Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 46
vaktimizi zâyi‘ etmemeliyiz. Çünkü elimizde nûr var, topuz yoktur. Biz tecâvüz edemeyiz. Bize tecâvüz edilse, nûr gösteririz. Vaz‘iyetimiz bir nevi‘ nûrânî müdâfaadır.
Bu tetimmenin yazılmasının sebeblerinden birisi: Risâle-i Nûr’un bir talebesini tecrübe ettim. Acaba bu heyecan, şimdiki siyâsete karşı ne fikirdedir diye, boğazlar hakkında boşboğazlığı münâsebetiyle bir iki şey sordum. Baktım, alâkadârâne ve bilerek cevâb verdi. Kalben, Yazık dedim. Bu vazîfe-i Nûriyede zararı olacak. Sonra şiddetle îkāz ettim.
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّیطَانِ وَالسِّیَاسَةِ bir düstûrumuzdur. Eğer insanlara acıyorsan, geçmiş düstûr onlara merhamete liyâkati selbediyor. Cennet adamlar istediği gibi, Cehennem de adam ister. Beşinci Şuâ‘ın yine kısmen verdiği haberler tezâhür ediyor.
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[16]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
İşârât-ı Gaybiye-i Gavsiye ve Aleviye’de, Altmışdörtte Risâle-i Nûr te’lîfçe tamam olur. Demek o târihten sonra, yalnız îzâhât ve hâşiyeler ve tetimmeler olacak. Bu münâsebetle iki nokta ihtâr etmek kalbime geldi.
SAYFA 47
Birincisi: Risâle-i Nûr’un fıtraten ve zamanın vaz‘iyetine göre talebesi olacak, başta ma‘sûm çocuklardır. Çünkü bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i îmânî alamazsa, sonra pek zor ve müşkil bir tarzda İslâmiyet ve îmânın erkânlarını ruhuna alabilir. Âdetâ gayr-ı müslim birisinin İslâmiyet’i kabûl etmek derecesinde zor oluyor, yabânî düşer. Bilhassa, peder ve vâlidesini dîndâr görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihnî terbiye olsa, daha ziyâde yabânîlik verir. O hâlde o çocuk, dünyada peder ve vâlidesine hürmet, hizmet yerinde istiskāl edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi‘ belâ olur. Âhirette de onlara şefâatçi değil, belki da‘vâcı olur ki: Neden îmânımı terbiye-i İslâmiye ile kurtarmadınız?
İşte bu hakîkate binâen, en bahtiyar çocuklar onlardır ki, Risâle-i Nûr dâiresine girip dünyada peder ve vâlidesine hürmet ve hizmet ve hasenâtı ile onların defter-i a‘mâline vefâtlarından sonra hasenâtı yazdırmakla ve âhirette onlara derecesine göre şefâat etmekle bahtiyar evlâd olurlar.
Risâle-i Nûr’un ikinci kısım talebeleri: Fıtraten Risâle-i Nûr’a muhtâç, bir derece dünyadan ürkmüş veyâhûd küsmüş kadınlardır. Husûsen bir derece yaşlı da olsa, Risâle-i Nûr ona hakîkî bir gıdâ-yı ma‘nevîdir. Çünkü Risâle-i Nûr’un dört esasından birisi şefkattir ki, İsm-i Rahîm’in mazhariyetinden gelmiş. Kadınların da en esaslı hâssaları ve fıtrî vazîfelerinin mayası, şefkattir.
SAYFA 48
Üçüncü kısım: Fıtrî olmasa da, vaz‘iyeti i‘tibâriyle Risâle-i Nûr’a ekmek ve ilaç gibi muhtâç olan hastalar ve ihtiyârlardır. Çünkü, Risâle-i Nûr hayât-ı bâkiyeyi güneş gibi gösterdiğinden ve dünyevî hayâtın fânîlik cihetinde mâhiyetini tâm gösterdiğinden, dünyevî hayatlarına ya hastalık veya ihtiyârlıkla darbe gelen ve gaflet veya dalâlet cihetiyle ölümü i‘dâm tevehhüm eden hastalar ve ihtiyârlar Risâle-i Nûr’a o derece muhtâçtırlar ve öyle bir teselli, bir nûr alırlar ki, onların hastalık ve ihtiyârlığını sıhhat ve gençliğe tercîh ettirir.
İhtâr edilen ikinci nokta: Mâdem Arabîce altmış dörde girdik, işâret-i gaybiye hükmü ile Risâle-i Nûr tekemmül etmiş olur. Eğer Rûmî târîhî olsa, daha iki senemiz var. Hâlbuki çok mühim yerde yazılmayan ve te’hîr edilen risâleler kalmış. Meselâ, Otuzuncu Mektûb ve Otuz İkinci Mektûb ve Otuz İkinci Lem‘a ve Otuz Üçüncü Lem‘a gibi ehemmiyetli mertebeler boş kalmış. Kalbime ihtâr edilmiş ki: Eski Saîd’in en mühim eseri ve Risâle-i Nûr’un fâtihası, Arabî ve matbû‘ olan İşârâtü’l-İ‘câz Tefsîri, Otuzuncu Mektûb olacak ve olmuş. Ve eski Saîd’in en son te’lîfi ve yirmi gün Ramazânda te’lîf edilen, kendi kendine manzûm gelen Lemeât Risâlesi Otuz ikinci Lem‘a olması ve Yeni Saîd’in en evvel hakîkatten şuhûd derecesinde kalbine zâhir olan ve Arabî ibâresinde Katre, Habbe, Şemme, Zerre, Habâb, Zehre, Şu‘le ve onların zeyillerinden ibâret büyükçe bir mecmûa Otuz Üçüncü Lem‘a olması ihtâr edildi.
SAYFA 49
Hem Meyve On Birinci Şuâ‘ olduğu gibi, Denizli Müdâfaanâmesi de On İkinci Şuâ‘ ve hapiste ve sonra da Küçük Mektûblar Mecmûası On Üçüncü Şuâ‘ olması ihtâr edildi. Ben de azîz kardeşlerimin tensîblerine havâle ediyorum. Demek birkaç mertebede kapı açıktır. Bizlere daha iyi tetimmeler yazdırılabilir.
Umûm kardeşlerime birer birer selâm ediyorum. Kastamonu ve civârındaki kardeşlerimi de eski zamanda olduğu gibi dâimâ beraber görüyorum. Hiç merâk etmesinler, Risâle-i Nûr tevakkuf etmiyor, perde altında büyük fütûhâtı var. Sıkıntılarımızın netîceleri, Risâle-i Nûr’un derslerine daha ziyâde nazar-ı dikkati celbedip geniş bir dâirede kendini okutturuyor. Onun için gāyet çalışkan iki kardeşimiz olan baba ve oğlu Hâşiye; ve babası ziyâde sıkıntı çekmelerinde iftihâr etsinler. Oraca muvakkat tevakkuftan müteessir olmasınlar. Benim ve bizim nazarımızda onlar eski mevki‘lerini tâm muhâfaza ediyorlar.
SAYFA 50
Başta Risâle-i Nûr’un fıtrî talebeleri ma‘sûm çocuklar demiştik. İşte bir numûnesi, bu mektûbumu rahatsızlıktan kendim yazamadığım için ben söyleyip yeni hurûfla yazan Ceylan, biri de ona mektûb yazan ma‘sûm Küçük Ali, biri de bu def‘a bana kâmilâne ve müdakkikāne mektûb yazan Medrese-i Nûriyenin küçük şâkirdi Küçük Mehmed’dir. Ben de onlara Bârekallâh, bahtiyar çocuklar derim, peder ve vâlidelerini de tebrîk ederim.
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[17]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ قَطَرَاتِ الْمَطَرِ لَیْلَةَ الرَّغَٓائِبِ
Azîz Kardeşlerim,
Size iki pusulayı Leyle-i Regāib’den altı sâat evvel yazdım. Hizbi’n-Nûriye ve Husrev’in kâğıdı ile teslîmden sonra, kat‘iyen benim kanâatim de böyledir ki, bir nevi‘ Mu‘cize-i Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm) olarak, iki aydan beri kuraklık ve yağmursuzluk mütemâdiyen her tarafta başlamıştı. Dâimâ namazlardan sonra yapılan pek çok duâlar akîm kalıyordu. Herkes me’yûsiyetinden derd-i maîşet endişesiyle kalben ağlarken, birden Leyle-i Regāib’de
SAYFA 51
bütün ömrümde hiç işitmediğim ve başkalarının da işitmediği, üç saatte yüz def‘a, belki daha fazla tekrarla melek-i ra‘dın pek şiddetli ve yüksek tesbîhâtıyla öyle bir rahmet yağdı ki, en muannid dahi Leyle-i Regāib’in kudsiyetini ve Hazret-i Risâlet’in bir derece ve bir cihette âlem-i şehâdete teşrîfini umûm kâinât ve bütün asırlar nazar-ı ehemmiyetle karşıladığını ve Rahmeten-li’l-âlemîn olduğunu isbat etti ve kâinât o geceyi alkışlıyor diye gösterdi.
Acaba duâlarımızda Isparta bu memleketle beraber midir, bu yağmurdan hissesi var mıdır? merâk ediyorum. Şimdiye kadar çok emârelerle Risâle-i Nûr bir vesîle-i rahmet olmasından bu rahmet îmâ eder ki, Risâle-i Nûr’un bir fütûhâtı perde altında vardır ve belki serbestiyetine Hâşiye bir işârettir. Hem burada Lem‘alar’ın verdikleri iştiyâk cihetiyle yazıcıların çoğalması, inşâallâh bir nevi‘ makbûl duâ hükmüne geçti.
Risâle-i Nûr talebeleri nâmına Duânıza Muhtâç
Evet Evet Kardeşiniz
Mehmed Ceylan Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 52
[18]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Leyle-i Mi‘râc’ın aynı Leyle-i Regāib gibi, hiç inkâr edilmez bir tarzda bir nevi‘ Mu‘cize-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm gibi bir kerâmetini ve kâinâtça hürmetini gözümüzle gördük. Şöyle ki: Nasıl ki evvelce yazdığımız gibi, iki ay kuraklık içinde buraya hiç yağmur gelmediği hâlde, güyâ Leyle-i Regāib’i bekliyormuş gibi, o mübârek Regāib Gecesi’nin gelmesiyle, emsâlsiz bir gürültü ile yağan yağmur, Leyle-i Regāib’in kudsiyetini burada gösterdiği gibi; aynen öyle de, o geceden beri buraya bir katre yağmur düşmediği hâlde, yirmi günden sonra aynen Mi‘râc Gecesi’nde öyle bir rahmet yağdı ki, dinsizlerde de şüphe bırakmadı ki, Sâhibü’l-Mi‘râc Rahmeten-li’l-âlemîn olduğu gibi, onun Mi‘râc Gecesi de bir vesîle-i rahmettir. Hem ehl-i îmânın îmânlarını kuvvetlendirdiği gibi, me’yûsiyetlerini de bir derece izâle etti.
Hâl-i âlemi bilmiyorum, fakat hissediyorum ki, ehl-i îmân hem hâricî birkaç taraftan tazyîkāt, hem dâhilî endişeler ve kuraklıktan gelen derd-i maîşet ve dünyaca nokta-i istinâdı bulamamaktan ehemmiyetli bir me’yûsiyetin te’sîriyle, hatta ibâdete karşı da bir fütûr gelmişti. Burada birden Mi‘râc Gecesi kerâmetiyle, Leyle-i Regāib’in kerâmetini takviye ederek ehl-i îmâna bildirdi ki: Sizler sâhibsiz değilsiniz. Kâinât kabzasında bulunan
SAYFA 53
bir zâtın âlemlere rahmet gönderdiği bir istinâdgâhınız var diye me’yûsiyet ve endişelerini kısmen izâle eyledi. Hem Risâle-i Nûr’un bir silsile-i kerâmetini teşkîl eden tevâfuk, bu hâdisede hiç tesâdüfe havâle edilmez bir tarzda üç dört tevâfukla Leyle-i Mi‘râc ve Leyle-i Regāib hürmetlerinde, Risâle-i Nûr’un da bir hissesi var olduğunu gördük.
Birinci Tevâfuk: İbtidâ ve intihâ-yı terakkiyât-ı Ahmediye’nin (asm) ünvânları olan Leyle-i Regāib ve Leyle-i Mi‘râc’ın bu kuraklık zamanında kesretli rahmette tevâfuklarıdır.
İkinci Tevâfuk: Bugünlerde Husrev’in tevâfuklu yazdığı Mi‘râc Risâlesi'ni, burada Risâle-i Nûr talebeleri şevke gelip aynen tevâfukunu muhâfaza ederek, hatta yedi fakat, fakat, fakat kelimelerinin parlak tevâfukunu gösteren nüshaları yazdılar, bitirdiler. Ben de tashîh ediyordum, başkaları da okuyordular. Birden Mi‘râc Gecesi kesretli rahmetiyle gelmesi ve Risâle-i Nûr’un yazılması ve Husrev’in Mi‘râc Risâlesi ve intişârı dahi, bir vesîle-i rahmet olduğunu talebelerine kanâat verdi.
İki üç tevâfuk daha var. Bize kat‘î kanâat veriyor ki, tesâdüf içinde yoktur. Doğrudan doğruya bu muannid zamanda, şeâir-i İslâmiyenin ehemmiyetlerini göstermek için bir işârettir. Umûm kardeşlerime selâm edip Mi‘râclarını tebrîk ederim.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Buranın umûm ahâlisi ve Risâle-i Nûr şâkirdleri nâmına evet, Üstâdımızı tasdîk ediyoruz.
Mehmed, Mehmed, Osmân, İbrâhîm, Ceylan, Hayrî vesâire
SAYFA 54
[19]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Bir suâl: Tevâfukla bu kerâmet nasıl kat‘î sâbit oluyor? diye kardeşlerimizden birisinin suâline küçük bir cevâbdır.
Elcevab: Bir şeyde tevâfuk olsa, küçük bir emâre olur ki, onda bir kasıd var, bir irâde var. Rastgele bir tesâdüf değil. Ve bilhassa tevâfuk birkaç cihette olsa, o emâre tam kuvvetleşir. Ve bilhassa yüz ihtimâl içinde iki şeye mahsûs ve o iki şey birbiriyle tam münâsebetdâr olsa, o tevâfuktan gelen işâret sarîh bir delâlet hükmüne geçer ki, bir kasıd ve irâde ile ve bir maksad için o tevâfuk olmuş, tesâdüfün ihtimâli yok.
İşte, bu mes’ele-i Mi‘râciye de aynen böyle oldu. Doksan dokuz gün içinde yalnız Leyle-i Regāib ve Leyle-i Mi‘râc’a yağmur rahmetinin tevâfuku ve o iki gece ve güne mahsûs olması; daha evvel ve daha sonra olmaması; ve ihtiyâc-ı şedîdin tam vaktine muvâfakatı; ve Mi‘râciye Risâlesi’nin burada çoklar tarafından şevk ile kırâat ve kitabet ve neşrine rastgelmesi; ve o iki mübârek gecenin birbiriyle birkaç cihette tevâfuk etmesi; ve mevsimi olmadığı hâlde acîb gürültülerle, söylenmeyecek maddî ma‘nevî zemîn gürültüleriyle feryâdlarına tehdîdkârâne ve tesellîdârane tevâfuk etmesi;
SAYFA 55
ve ehl-i îmânın me’yûsiyetinden teselli aramalarına ve dalâletin savletinden gelen vesvese ve za‘fiyete karşı kuvve-i ma‘neviyenin takviyesini istemelerine tam tevâfuku; bu geceler gibi şeâir-i İslâmiyeye karşı hürmetsizlik edenlerin hatâlarına bir tekdîr olarak, Kâinât bu gecelere hürmet eder, neden siz etmiyorsunuz? diye ma‘nâsında, kesretli rahmetle şeâir-i İslâmiyeye karşı, hatta semâvât ve fezâ-yı âlem hürmetlerini göstermekle tevâfuk etmesi, zerre mikdâr insafı olan bilir ki, bu işte husûsî bir kasıd ve irâde ve ehl-i îmâna husûsî bir inâyet ve merhamettir. Hiç bir cihetle tesâdüf ihtimâli olamaz.
Demek hakîkat-i Mi‘râc, bir Mu‘cize-i Ahmediye asm ve kerâmet-i kübrâsı olduğu ve Mi‘râc merdiveni ile göklere çıkması ile Zât-ı Ahmediye’nin asm semâvât ehline ehemmiyetini ve kıymetini gösterdiği gibi, bu seneki Mi‘râc da zemine ve bu memleket ahâlisine kâinâtça hürmetini ve kıymetini gösterip bir kerâmet gösterdi. Hâşiye
Duânıza muhtâç Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 56
[20]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Sizin bu def‘a müjdeniz Risâle-i Nûr’un serbestiyeti bizim için pek çok kıymetdârdır. Demek Risâle-i Nûr’un hakîkati galebe çaldı ki, o kadar muhâbere ve tedkîk netîcesinde i‘tâsına karar verilmiş. Zâten Mi‘râc ve Regāib kerâmet-i rahmetiyesi ma‘nen bize haber verdi.
Siz maslahat ne ise, nasıl münâsib görürseniz kitabların alınmasına benim bedelime sizlerden münâsib kimseler gitsin. Benim tarafımdan Hâkim-i âdil nâmını kazanan Alî Rızâ’ya hem tebrîk, hem teşekkürâtımızı yazınız. Size yeni hurûfla dört mektûb göndermiştik. Haber alamadık. Eğer almamış iseniz tekrar göndereceğiz.
Umûm kardeşlerime birer birer selâm ederim
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 57
Risâle-i Nûr eczâlarını mahkemeden alarak bana getirip teslîm eden Denizli tüccârı, aslı Burdur'lu Hâfız Mustafâ’ya hitâbdır.
[21]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ رَسَائِلِ النُّورِ
Azîz, Sıddîk Kardeşim ve hizmet-i Kur’âniyede Muvaffakiyetli Arkadaşım,
Sen binler safâlarla geldin, beni ebedî minnetdâr ettin Ve sâdık arkadaşların ile Risâle-i Nûr’un serbestiyetine hizmetiniz o derece büyük ve kıymetdârdır ki, değil yalnız bizi ve Risâle-i Nûr şâkirdlerini, belki bu memleketi ve belki Âlem-i İslâm’ı minnetdâr ettiniz. Ehl-i îmânın imdâdına yetiştiniz. Risâle-i Nûr’un yolunu serbestçe açtınız. Ben bir seneden beri seni ve seninle beraber Risâle-i Nûr’un bu serbestiyetine çalışanları, Hâfız Alî ve Husrev gibi Risâle-i Nûr’un kahramanlarıyla beraber, ma‘nevî kazançlarıma ve duâlarıma şerîk etmişim, hem de devam edeceğim. Buraya kadar her bir dakîka yoldaki geçen zamanın, bir gün Risâle-i Nûr’un hizmetinde bulunduğun gibi beni minnetdâr eyledin.
Hâkim-i âdil nâmını alan ma‘lûm zâtı ve onunla beraber lehimize çalışanları, bu hakîkî adâlete hizmetleri için âhir ömrüme kadar unutmayacağım. Altı yedi aydır onları da
SAYFA 58
aynen ma‘nevî kazançlarıma şerîk ediyorum. Bana teslîm ettikleri risâlelerin bir kısmını kardeşlerime göndereceğim. Hem bütününü yazsınlar, onlara hediye edeceğim. Çünkü onlar Risâle-i Nûr’un bundan sonraki hizmetine tam hissedârdırlar. Bu mes’elede ben Denizli şehrini kendi karyeme arkadaş edip, bütün emvâtını ve ehl-i îmânının hayâtta olanlarını, hem ben kendim, hem Risâle-i Nûr’un bütün talebeleri ma‘nevî kazançlarımıza hissedâr etmeye karar verdik. Denizli Hapishânesini bir imtihân medresemiz telakkî ediyoruz.
Bizimle alâkadâr Denizli’de, hem hapsinde, umûmuna ve husûsuna ve tam adâletini gördüğümüz mahkeme hey’etine çok selâm ve duâ ederiz.
Saîdü’n-Nûrsî
[22]
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Bizim kat‘iyen şek ve şüphemiz kalmadı ki, bu hizmetimizin netîcesi olan Risâle-i Nûr’un serbestiyetini, değil yalnız biz ve bu Anadolu ve Âlem-i İslâm alkışlıyor, takdîr ediyor, belki kâinât dahi memnûn olup cevv-i semâ ve fezâ-yı âlem alkışlıyorlar ki, üç dört aydır yağmura şiddet-i ihtiyâç varken gelmemişti.
SAYFA 59
Ankara’nın teslîm kararına tevâfuk eden Leyle-i Regāib’de emsâlsiz ve gürültülü bir tarzda rahmetin gelmesi; ve Denizli’de mahkemenin bilfiil teslîmine karar vermesi ile; yine Leyle-i Mi‘râc’da aynen Risâle-i Nûr’un bir rahmet olduğuna işareten, Leyle-i Regāib’e tevâfuk ederek, kesretle melek-i ra‘dın alkışlamasıyla rahmetin Emirdağı’nda gelmesi ve o teslîm kararına tevâfuk etmesi; ve bir hafta sonra Demek Denizli’de vekillerimizin eliyle mahkemeden alınması hengâmlarında yine aynen Leyle-i Regāib ve Leyle-i Mi‘râc’a tevâfuk ederek, aynen onlar gibi Şa‘bân-ı Şerîfin bir cum‘a gecesinde tekrar kesretle rahmet ve yağmurun bu memlekete gelmesi ve birbirlerine tevâfuk etmesi kat‘î kanâat verir ki, Risâle-i Nûr’un müsâderesi ve hapsi zamanlarına dört zelzelelerin tevâfuku, küre-i arzca bir i‘tirâz olduğu gibi; bu Emirdağı memleketinde dört ay zarfında yalnız üç cum‘a gecesinde ki biri Leyle-i Regāib, biri Leyle-i Mi‘râc, biri de Şa‘bân-ı Muazzamın birinci cum‘a gecesinde rahmetin kesretle gelmesi ve Risâle-i Nûr’un da serbestiyetinin üç devresine tam tamına tevâfuk etmesi, küre-i havaiyenin bir tebrîki, bir müjdesidir. Ve Risâle-i Nûr dahi ma‘nevî bir rahmet ve bir yağmur olduğuna kuvvetli bir emâredir.
Ve en latîf emâre de şudur ki, dün birdenbire bir serçe kuşu pencereye geldi. Pencereye vurdu. Biz uçurmak için işâret ettik, gitmedi. Mecbûr olduk, dedim: Pencereyi aç bakalım, ne diyecek? Pencereyi açtık. İçeri girdi, durdu. Tâ bu sabaha kadar kaldı. Sonra odayı ona bıraktık. Yatak odama geldim. Bu sabah çıktım,