EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLDMektup 24

63

Tab‘olunan Âyetü’l-Kübrâ Risâlesi’nin beş yüz matbû‘ nüshaları da tab‘edenlere verilecek mi? Merâk ediyorum. Biri de, İstanbul’da müsâdere edilen ne kadar Risâle-i Nûr varsa bana âittir. İçinde yirmi Risâle bulunan mecmûa bana çok ehemmiyeti var.

Hem Denizli’den müfârakat ederken, emâneten Mu‘cizât-ı Ahmediye asm Risâlesi’ni, orada bazılarına bırakmıştım, o da bana çok lâzımdır. Belki Hoca Mûsâ Efendi biliyor.

Saîdü’n-Nûrsî

(24)

Azîz Kardeşim,

Çok Risâle içinde bulunan büyük mecmûa ki, orada dediğine göre mahkemeye mensûb bir zâtın elindedir. Eğer o mecmûa muattal kalmayıp dâimâ okunsa, o zâtın elinde olarak Denizli’deki müştâklara hediye ediyorum. Fakat o mecmûa başkasının malı olduğundan içinde kaç Risâle var, aynı tertîble bir kâğıda yazıp bana göndersinler. Tâ ben bir mislini yazdırıp sâhibine vereceğim.

Akşam dedin ki: Mu‘cizât-ı Ahmediye’yi asm getirdim. Ceylan diyor yok. O mecmûa eğer bir misli yazılıyorsa veyâhûd yazılmış ise tamam oluncaya kadar yine kalsın. Âyetü’l-Kübrâ matbû‘ nüshaları masraf-ı tab‘iyesine medâr olmak için orada lâyık olanlara bir sülüsünü satabilirsiniz.

64

Hem Denizli hapishânesinde Kastamonulu bir kardeşimiz İhsân vardı. Orada mıdır? Ve ben orada iken başta Beylerbeyli Süleymân olarak umûmuna selâm ediyorum. Onlar Risâle-i Nûr’la alâkadârdırlar. Ve alâkadâr olmalıdırlar. Çünkü duâmıza dâhildirler. O hapis bir medresemizdir.

Saîdü’n-Nûrsî

[25]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

[Risâle-i Nûr’un zayıf veya yeni şâkirdlerini vesveseden kurtarmak için beyân ediyorum ki:]

Gizli bir komitenin desîsesiyle sâfdil bazı hocalar veyâhûd bid‘a tarafdârları bazı muârızlar, Risâle-i Nûr’un hiç zedelenmez bazı hakîkatlerine karşı gelmek için, benim çok kusûrlu ve i‘tirâf ediyorum çok hatâlı şahsımın noksânlarını ve hatâlarını işâa etmek ve beni onlar ile çürütmekle Risâle-i Nûr’a ilişmek ve darbe vurmak istediklerinin bu yirmi senedir yirmi ehemmiyetli hâdisesi var. Hatta iki def‘a hapsimize de bir nevi‘ vesîlesi olduğundan, dostlarıma ve Risâle-i Nûr’un şâkirdlerine i‘lân ediyorum ki:

Ben, Cenâb-ı Hakk’a şükrediyorum ki, nefsimi kendime beğendirmemiş ve kusurlarımı kendime bildirmiş. Değil kendimi satmak, hodfurûşluk etmek, belki kemâl-i mahcûbiyetle

65

Risâle-i Nûr’un mübârek şâkirdleri içinde onların samîmiyet ve ihlâsı ile kendimi affettirmek ve onların ma‘nevî şefâatiyle günâhlarıma bir keffâret aramaktır.

Bana i‘tirâz edenler, gizli ayıplarımı bilmiyorlar. Yalnız zâhirî bazı hatâlarımı bahâne edip ve yanlış olarak Risâle-i Nûr’u benim malım zannedip Risâle-i Nûr’un nûrlarına perde çekmek, intişârına rekābet etmek için derler: Saîd cum‘a cemâatine gelmiyor, sakal bırakmıyor gibi tenkîdleri var.

Elcevab: Ben çok kusurları kabûl ile beraber derim: Bu iki mes’elede büyük ma‘zeretlerim var.

Evvelâ: Ben Şâfiîyim. Şâfi‘ Mezhebi’nde cum‘anın bir şartı, kırk adam imam arkasında Fâtiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana cum'a farz değil. Ben Mezheb-i A‘zamîyi taklîden, bazen sünnet olarak kılıyordum.

Sâniyen: Yirmi senedir haksız olarak beni insanlarla görüşmekten men‘ettikleri için, hem bu âhirde, resmen dört ay evvel perde altında insanlarla temas ettirmemek için tenbîhât olmuş. Hem yirmi beş senedir ben münzevî yaşadığım için, kalabalık yerlerde huzûr bulamıyorum. Ve herkesin arkasında mezhebimce iktidâ edip namaz kılamıyorum ve okumakta yetişemiyorum. Daha Fâtiha’nın yarısını okumadan, imam rükû‘a gidiyor. Bizde Fâtiha okumak farzdır.

66

Sakal mes’elesi ise: Bu bir sünnettir, hocalara mahsûs değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmî hücûmlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inâyet-i İlâhiye olduğunu isbat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risâle-i Nûr’a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.

Bazı âlimler sakalı tıraş etmek câiz değildir demişler. Muradları, sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek harâmdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terketmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günâh-ı kebîreden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukābil, Risâle-i Nûr’un irşâdıyla, yirmi sene haps-i münferid hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik. İnşâallâh o sünnetin terkine bir keffârettir.

Hem bunu da kat‘iyen i‘lân ediyorum ki, Risâle-i Nûr Kur’ân’ın malıdır. Benim ne haddim var ki, sâhib olayım. Tâ ki kusurlarım ona sirâyet etsin. Belki ben o nûrun kusûrlu bir hâdimi ve o elmas mücevherât dükkânının perişan bir dellâlıyım. Benim karmakarışık vaz‘iyetim ona sirâyet edemez, ona dokunamaz. Zâten Risâle-i Nûr’un bize verdiği ders de, hakîkat-i ihlâs ve terk-i enâniyet ve dâimâ kendini kusûrlu bilmek ve hodfurûşluk etmemektir. Kendimizi değil, Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsini

67

ehl-i îmâna gösteriyoruz. Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene fakat hakîkat olmak şartıyla minnetdâr oluyoruz, Allâh râzı olsun deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa biri gösterip, ısırmadan atılsa, nasıl memnûn oluruz; kusurumuzu, fakat garaz ve inâd olmamak şartıyla ve bid‘alara ve dalâlete yardım etmemek kaydı ile kabûl edip minnetdâr oluyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Pek çok kusûrlu Saîdü’n-Nûrsî

(26)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Denizli hapsi’nin üçüncü meyvesi olan kardeşlerime küçük mektûblar mecmûası ve burada da yazılan başka Risâlede kaydedilmeyen münâsib gördüğüm kısmını da bana yeniden tevâfuklu yazdığınız beraber Meyve Risâlesi tarzında benim için yazılsa iyi olur. Ve Denizli’deki kitablarımı siz kendiniz benim nâmıma alırsınız. Tâ ben sizden isteyinceye kadar veyâhûd münâsib görseniz Denizli’de de bırakabilirsiniz. Arkasında bu mektûbdan evvelki mektûb makine ile yazılan parça berây-ı ma‘lûmât size gönderildi. Herkes sizin gibi çelik, metîn olmadığından böyle şeyler yazdırılıyor.

68

Sâniyen: Okunması hiç usandırmaz ve gittikçe kıymetini ve zevkini bana ziyâde gösteren Hizb-i Kur’âni'ye dâir size yazdığım ve Husrev de sûretini bana gönderdiği mektûbun bu Hizbü’l-Kur’âni’l-Muazzamın kelimesinden tâ neşrine, tab‘ına çalışanlara çok büyük hayırları kazandırır cümlesinin âhirine kadar buradaki nüshaların başında arkadaşlar yazdılar. Siz de o beşaltı satırı nüshanızda yazsanız münâsib olur.

Sâlisen: Hapishânede Husrev ve Feyzî’ye demiştim. Isparta’da geçen Risâle-i Nûr noktasında târîhçe-i hayâtımı Husrev yazsın. Kastamonu’da hayâtımı Feyzî yazsın. Risâle-i Nûr’un bir nevi‘ tarihçesi olsun diye niyet etmiştim. Şimdi İhtiyâr Risâlesi’nin recâları içinde On Beşinci Recâ Isparta ve Eskişehir hayatı ve On Altıncı Recâ Kastamonu ve Denizli imtihânlarının mâhiyetlerini göstermek için muhtasar bir fihriste ve mücmel bazı esasları yazmak niyet ettim. Husrev’e ve Feyzî’ye esas olsun, o iki ehemmiyetli recâları onlar yazsınlar.

Râbian: Âhiret ticâreti için en çok kârlı bir pazar ve ma‘nevî hayâta bir bahar olan bu şuhûr-u mübârekede, husûsen Leyle-i Berât Şa‘bân-ı Muazzamın ortasında ve Leyle-i Kadir Ramazân’ın her gecesinde bulunmak ihtimâli ile aramak ve Risâle-i Nûr’un her bir şâkirdi şirket-i ma‘neviye sırrıyla umûm kardeşlerimin hesabına çalışmak vazîfemizdir. Cenâb-ı Hakk muvaffak eylesin. Âmîn

Saîdü’n-Nûrsî

69

[27]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Âyetü’l-Kübrâ’nın matbû‘ nüshalarından beş on tanesi bana geldi. Tam tashîh edilmediği için noktalarda, kelimelerde matbaa sehivleri var. Husûsen mukaddemesinde daha ziyâdedir. Ben size bir rehber göndereceğim. Siz Denizli’deki nüshaları bütün oraya celbediniz, tashîh ediniz, sonra satılsın. Ben demiştim, Denizli’de bir sülüsü onlara satılsın. Şimdi sehivleri gördüğüm için tashîhten sonra Denizli’deki lâyık ve müştâklara verilebilir.

Azîz kardeşlerim Hazret-i Alî ra وَبِالْاٰیَةِ الْكُبْرٰٓی اَمِنّٖی مِنَ الْفَجَتْ fıkrasında Âyetü’l-Kübrâ yüzünden şâkirdleri bir musîbete düşüp ve onun berekâtıyla emniyet ve selâmete çıkacaklarını kerâmetkârâne haber verdiği gibi, Âyetü’l-Kübrâ Risâle-i Nûr içinde yüzer matbû‘ nüshasıyla serbestiyet noktasında daha ziyâde mevkii alması cihetiyle bu memlekete üç büyük yağmur rahmetine birinci vesîle olduğu gibi; ben dünya hâlini bilmiyorum, fakat eskiden beri boğazımızı sıkan ve dâimâ bizi istîlâ etmeye fırsat bekleyen ve dehşetli kuvvet alan ve tarafdârlar bulan ve bizi istinâdsız zannıyla fırsat bekleyenin istîlâsından ve esâretinden Âyetü’l-Kübrâ ve arkadaşlarının serbestiyeti çok hâdise ve emârelerle, şimdiye kadar Risâle-i Nûr, sadaka gibi

70

belâların def'ine bir vesîle olduğundan, bu da bu belâya karşı bir vesîledir denilebilir. Ve İmâm-ı Alî’nin ra وَاسْمُ عَصَا مُوسٰی بِهِ الظُّلْمَةُ انْجَلَتْ fıkrasında, bir vecihte Âyetü’l-Kübrâ Risâlesi maksûd olduğu gibi, Denizli Meyvesi’nin on bir mes’elesi aynen Asâ-yı Mûsâ’nın on bir mu‘cizesine tevâfuk edip, bu fıkrada aynen Âyetü’l-Kübrâ Risâlesi gibi İmâm-ı Alî’nin ra medâr-ı nazarı olduğu kalbime ihtâr edildi.

Demek Meyve Risâlesi Asâ-yı Mûsâ gibi, çok firavunları susturur, mağlûb eder. Âyetü’l-Kübrâ’yı tab‘eden kahraman ve mübârek kardeşlerimiz, pek büyük bir hizmet-i nûriye yapmışlar. Merhûm HâfızAlî’nin rh hizmet-i nûriyesi bununla da devam ediyor.

Bana hapishânede yazdıklarınız Meyve Risâlesi’nin o küçücük defterler kıt‘asında onuncu ve on birinci mes’elelerini beş altı nüsha yazınız. Benim yanımdaki elmas kalemlerin yâdigârları olan beş altı nüshasının arkalarına ilâve edilecek. Hem size bu âhirlerde yeni hurûfla yazdığım mektûbları eski hurûfla yazıp sûretini bana gönderseniz iyi olur. Bu yeni hurûfla yazdığımız bütün mektûblar gāyet acele ve dikkatsiz ve tashîhsiz yazılmış. Siz hem ıslâh, hem tashîh edebilirsiniz. Yeni hurûfla yedi sekiz mektûbun vusûlüne dâir bir iş‘ârınızı almadığımızdan merâk ediyoruz.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç