BEŞ RİSÂLEBirinci Söz

1

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ

وَبِهٖ نَسْتَعٖینُ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖینَ وَالصَّلٰوةُ وَالسَّلَامُ عَلٰی سَیِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓی اٰلِهٖ وَصَحْبِهٖٓ اَجْمَعٖینَ

Ey kardeş; Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için askerlik temsîlâtıyla sekiz hikâyecikler ile birkaç hakîkati nefsimle beraber dinle. Çünki ben, nefsimi herkesten ziyâde nasihate muhtâç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifâde ettiğim Sekiz Sözü, biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avâm lisânıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse, beraber dinlesin.

2

[Birinci Söz]

بسم اللّٰە her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim Şu mübârek kelime, İslâm nişânı olduğu gibi, bütün mevcûdâtın lisân-ı hâliyle vird-i zebânıdır. بسم اللّٰە ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak dinle. şöyle ki:

Bedevî arab çöllerinde seyâhat eden adama gerektir ki, bir kabîle reîsinin ismini alsın ve himâyesine girsin. şakîlerin şerrinden kurtulup, hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyâcâtına karşı, perişan olacaktır. İşte böyle bir seyâhat için, iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevâzi‘ idi, diğeri mağrûr. Mütevâzi'î, bir reîsin ismini aldı. mağrûr almadı. Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir kātıu’t-tarîka rast gelse, der: Ben felân reîsin ismiyle gezerim. Şakî def‘ olur, ilişemez. Bir çadıra girse, o nâm ile hürmet görür. Öteki mağrûr, bütün seyâhatinde öyle belâlar çeker ki: ta‘rîf edilmez. Dâimâ titrer, dâimâ dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezîl oldu.

3

İşte ey mağrûr nefsim: Sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihâyetsizdir. Mâdem öyledir. şu sahrânın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al. Tâ bütün kâinâtın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet bu kelime öyle mübârek bir definedir ki: senin nihâyetsiz aczin ve fakrın, seni nihâyetsiz kudrete, rahmete rabtedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbûl bir şefâatçi yapar. Evet bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki, askere kaydolur. Devlet nâmına hareket eder. Hiç bir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun nâmına, devlet nâmına der. her işi yapar. her şeye karşı dayanır. Başta demiştik:. Bütün mevcûdât, lisân-ı hâl ile Bismillâh der, Öyle mi?

Evet; nasıl ki görsen, bir tek adam geldi. Bütün şehir ahâlisini cebren bir yere sevk etti. ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi nâmıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki, o bir askerdir. Devlet nâmına hareket eder. Bir padişah kuvvetine istinâd eder. Öyle de, her şey Cenâb-ı Hakk’ın nâmına hareket eder ki:

4

zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyorlar. dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek her bir ağaç, Bismillâh der. Hazîne-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyorlar. Bizlere tablacılık ediyorlar. Her bir bostan, Bismillâh der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit, pek çok muhtelif lezîz taâmlar, içinde beraber pişiriliyor. Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar, Bismillâh derler. Rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olurlar. Bizlere, Rezzâk nâmına en latîf, en nazîf âb-ı hayât gibi bir gıdayı takdîm ediyorlar. Her bir nebât ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillâh derler. Sert olan taş ve toprağı delerler, geçerler. Allâh nâmına, Rahmân nâmına derler. Her şey onlara musahhar olur.

Evet havada dalların intişârı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhûletle intişâr etmesi ve yer altında yemiş vermesi, hem şiddet-i harârete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabîiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor. ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve harâret dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki: o ipek gibi yumuşak

5

damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ as gibi فَاضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakederler. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nâzenîn yapraklar, birer a‘zâ-yı İbrâhîm as gibi, ateş saçan harârete karşı یَا نَارُ كُونٖی بَرْدًا وَسَلَامًا âyetini okuyorlar. Mâdem her şey ma‘nen Bismillâh der. Allâh nâmına Allâh’ın ni‘metlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi Bismillâh demeliyiz. Allâh nâmına vermeliyiz Allâh nâmına almalıyız. Öyle ise, Allâh nâmına vermeyen gāfil insanlardan almamalıyız.

Suâl: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sâhibi olan Allâh, ne fiyat istiyor? Elcevab: Evet; o Mün‘im-i Hakîkî, bizden o kıymetdâr ni‘metlere mallara bedel istediği fiyat ise, üç şeydir:. Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. Başta Bismillâh, zikirdir. Âhirde Elhamdülillâh, şükürdür. Ortada, bu kıymetdâr hârika-i san‘at olan ni‘metler, Ehad-i Samed’in mu‘cize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek, fikirdir. Bir padişahın kıymetdâr bir hediyesini sana getiren bir miskîn adamın ayağını öpüp, hediye sâhibini tanımamak, ne derece belâhet ise, öyle de

6

zâhirî mün‘imleri medih ve onlara muhabbet edip Mün‘im-i Hakîkî’yi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir. Ey nefis; Böyle ebleh olmamak istersen, Allâh nâmına ver. Allâh nâmına al. Allâh nâmına başla. Allâh nâmına işle. Vesselâm.

Saîdü’n-Nûrsî

7

[Bir kısım kardeşlerime husûsî bir mektûbdur]

Yazıda usanan; ve ibâdet ayları olan şuhûr-u selâsede, sâir evrâdı, beş cihetle Hâşiyeibâdet sayılan Risâle-i Nûr yazısına tercîh eden kardeşlerime, iki hadîs-i şerîfin bir nüktesini söyleyeceğim.

Birincisi: یُوزَنُ مِدَادُ الْعُلَمَٓاءِ بِدِمَٓاءِ الشُّهَدَٓاءِ ev kemâ kāl; Yani Mahşerde ulemâ-yı hakîkatin sarf ettikleri mürekkeb, şehîdlerin kanıyla muvâzene edilir, o kıymette olur. İkincisi: مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتٖی عِنْدَ فَسَادِ اُمَّتٖی فَلَهُٓ اَجْرُ مِائَةِ شَهٖیدٍ ev kemâ kāl; Yani Bid‘aların ve dalâletlerin istîlâsı zamanında, sünnet-i seniyeye ve hakîkat-i Kur’âniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehîd sevâbını kazanabilir.

Ey tenbellik damarıyla yazıdan usanan ve ey sofî meşreb kardeşlerim. Bu iki hadîsin mecmûu gösterir ki:, Böyle bir zamanda hakāik-i îmâniyeye ve esrâr-ı şerîate ve sünnet-i seniyeye hizmet eden mübârek hâlis kalemlerden akan siyah nûr; ve âb-ı hayât hükmünde olan mürekkeblerin bir dirhemi, şühedânın yüz dirhem kanı hükmünde yevm-i mahşerde size fâide verebilir. Öyle ise onu kazanmaya çalışınız. Eğer deseniz:, Hadîste âlim ta‘bîri var. biz, bir kısmımız yalnız kâtibiz?

8

Elcevab: Bir sene bu risâleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabûl ederek okuyan, bu zamanın mühim hakîkatli bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa da, mâdem Risâle-i Nûr şâkirdlerinin bir şahs-ı ma‘nevîsi var. şübhesiz o şahs-ı ma‘nevî, bu zamanın mühim büyük bir âlimidir. Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı ma‘nevînin parmaklarıdır. Kendi nokta-i nazarımda liyâkatsiz olduğum hâlde, haydi hüsn-ü zannınıza binâen, bu fakîre bir üstâdlık ve tebeiyet noktasında bir âlim vaz‘iyetini verdiğinizden, bağlanmışsınız. Ben ümmî ve kalemsiz olduğum için, sizin kalemleriniz benim kalemim sayılır. hadîste gösterilen ecri alırsınız

Saîdü’n-Nûrsî

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç