EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLDMektup 11

31

Bu hizmet-i nûriyede şimdiye kadar başımıza gelen belâlar yüz derece ziyâde olsa da yine ucuzdur, biz kazanıyoruz. O belâlar, ehemmiyetsiz fânî şişelerimizi ve cam parçalarımızı kırmalarıyla, bâkî ve uhrevî elmasları bize kazandırıyorlar diye sabır içinde şükretmeliyiz ve sevinmeliyiz bildim.

Hem beni bu sekizinci defʻadaki zehirlendirmeleri dahi yine akîm kaldığını size beşâret veriyorum. فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَیْنِ الْعِنَایَةِ Gavs-ı A‘zam’ın ks te’mînâtı, yine tahakkuk eyledi.

Umûm kardeşlerime birer birer selâm ve duâ eder ve duâlarını bu mübârek şuhûr-u selâsede isterim. Ve dâire-i nûriyede kesretli bulunan ma‘sûmların ve elleri boş dönmeyen mübârek ihtiyârların ma‘sûmâne duâlarını bütün rûhumla arzu eden kardeşiniz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی Saîdü’n-Nûrsî

[11]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk ve Sarsılmaz Kardeşlerim ve Vârislerim,

Bana karşı şimdiki tazyîkātın üç sebebi var:

Birincisi: Hey’et-i Vekîlenin kararıyla, iâşem için her gün iki buçuk banknot ve sâir masraflar için de bir tahsîsât ve istediğim tarzda bir hâneyi

32

inşâ edip bana vermek hakkında buraya emir gelmişti. Ben de kabûl etmedim. Yalnız harcirâh için Denizli’de verilen bir kısmı kabûl ettim. Onlar da kızdılar, tarassuda başladılar.

İkinci Sebeb: Denizli ve havâlîsindeki ahâli Risâle-i Nûr hesabına bana karşı haddimden pek çok ziyâde hüsn-ü teveccüh göstermesiyle ve buralarda dahi aynı hâl başlaması, garazkârların evhâmına dokunmasıdır.

Üçüncüsü: Ma‘lûm ölmüş adamın hesabına benden intikāmını almak için Afyon Vâlîsi’nin garazkârâne bahâneleridir. Fakat kader-i İlâhî, onların bu zulümlerini hakkımızda merhametlere ve maslahatlara çeviriyor. Siz merâk etmeyiniz. Bir maslahat şudur ki:

Onlar, yalnız Risâle-i Nûr yerinde beni susturuyorlar. Hâlbuki benim bedelime Risâle-i Nûr yüzer diller ile ve şâkirdleri binler lisânlar ile mükemmel konuşuyorlar. Nûrları, zulmetli kafalara ders veriyorlar. En büyük me’mûrları onlara gönderilen Risâle-i Nûr’un müdâfaası olan Meyvenin te’sîriyle başka risâleleri de bilhassa Huccetullâhi’l-Bâliğa Mecmûası’nı kemâl-i merâkla tedkîk etmeye başlamaları, onların inâdlarını kırdığına çok emâreler var.

Evet, nasıl ki, onlar şahsımla meşgūl olmaları Risâle-i Nûr’un bir derece serbestiyetine ve intişârına fâidedir. Öyle de, kardeşlerimle görüştürmemek dahi ehemmiyetli bir maslahattır.

33

Hatta bir defʻa görüşmek için yüz lirasını sarfedip buraya kadar gelen bir kardeşimizin görüşmeden geri gitmesi, tâm bir maslahat oldu. Eğer kapı açılsa, her taraftan ziyâretçi tehâcümüyle hem garazkâr ve vehhâmların evhâmına dokunmak ihtimâli, hem sırr-ı ihlâsa ve mesleğimiz olan mahviyet ve enâniyeti bırakmak ve dünya cereyânlarına karışmamak, hatta düşünmemek olan prensibimize zararı bulunması cihetiyle bu tecrîdim hakkımızda bir inâyettir.

Bu şuhûr-ı mübârekede kazanç bire yüzdür. Mübârek kardeşler ricâlen ve nisâen ve ma‘sûmlar ve muhterem ihtiyâr ve ihtiyâreler duâlarıyla bize yardım etmelerine pek ziyâde ihtiyâcımız var. İnşâallâh daha hiç bir fırtına sizleri sarsmayacak, çelik gibi metânetiniz kırılmayacak

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[12]

Bu istid‘â, üç makama gönderilmiştir. Oradaki kardeşlerime bir me’haz olmak için gönderildi.

Yirmi seneden beri sabredip sükût eden bir mazlûmun şekvâsını dinlemenizi ricâ ediyorum.

Hürriyetin en geniş sûretini veren Cumhûriyet Hükûmeti’nde her bir hürriyetten men‘edildiğim hâlde, düşmanlarım benim aleyhimde her cihetle serbest olarak beni eziyorlar.

34

Hürriyet-i vicdân ve hürriyet-i fikr-i ilmiyeyi te’mîn eden Cumhûriyet Hükûmeti, ya beni tâm himâye edip, garazkâr, evhâmlı düşmanlarımı sustursun. Veyâhûd bana düşmanlarım gibi hürriyet-i kalem verip, müdâfaâtıma yasak demesin. Çünkü resmen, perde altında her muhâbereden men‘im için postahânelere gizli emir verilmiş. Su ve ekmeğimi getiren bir tek çocuktan başka kimse ile beni görüştürmemek için tenbîhât verildiği bir zamanda, eskiden beri benim muârızlarım fırsat bulup, tâm mahkeme-i temyîzin berâetimizi tasdîk ederek, mahkemedeki ehl-i vukūfun tahsîn ettikleri kitablarımı almak beklerken, o düşmanlarım, hiç münâsebetim olmayan bir iki mahrem risâlelerimi verdirip, sonra meslekçe benim aleyhimde bir iki ehl-i vukūfun eline geçirip, aleyhimde fenâ bir rapor hazırladıklarını işittim. Daha sabır ve tahammülüm kalmadı. Ben Hükûmet-i Cumhûriyenin bütün erkânlarına, belki dünyaya i‘lân ediyorum ki:

Kur’ân-ı Hakîm’in sırr-ı hakîkatiyle ve i‘câzının tılsımıyla, benim ve Risâle-i Nûr’un programımız ve mesleğimiz ve bilfiil semeresini gördüğümüz ve çalıştığımız ve gāye-i hareketimiz ve hedefimiz, ölümün i‘dâm-ı ebedîsinden îmân-ı tahkîkî ile bîçâreleri kurtarmak ve bu mübârek milleti de her nevi‘ anarşilikten muhâfaza etmektir.

İşte Risâle-i Nûr, üç ehl-i vukūf hey’etinin ve üç mahkemenin incelemesinden geçtiği hâlde, bu iki vazîfe-i kudsiyeden başka, kasdî olarak dünyaya, idareye, âsâyişe dokunacak ciheti olmadığından, yirmi sene hayâtım ve yüz otuz Risâle-i Nûr

35

meydanda, cerhedilmez bir hüccettir. Evet, mahkemece da‘vâ ettiğim ve benimle münâsebetdâr bütün dostlarımın tasdîki altında, yirmi seneden beri hiç bir gazeteyi okumayan, dinlemeyen ve bu kadar muhtâç olduğu hâlde istirâhatı için hiç mürâcaat etmeyen ve on seneden beri hükûmetin erkânlarını birkaçı müstesnâ olarak bilmeyen ve dört seneden beri dünya harbinden ve hâdisâtından hiç haber almayan ve merâk etmeyen bu bîçâre mazlum Saîd, hiç imkânı var mı ki, ehl-i siyâsetle uğraşsın ve idareye ilişsin ve âsâyişin ihlâline meyli bulunsun? Eğer zerre mikdâr bulunsa idi, karşımda kimler var, dünyada neler oluyor, bana kim yardım edecek? diye soruşturacaktı, merâk edecekti, karışacaktı, hilelerle büyüklere hulûl edecekti.

En elîm bir cüz’î hâdise şudur ki: Bir tecrîd-i mutlak içinde, her muhâbereden kesilmiş vaz‘iyetimden kurtulmak için hapse girmeye bir bahâne bulunuz ki beni hapse alsınlar, bu azâbdan kurtulayım diye bazı dostlarıma bir gizli mektûb elden göndermiştim. , benim bütün hayâtımın sermayesi ve netîcesi ve gāyet zînetli bir sûrette tezyîn edilmiş Risâle-i Nûr’dan, Denizli’de mahkemede bulunan kitablarıma yakın olayım ve teslîm almaya çalışayım. Maatteessüf aleyhimde olan oradaki ehl-i vukūftan bir tek adam beni müdâfaa ederken, o dahi mektûbumu görüp, hapse girmem için aleyhime hüküm vermeye mecbûr olmuş.

36

Beni hapislere sokan muârızlarımın bir bahâneleri de üç mahkemede ondan berâet kazandığım tarîkatçiliktir. Hâlbuki, Risâle-i Nûr’da dâimâ da‘vâ edip demişim: Zaman tarîkat zamanı değil, belki îmânı kurtarmak zamanıdır. Tarîkatsiz cennete gidenler çoktur, îmânsız cennete giden yoktur diye bütün kuvvetimizle îmâna çalışmışız. Ben hocayım, şeyh değilim. Dünyada bir hânem yok, nerede tekkem olacak? Bu yirmi sene zarfında, bir tek adam yok ki, çıksın desin: Bana tarîkat dersi vermiş. Ve mahkemeler ve zâbıtalar bulmamışlar. Yalnız eskiden yazdığım tarîkatlerin hakîkatlerini ilmen beyân eden Telvîhât Risâlesi var ki, bir ders-i hakîkattir ve yüksek bir ders-i ilmîdir, tarîkat dersi değildir.

Hürriyet-i vicdânı esas tutan Hükûmet-i Cumhûriyenin, elbette bu milletin milyarlar ecdâdının rûhları bağlandığı bir hakîkate ve onun yolunda dünyaya meydan okudukları olan îmân-ı tahkîkîyi gālibâne felsefeye karşı isbat eden bir eseri ve hâdimlerini himâye etmek, ehemmiyetli bir vazîfesidir. Yoksa o zayıf hâdimin ellerini bağlayıp, binler düşmanlarını ona saldırmak, hiç bir vecihle o cumhuriyetin düstûrları müsâade etmez. Cumhûriyet beni dinleyecek diye şekvâmı yazdım. Evet, حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖیلُ derim.

Emirdağı’nda bir tecrît-i mutlakta Saîdü’n-Nûrsî

37

[13]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Bana hizmet eden küçük bir Risâle-i Nûr talebesinin çoklar nâmına sorduğu suâline bir cevâbdır.

Suâl: Üstâdım, yağmur duâsı ve namazın netîcesi görünmedi, fâidesiz kaldı. İki üç def‘a bulut toplandı, yağmur vermedi, dağıldı. Neden?

Elcevab: Yağmursuzluk, bu çeşit duâ ve namazın vaktidir, illeti ve hikmeti değil. Nasıl ki güneş ve ayın tutulması zamanında küsûf ve husûf namazı kılınır ve güneşin gurûbuyla akşam namazı kılınır. Öyle de, yağmursuzluk, kuraklık, yağmur namazının ve duâsının vaktidir. İbâdet ve duânın sebebi ve netîcesi emir ve Rızâ-yı İlâhîdir, fâidesi uhrevîdir. Eğer namazdan, ibâdetten dünyevî maksadlar niyet edilse, yalnız onlar için yapılsa, o namaz battâl olur. Meselâ, akşam namazı güneşin batması için ve husûf namazı ayın açılması için kılınmaz. Öyle de, bu nevi‘ ibâdet, yağmuru getirmek için kılınsa yanlış olur. Yağmuru vermek, Cenâb-ı Hakk’ın vazîfesidir. Biz vazîfemizi yaptık, onun vazîfesine karışmayız.

Gerçi yağmur namazının zâhir netîcesi yağmurun gelmesidir, fakat asl-ı hakîkî, en menfaâtli netîcesi ve en güzel ve tatlı meyvesi şudur ki: Herkes o vaz‘iyetle anlar ki, onun ta‘yînini veren, babası, hânesi, dükkânı değil, belki onun ta‘yînâtını

38

ve yemeğini veren, koca bulutları sünger gibi ve zemîn yüzünü bir tarla gibi tasarrufunda bulunduran bir zât, onu besliyor, rızkını veriyor. Hatta en küçücük bir çocuk da, dâimâ aç olduğu vakit vâlidesine yalvarmaya alışmışken, o yağmur duâsında küçücük fikrinde büyük ve geniş bu ma‘nâyı anlar ki: Bu dünyayı bir hâne gibi idare eden bir zât, hem beni, hem bu çocukları, hem vâlidelerimizi besliyor, rızıklarını veriyor. O vermese, başkalarının fâidesi olmaz. Öyle ise ona yalvarmalıyız der, tâm îmânlı bir çocuk olur. Bu münâsebetle kısacık altı nokta beyân edilecek.

Birinci Nokta: Ni‘met ve Rahmet-i İlâhiyenin fiyatı, şükürdür. Biz şükrü hakkıyla vermedik. Evet, rahmetin fiyatını şükürle vermediğimiz gibi; zulmümüzle, isyânımızla gazabı celbediyoruz. Şimdi zemîn yüzünde zulüm ve tahrîbât, küfür ve isyan ile, nevʻ-i beşer tâm tokada kendini müstehak etti ve dehşetli tokatlar yedi. Elbette bir parça hissemiz de olacak.

İkinci Nokta: Hadîste var ki: Hatta deniz dibindeki balıklar dahi günâhkâr ve zâlimlerden şekvâ ediyorlar ki, onların yüzünden yağmur kesilir, hatta bizim de nafakamız azalır derler. Evet, bu zamanlarda öyle günâhlar, zulümler olur ki, rahmet istemekte yüzümüz kalmıyor, ma‘sûm hayvanlar da yüzümüzden azâb çekerler.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç