâde kuvvet ve sarsılmaz hakîkatler, onların dehşetli inâdlarını kırmasıdır. Çâresiz mecbûriyetle serbestiyetini ve berâetimizi resmen kabûl etmişler. Hâşiye Fakat yine gizli zındıka komitesi, elinden geldiği kadar nazar-ı millette kendilerini lâ‘netten, nefretten bir derece kurtarmak için, kusurlarımızı arıyorlar ve hükûmeti iğfâl etmeye çalışıyorlar. Onun için biz, eskisi gibi ihtiyâtımızı elden bırakmamalıyız. Hâşiye

73

(29)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Ramazân-ı Şerîf’inizi rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Cenâb-ı Hakk bu Ramazânı, Leyle-i Kadr’ini hakkımızda bin aydan hayırlı eylesin. Âmîn. Ramazân-ı Şerîf’teki duâlarınızı kabûl eylesin. Âmîn.

Sizin bir taahhütlü, iki tafsîlâtlı mektûbunuzu bir hafta fâsıla ile aldım. Yalnız Âyetü’l-Kübrâ başındaki ihtârın hâşiyesi olacak parçasından ve Medrese-i Nûriyenin

74

üstâdı Hacı Hâfız’a yazdığım mektûbdan bahsetmemişsiniz. Hem İşârâtü’l-İ‘câz otuz birinci değil, Otuzuncu Mektûb olacak. Otuz Birinci ise Lem‘alardan ibârettir. Belki İşârâtü’l-İ‘câz Otuzuncu Mektûbdur. Hem matbû‘ Lemeât ve Arabî Risâleler, Şuâ‘lar değil, belki Otuz İkinci Lem‘a, Otuz Üçüncü Lem‘a olacakları yazılmıştı. Bundan evvelki mektûbunuzda sehven yanlış yazılmış.

Eskiden tam bir Abdurrahmân makamını kazanan Zekâî yine o makamını kazandığı ve yeni hurûflu mektûblarımızı hem teksîr, hem tercüme etmesi cihetiyle faʻâl büyük bir Ceylan olarak kabûl ettiğimizi tebşîr ediniz.

Mâşâallâh, Bârekallâh Kâtip Osmân hakîkaten uzun zamandan beri Risâle-i Nûr kâtibi ünvânını tam almış. Isparta’nın Tâhirî’si ve Hâfız Alî’sidir, isbat ediyor. Ve yeni Halîl İbrâhîm de İnşâallâh Milâs’lı Halîl İbrâhîm’in sebâtı sadâkatinde bir kardeşimiz olacaktır

Saîdü’n-Nûrsî

[30]

Azîz Kardeşlerim,

Risâle-i Nûr’un zuhûrundan kırk sene evvel, geniş bir hiss-i kable’l-vukū‘, acîb bir tarzda, hem bende, hem bizim köyde, hem nâhiyemizde tezâhür ettiğini şimdi bir ihtâr-ı ma‘nevî ile kat‘î kanâatim gelmiş. Şefîk ve kardeşim Abdülmecîd gibi eski talebelerime

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç